IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Kur’ân-ı Hakîm Meâli Semantik Analizli, Açıklamalı ve Yorumlu

27 10 2020

İslâm Felsefesi Ana İlim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Yakıt, eserinin adında kullandığı ‘semantik’ kelimesini şöyle açıklıyor:

Dil felsefesi açısından, ‘Semantik’ kelimesi, ‘anlam veren, anlamlayan, anlamını belirten’ demektir. Buradan hareketle bir disiplin olarak ‘semiologie=anlam bilimi’ doğmuştur ki buna Arapçada ‘ilmu’l-ma’nâ=anlam bilimi’ terimi karşılıktır.

Semantik, bir bilim dalı olarak, kelimelerin anlamlarını analiz eder, etimolojik kökten itibâren târih boyunca kazandığı müştakların (aynı kökten çıkmış / türetilmiş kelimelerin) ve anlamlarının bir analizini verir. Hangi anlamın sonradan girdiği, hangi anlamın çarpık ve kökten uzak olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Bir kelimenin veya bir kavramın semantik analizini yapabilmek için ilkin o kelimenin veya kavramın etimolojisi (kelimelerin kökenlerini inceleyen ilim) bilinmelidir. Daha sonra semantik kurallar gereği târih boyunca diğer anlamları ve o kelimeden türetilen diğer kelimelerin anlamlarını tespit etmek gerekir. Bu işlemlerden sonra etimolojideki anlam esas tutulmak kaydıyla hepsinde gizli olan bu kök anlamı aranmalıdır. Buna uygun olmayanlar sonradan kazandırılmış anlamlardır. Uygun olanlar zâten semantik tanıma hazırdır. Semantik tanımlar esas itibâriyle dilin mantık örgüsüne uygundur. Etimolojik sözlüğü tam olarak hazırlanmamış bir dilin kelimelerinin semantik analizini yapmak mümkün olmaz. Semantik analizi yapılamayan bir dil üzerine ilmi terminoloji (terim ilmi) oturtulamaz. Bugün semantiği yapılabilen ilme temel olmuş diller bilindiği kadarıyla; Sanskritçe, Grekçe, Arapça ve Latincedir. Bugün Avrupa dillerinin bile kendi etimolojileri Grekçe ve Latince üzerinden yapılmakta, semantik analizleri de bu dillerden gelen kelimelere göre yürütülmektedir. Meselâ İngilizcenin kendi başına bir semantiği yoktur. Zira İngilizcede bir fonetik birlik yoktur. Çünkü pek çok kelimesi müstemlekelerden toplanmış olduğundan etimolojileri de farklıdır. Türkçemiz, semantik analize uygun bir görünüm arzetmekte ama târihî ihmaller sebebiyle etimolojisi tam hazırlanmamıştır.

Prof. Yakıt’ın verdiği detay bilgilerden ve örneklerden anlaşıldığına göre, semantik ilminden faydalanmaksızın Kur’ân-ı Kerîm’i tam olarak anlayabilmek mümkün değildir.

Kur’ân ve Semantik Metot’ ilişkisini de şöyle açıklıyor:

Konuyu Kur’ân açısından ele alırsak meselenin ne kadar önemli olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Kar’ânî kavramların semantik analizleri, Kur’ân'ı çok daha iyi ve doğru anlamamıza yarayacaktır. Kar’ân'daki temel bazı kavramların öz Arapçada kökünü aramak gerekir. Tâbiri câizse kelimelerin deveden örneklerini bulmaktır. Eğer deveden örneği yoksa doğadan ve diğer canlılardan örneğe geçilmelidir. Mesela: ‘şûrâ’, ‘istişâre’ kelimesini ele alalım.

Şûrâ’ kelimesi Ş-V-R kökünden gelir. Bu, kök ‘açığa çıkarmak ve toplamak’ anlamındadır. Yalnız Klâsik Arapçada arının çiçeklerden bal toplamasına verilen addır. Kovandan bal peteklerini (meşar) almak için de kullanılır. Nitekim istişâre yapmak için yapılan danışmaya ‘Şûrâ’ denmesi adeta çiçeğe benzetilen akıllardan, fikirlerin ve düşüncelerin açığa çıkarılarak toplanmasıdır. Tıpkı arının çiçeklerden bal toplamasında olduğu gibi, hatta kovanlardan toplanmış balları almak gibi akıl çiçeklerinden fikirler çıkarmaya ve toplamaya veya danışılan kişilerdeki fikir ballarını toplayıp almaya da ‘Şûrâ’ veya ‘meşveret’ (danışma, akıl alma işlemi) denmiştir. Ayrıca, arılardaki iş birliği ile bal yapmaya da işâret vardır. Etimolojiden çıkarılan semantik anlamlar kısaca böyledir.

