IMG-LOGO
Röportaj

‘Huzurlu ve Saadet İçerisindeki Yuva Cennetin Dünya Şubesidir.’ İstanbul Müftülüğü Baş Vaizi Mustafa Akgül Anlatıyor.

25 10 2020

Oğuz Çetinoğlu: Ailede olması gereken en önemli unsur nedir Hocam?

Mustafa Akgül: Huzur ve saadettir. Bu ikisi olmazsa aile yuvasını devam ettirmek güçleşir. Huzursuzluk, karşılıklı güven duygusu, dayanışma ve bedbinlik devam ederse aile müessesesi çöker.

Çetinoğlu: Peki, Hocam, huzur ve saadetin oluşması için nelere ihtiyaç var?

Akgül: Birbirleriyle şu veya bu şekilde bağları olan insanlar, arasında huzur ve saadetin oluşması için evvel emirde birbirlerinin sevinçlerine, kederlerine, endişelerine ve ümitlerine ortak olmalılar.

Çetinoğlu: Sohbetimizin konusu, ailede huzur ve saadet olduğuna göre biribirleriyle irtibatlı kişiler, evin beyi ve eşi hanımefendidir. Nâzım rol kimdedir?

Akgül: Yerine göre her ikisindedir. İnsanları kategorize etmek doğdu da değildir, mümkün de değildir. Mümkün değildir. Çünkü her bir insan, ayrı bir dünyadır. Teşbihte hatâ olmayacağı özdeyişinden hareketle; insanları lokomotif ve vagon olarak iki grupta mütalâa edebiliriz. Lokomotife bağlı vagonlar olmasa, lokomotif ancak kendisini bir yerden bir yere götürebilir. O muazzam güç, yalnızca kendisine hizmet eder, kimseye faydası olmaz. Vagonların önünde lokomotif olmazsa, onlar da hareket edemezler. Hangisinin daha değerli olduğu tartışılamaz. İkisi de değerli, ikisi de faydalı ve lüzumludur. Lokomotif tabiatlı insanlarla vagon tabiatlı insanlar da aynen bu şekildedir. İnsanın en mükemmeli gerektiğinde lokomotif, gerektiğinde vagon olabilmelidir.

Aile hayatında da böyledir. Evin beyi veya hanımı tek başına veya ikisi birden dâima ve mutlaka lokomotif olma iddiasında bulunursa ailede huzur olmaz. Yerine göre bey, yerine göre hanım lokomotif olmalı.

Bey eve geldiğinde üzüntülü ise hanımı, yumuşak ifâdelerle sebebini öğrenmeye çalışmalı, hanım üzüntülü ise, bey sebebini öğrenmeli, teselli etmeli, Muhatabının sevinçli olduğu hissedildiğinde de sevincine ortak olmalı. Her iki durumda da ilk hareket eden, ilk sözü söyleyen lokomotiftir, devamında rolünde değişiklik olabilir. Hoşgörüyle karşılanmalı.

Çetinoğlu: Başka tavsiyeleriniz de olacaktır mutlaka…

Akgün: Kalpleri yaklaştırıcı olduğunda hiç şüphe olmayan, Efendimiz (s.a.v.)'in de insanlara karşı vazgeçilmez bir görev olarak gösterdiği teşekkür etme fiili, çok basittir, kolaydır ve çok etkilidir. Eşler birbirlerine her vesile ile teşekkür etmelidir.

Çetinoğlu: Teşekkür etmeyi, özür dilemek gibi küçültücü bir hareket olarak algılayanlar var…

Akgül: Tamâmen yanlış bir düşünce. Bu düşünce ile hareket edilen evde huzur ve saadet tesis edilemez. Onlara, Peygamber Efendimizin bir hadisini hazırlatayım:  ‘İnsanlara teşekkür etmeyen Allah (c.c.)'a da şükretmez.’ (Ebû Dâvûd,Edeb: 11)

 Bir hanım eşini memnun etmek için bir ayakkabı bir gömlek alsa, bir ödeme yapması gerekir ama akşam eve gelen kocasına ‘Allâh (c.c.) razı olsun, Allah (c.c.) seni bizim üzerimizden eksik etmesin, bunca çalışıp yoruluyorsun, akşam da eve gelirken de paketler doldurup yük çekiyorsun. Sana candan teşekkür ediyorum’ dese bir ödeme yapması gerekmediği gibi kocasının akşama kadar olan yorgunluğunu da sıfırlar.

Bir erkek hanımını memnun etmek için bir eşarp, bir manto almak istese bir şey ödemesi gerekir. Ama aynı erkek akşam sofraya oturup yemeğini yerken, ‘Hanım Allâh (cc.) senden razı olsun, çocukların bunca sıkıntısına rağmen, koca evin temizliği kolay değilken, bir de bu güzel yemekleri pişirmişsin, sana cân-ı gönülden teşekkür ediyorum’ dese hiçbir ödeme yapmasına gerek olmadığı gibi hanımının akşama kadar olan yorgunluğunu da sıfırlamış olur.