Öyleyse semantik metot Kur’ân’ın metodudur. Zaten Kur’ân diğer yandan kendi sistematiği içinde âyetleri birbiriyle tefsir etmekte, bir âyete verilen anlamın diğer âyetlerle tevfıki vurgulanmakta ve insanoğlu âyetler üzerinde tefekküre dâvet edilmektedir. Semantik analizler sâdece kavramlarda değil, kontekslerde (metin içerisinde cümlenin diğer öğelerine göre sözün gelişi) ve stilistik anlatımlarda (üslûp -  anlatım bilimi) da görülür. Konteks semiyolojisi (belirtilerden yola çıkılarak anlamaya çalışmak) diyebileceğimiz bu özellik Kur’ânî icazda (sözü anlaşılır ve kısa söyleme sanatı)  daha sık rastlanmaktadır.

Kur’ân’da semantik olarak analizi yapılacak kelime sayısı zannedildiği kadar çok değildir. Temel ve kilit kelimelerin analizleri yapılmalıdır.

Meal Hakkında ise şu bilgiler veriliyor:

Kur’ân aslında Arapça olarak Hz. Peygamber’in şahsında istisnâsız bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen bir kitaptır. Şu hâlde bütün insanlığa tebliğ edilmesi, bütün insanların Kur'ân'ın içeriğinden haberdar olması gerekmektedir. Bunun için iki ihtimalden birisi olacaktır: Ya dünyada herkes oturup Arapça öğrenecek yahut da Kur’ân dünya dillerine çevrilecek. Herkesin Arapça öğrenmesi hem mümkün değil hem de gereksizdir. Öyleyse tek ihtimal kalıyor; Kur’ân diğer dillere çevrilmelidir. Zaten Kur’ân ırkların ve dillerin farklı farklı olmasını Cenab-ı Hakk'ın varlığının delillerinden sayar.

Bir metnin bütün özellikleriyle birlikte bir dilden başka bir dile tam anlamıyla çevrilmesi mümkün değildir. Mütercim metne sâdık kalırsa, tercüme hiç güzel olmaz. Tercüme güzel olsun derse metne tam sâdık kalamaz. Nitekim ünlü bir İtalyan sözü vardır: ‘Her tercüman hâindir.’ Yâni tercümanlar, metne sâdık kalmazlar, ihanet ederler demektir. Kısaca her dilin kendine göre özellikleri var. Hiçbir tercüme aslının yerini tutmaz.

Hele ilâhî vahiy olan Kar’ân'ı çevirmek ise tam anlamıyla mümkün değildir. Bunun için âyetleri kelime kelime tercüme etmek ise hiç mümkün değildir. Bâzen kelimelerin anlamları kullanıldığı yere göre değişiyor. Bir kelime bâzen birden çok anlam ifâde ediyor. Bunun hangisi oraya daha uygun kestirilemiyor. İşte bunun için ‘çeviri’, ‘tercüme’ demekten ziyâde ‘meâl’ kelimesi kullanılır. Meâl, sözlükte ‘bir sözün lafzen ve harfiyen değil, mânâ ve mefhum cihetiyle aktarılmasıdır.’ Bu sebeple ‘meâl’ kelimesi bütün Kur’ân çevirileri için yaygın olarak kullanıla gelmiştir. Kur’ân, ‘anlaşılmaz bir kitap’ olmadığı gibi, asla tercüme edilemez bir kitap da değildir, Hiçbir tercüme veya meâl aslının yerini tutmaz. Bâzı ifâdeleri kapalı gibi gözükse de Kur’ân açık bir kitaptır ve anlaşılmak için nazil olmuştur. O, amacını bâzen öyle zengin ve derin kelimelerle ifâde eder ki bunun karşılığını bir başka dilde bulamazsınız. Kur’ân bâzı yerlerde kısa ve özlü anlatım tarzını benimser, bir deyimle sorunu çözer. Aslında ne kastettiği açıktır. Arapçaya yeterince vâkıf olunmazsa sözün ne anlama geldiği tam olarak kavranılamaz. Her dil farklı bir dünya görüşü, farklı bir kültür ve coğrafyalara mensup toplumların günlük hayatındaki kavram ve tasavvurların ürünü olduğu için, bir dildeki deyim, bir başka dilde olup olmadığını veya ne anlam ifâde ettiğini meâlcinin araştırması gerekir. Unutmamak gerekir ki her meâl aslında bir yorumdur. Her yorum da kendi içinde bir tefsirdir.

Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın titizlikle hazırladığı emek ürünü eser, 15 X 24,2 santim ölçülerinde lüks ıvory kâğıda basılı olarak göz ve gönül alıcı güzellikte bir cilt içerisinde okuyucuya sunulmuştur.

Muhtevâsı kadar, bir bölümü iktibas edilebilen umûmî bilgiler de son derece mühimdir.  Her sûre hakkında önce birkaç satırla efrâdını câmi, ağyarını mâni bilgiler veriliyor, sonra da mısra-ı berceste (seçme ifâdeler) kabilinden müfit ve muhtasar (faydalı ve kısa) mealler veriliyor. Dipnotlarda ise gölgede kalan hususlara açıklık getiriliyor.

Şüphesiz Müslüman Türk’e âit her evde, mutlaka birkaç adet meâl ve tefsir kitabı bulunur. ‘Kur’ân-ı Hakîm’ isimli eserin ise ayrı ve seçkin bir yeri vardır.

Gerek bu çok değerli eseri hazırlayan Prof. Dr. İsmail Yakıt Beyefendi gerekse eseri en mükemmel görünümle okuyucuya sunan Ötüken Neşriyat’a, gönül dolusu teşekkürler, duâlar…

(Parantez içerisindeki açıklamalar, sayfayı hazırlayana aittir.)

 

 

 

  

Prof. Dr. İSMAİL YAKIT:

     1950'de Denizli'nin Tavas İlçesi Kızılcabölûk Bucağı'nda dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu memleketinde, liseyi Denizli'de bitirdi. Yüksek tahsilini Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde (1970-1974) tamamladı. Millî Eğitim Bakanlığı tarafindan burslu olarak Fransa'ya gönderildi. Sorbonne Üniversitesi'nde Doktora yaptı (1974-1979). Doktora tez çalışmaları sırasında, Sorbonne Üniversitesi'nde Mukayeseli Felsefeler Dalı’nda İhtisas Diploması aldı (1976). Kahire Üniversitelerinde araştırmalarda bulundu (1976-1977). Paris Tıp Fakültesi'nin Juvisy Dokümantasyon Merkezinde araştırmalar yaparak Anthropologie biologique sertifikası aldı (1978). 1979'da İslâm Felsefesi ve Mukayeseli Felsefeler dalında Sorbonne Üniversitesi'nde hazırladığı evrim teorileri üzerindeki Doktora tezini Pekiyi dereceyle savunarak yurda döndü. Erzurum Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler (İlahiyat) Fakültesi'ne Dr. Asistan olarak girdi (1980). KKTC'nde Yedek Subay olarak askerlik yaptı (1980-1981). Yardımcı Doçent oldu (1982). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Türk-İslâm Düşüncesi Târihi Anabilim Dalı'na naklen tâyin oldu (1984). Doçent oldu (1986). İslâm Felsefesi Profesörlüğüne yükseltildi ve akabinde Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanlığı'na tâyin edildi (1993). Üç dönem arka arkaya dekanlık yaptı 1993-2003). Bu arada Sosyal Bilimler Enstitüsü Kurucu Müdürlüğü görevini de yürüttü (1993-1999). Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü Bilim Târihi ve Felsefesi Anabilim Dalı Başkanlığına tâyin edildi (2010). Burada bir dönem Felsefe Bölüm Başkanlığı da yaptı (2014-2017). 2017 yılı Temmuz ayında yaş haddinden emekli oldu.

     Fransızca ve Arapça bilen Prof. Dr. İsmail Yakıt'ın birçok yayını bulunmaktadır. Çalışmalarının bir kısmı İngilizce, Fransızca, İspanyolca Arapça, Almanca, Özbekçe, Uygurca ve Japoncaya çevrilmiştir. 140’ın üstünde millî ve milletlerarası kongre, panel ve sempozyumlarda yayımlanmış bildirisi ve millî ve milletlerarası dergilerde yayımlanmış 70'in üstünde makalesi vardır.

     Telif Kitapları:

1-İhvan-ı Safa Felsefesinde Bilgi Problemi (1992); 2-Türk İslâm Kültüründe Ebced Hesabı ve Târih Düşürme (2017); 3-Batı Düşüncesi ve Mevlâna (Üçüncü Baskı 2013); 4-Atatürk ve Din (2016);  5-İslâm'da Bilim Târihi (2002); 6-Arşiv Belgeleri Işığında Kızılcabölük (2002); 7-Yunus Emre’de Sembolizm: Çıktım Erik Dalına (2015); 8-Türk-İslâm Düşüncesi Üzerine Araştırmalar, (İkinci Baskı 2013); 9- Osmanlı Araştırmaları (2002); 10-Hz. Peygamberi Anlamak (4. Baskı 2017); 11-Kur’ân’ı Anlamak (4. Baskı 2017); 12-İslâm'ı Anlamak (3. Baskı 2017; 13-Geçmişten Günümüze Uzunpınar (Pınarlar 2009); 14-Zaman Değirmeni (Dörtlükler, 2009); 15-Yakut'tan Târihler (2. Baskı, 2012); 16-Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine (2. Baskı 2015; 17-Mevlâna'da Aşk Felsefesi (3. Baskı, 2013); 18-Hatıralarıyla İz Bırakanlar (2016); 19-Türklüğü Tartışılan Meşhurlar (2016).

     Tercüme ettiği eserler:

20-İbn Sînâ Felsefesi ve Ortaçağ Avrupa'sındaki Etkileri, (A.-M. Goichon'dan, 3.Baskı, (2000);                         21-İbn el-Arabî ve Fahreddin el-Râzî'nin Düşüncesinde İlâhî ‘BEN’ ile Beşerî ‘BEN’, (R. Arnaldez'den 1985); 22-Farâbî Galenos'u Niçin Eleştirdi? Farâbî'nin ‘Er-Reddu Ala Câlinus adlı kitabının tercümesi: ‘Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine’ adlı kitabımızın içinde; 23-Galenos'un ‘Erdemli Tabip Bir Filozof Olmak Zorundadır’ Adlı Eseri, ‘Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine’ adlı kitabımızın içinde.

İletişim için: ismailyakit@gmail.com  //  www.ismailyakit.com 

 

 

TÂRİHTEN HİKÂYELER:

Mehmet Yıldızgil, 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 200 sayfalık eserinde, ders alınabilecek yaşanmış olaylardan bir demet hazırlamış. Bunlardan birinde; Hitlerin baskılarından kaçıp Türkiye’ye sığınan Yahudi asıllı Alman ekonomi profesörü Fritz Neumark (1900-1991) tarafından söylenen ibretlik bir ifâde var. Türk öğrencilerder biri sormuş: ‘Hocam, Avrupalılar bizi niçin sevmiyorlar? Müslümansak, İslâmiyet’i Arap ve Farslardan aldık. Bize duydukları kadar onlara kin duymuyorlar.’ Ünlü Neumark gülümseyerek şöyle cevap vermiş: ‘Siz olmasaydınız, İslâmiyet Avrupalıların gitmek zahmetine katlanmadıkları Hicaz çöllerinin bazı bölümlerinde kalırdı.

Siz olmasaydınız Anadolu ve Kuzey Afrika kesinlikle Avrupalıların olurdu. Tekrar ayağa kalktığınız gün Batı’nın târihi yeniden yazılır. Ruhunuza kavuştuğunuz zaman Avrupa’nın durumu çok şüpheli hâle gelir.’

Prof. Neumark’ın, Türkçemiz hakkında da dikkate alınması gereken, derin derin düşündüren tespitleri var. 2020 yılında yayınlanan kitaptan okunabilir.

PARANA YAYINLARI: Ömerli Mahallesi Terme Sokağı, Kiptaş Sitesi C-6 Apartmanı Nu: 4 F/17 Arnavutköy, İstanbul. Telefon: 0.212-699 20 10 Belgegeçer: 0.212-20 20

 e-posta: bilgi@paranayayincilik.com  // www.paranayayincilik.com

ATABEYLİKLER

Atabeylik, genelde padişah hocası olarak karşımıza çıkmakta ise de çoğu kere de şehzade eğiticisi olan bu kişiler zaman zaman da ölen Sultan'ın dul eşi ile evlenerek şehzadenin hem hocası ve hem de babalığı görevini üstlenmiştir. Bundan dolayı da devlet yöneticiliği yönü ağır basmıştır. Tabi bu dönemle ilgili fazla bir bilgi ve belge bulunmadığından mevcut bilgiler sathî kalmaktadır.

Oğuz geleneklerine bağlı, büyük kabilelere dayanan ve devletin aslını oluşturan bu Selçuk sülalesinin daha İslâmiyet'i kabulünden önceki dönemlerde atabeylik müssesinin var olduğu söylenebilir. Yani; Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Karluklar ve diğerleri kabileler, yeni devletler de aslını adı geçen kabile olmak üzere diğer kabilelerden meydana gelen konfederasyonlar tarafından kurulduğunu ifâde edenler vardır. Atabeylik müessesesi Selçuklular devrinde meydana gelmiş değildir. Türklere ait ve eski bir ictimaî ve siyâsî müessese olarak olarak ortaya çıktığı görülmektedir.

Atabeylik veya yeni devlet olarak ortaya çıkan yaklaşık otuza yakın devlet veya devletçik ortaya çıkmıştır. Bilhassa Haçlılara karşı mücâdele etmişlerdir.

 Dr. İsmâil Hakkı Mercan, 2020 yılında yayınlanan 14 X 21 santim ölçülerindeki 235 sayfalık eserinde konuyu bütün teferuatı ve örnekleriyle anlatıyor. 

BERİKAN YAYINEVİ:

Kültür Mahallesi, Kızılırmak Caddesi Nu: 61 Gonca Apartmanı Dâire: 6 Kızılay, Çankaya, Ankara.

Telefon: 0.312-232 62 18 Belgegeçer: 0.312-232 14 99 e-posta: berikan@berikanyayinevi.com  www.berikanyayinevi.com 

 

İNSANLIĞA YÖN VEREN SÖZLER

Ateş İsmail Çalışır, eserinde insanı cihanşümul bir bütünlük içinde kavramaya, hayatın güzelliğinin, harikuladeliğinin farkına varmaya ve okuyucuyu hayatın özüyle karşı karşıya getirmeye çalışıyor.

Hayata dâir bütün ifâdelerde rüyâlarımıza ve duygularımıza tercüman olmasını istediğimiz derin sözlerde ‘vicdan’ ölçüsü vardır ve olmalıdır da. Zira derin mânâlı kelimeler, Lerna Bataklığı’nın kötülük kalesi olmuş bir dünyada kurtuluş imkânının bileği taşıdır.

Birinin itaati diğerinin üstünlüğünü; birinin mazoşizmi diğerinin sadizmini beslerken merhametsiz dünyada, ‘vicdan’ ölçüsünden faydalanabilmek için hassasiyet gösteren sözlerin yer aldığı bir kitaptır. Biz insanları güven verici, tanıdık titreşimlerle hüzün bulaşığı garip bir insanlık devrimine çağırıyor. Eser, psikolojik, târihî, iktisâdî ve başka sosyokültürel faktörlerden doğan bilgilerden oluşuyor.

16 X 24 santim ölçülerinde 571 sayfalık kitap, Ağustos 2020’de yayımlandı.

GECE KİTAPLIĞI:                                                                                                                                            Kızılay Mahallesi, Fevzi Çakmak 1. Sokak, No: 22/A Çankaya / Ankara. Telefon: 0.312-384 80 40

e-posta: gecekitapligi@gmail.com // www.gecekitapligi.com 

KISA KISA… KISA KISA…

1-KIRIM TÜRKLERİ: Metin Erendor / Kamer Yayınları.  

2-DORIAN GRAY’IN PORTRESİ: Oscar Wilde-Ferit Burak Aydar / Turkuvaz Kitap.

 3-BEYİNDEKİ İKNA KODU: Dr. ChristopheMorin + Paktrick Renvaise – Zeynep Hâle akman / Maltepe Üniversitesi Kitapları.

4-KURULUŞ / Mekteb-i Sultânî’den Galatasaray Spor Kulübü’ne Türkiye’de Futbol’un Erken Çağı: Melih Şâbanoğlu / Vakıfbank Kültür Yayınları.

5-ROMANOVLARIN SON EVİ: John Boyne / DeliDolu Yayınları.