Yan etkisiz bir reçete daha: Kadın/Erkek bir ay süre ile eşinize ‘SULTANIM’ diye hitap edin evinizin ikliminin değiştiğini göreceksiniz. Zararı yok ilk günlerde ‘Bu da nereden çıktı?’ desin siz devam edin. Netice bir ay sonra alınacaktır.

Çetinoğlu: İbâdetle alâkalı olarak neler söyleyeceksiniz?

Akgün: Kur’ân-ı Kerîm insan makinasının kullanma târifnâmesidir. Kur'ân'a göre hareket eden mutlu olur.

Her fabrika yaptığı makine veya cihazın yanına küçük bir kitapçık koyar. Bu kitapçığın mânâsı; ‘bu makinadan randıman almak istiyorsanız bu târifnâmeye uygun hareket edin’ demektir. İnsan makinasını yaratan Cenab-ı Allah da Kur'ân-ı Kerîm'i göndermiş, ‘insan denen varlık iki dünyada da mes’ut ve bahtiyar olmak istiyorsa bu kitaba göre hareket etsin’ demiştir. Aksi halde ne olur diye sormaya kalkmayalım, ne olduğunu görmüşüz, görüyoruz. İnananların o kitaba göre hareket ettiği dönemlerde nasıl mutlu olduğunu târihler açıkça yazıyor. Keşfedileni yeniden keşfetmeye gerek yok.

İbâdetlerin ahirette kazandıracağı nimetler ayrıdır. Biz dünyada mes’ut olabilmek için de ibâdetlerin yapılmasını vazgeçilmez şart olarak görüyoruz. Delilimiz de her türlü şana şöhrete, her türlü paraya mülke sâhip oldukları halde mutlu olamayıp intihar eden meşhurlardır. Dizel motorun yakıtı mazottur. Çok seviyor olsanız bile siz onu sütle, zeytinyağı ile tereyağıyla çalıştıramazsınız. İnsanı yaratan Allâh (c.c.) da insanın ancak Allah'ı zikirle, ibâdetle mes’ut olacağı kanununu koymuştur. İnsanı ne kadar severseniz sevin, onu ibâdetsiz, Kur'ân'sız, zikirsiz mutlu kılmanız mümkün değildir.          

Dünyada bir kısım evlerin cehennem şubesi, bir kısım evlerin de cennet şubesi olduğu bir gerçektir. Şâyet bizim hânemiz cehennem şubesi ise onu cennet şubesine çevirebilmek için haramlardan vazgeçmemiz, hatâlarımızdan özür dilememiz, benliklerden kurtulmamız, Allâh'a ibâdet etmemiz vazgeçilmez görevlerdir. Bunları yapmak mı, devamlı cehennem şubesinde yaşamak mı daha zordur, takdiri size bırakıyorum.

Çetinoğlu: Bâzı insanlar serbestiyet taraftarıdırDisiplini sevmezler. Ailede disiplin hakkında neler söylemek istersiniz?

Akgül: Evin disiplini, erkek ve eşi ile birlikte oluşturulur. Hanımlar beylerinin, çocukların daha iyi yetişmesi için koyduğu veya birlikte hazırladıkları disiplin kurallarını bozmaya ve hafifletmeye, yumuşatmaya teşebbüs etmemeliler. . Bunu yapmakla çocuklara merhamet etmiş olmazlar. Ölçüsüz bir merhamet gösterilmiş olunur ki o da merhamet değildir. Unutmayın ki çocukların annesi ise, evin beyi de çocukların babasıdır, düşmanı değil.

Çetinoğlu: Hocam, diyelim ki tasfiyelerinize harfiyen riâyet edilmesine rağmen beklenmeyen gelişmeler oldu ve aile yıkılmaya yüz tuttu. Bu durumda neler yapılabilir?

Akgül: Eşler işin başında çok iyi anlaşabiliyorken, biribirinin bazı huy ve davranışlarına vakıf değilken daha sonra eşinin bazı davranışları hoşuna gitmiyor

 Bu durumda hemen boşanmak üzere mahkemenin yolunu tutmak yerine, ‘Biz üç günlük dünya hayatı için evlenmiş değiliz ki, sonsuz ahiret arkadaşlığı için evlendik, sonsuzun yanında 30-40 senenin ne hükmü olur, biribirimize katlanalım, sonsuz ahiret arkadaşlığımız bozulmasın’ deyip yuvayı yıkılmaktan kurtarmamız lazım. İşte ilahi ferman:

Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Sulh (Uzlaşma) hayırlıdır. (Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.’ (Nisâ Sûresi, 128)

Çetinoğlu: Her şeyin yolunda olduğu ailelerde ‘Bizim yuvamız yıkılmaz’ rehâvetine kapılıp, alâkayı gevşetenler,  kaba davranışlara yeltenenler olabiliyor.

Akgül: Kimse benim yuvama bir şey olmaz demesin. Bazen ilerleyen yaşların getirdiği davranış bozukluklarından dolayı, bazen evlat veya torunların, tahsil, evlenme konularından dolayı 30-40 senelik yuvaların da yıkıldıklarına şâhit oluyoruz. Onun için ‘Benim yuvama bir şey olmaz’ denilmemeli. ‘Uzun süre iyi şartlarda devam eden yuvalardan yıkılanlar olabiliyor, bizim de başımıza böyle bir şey gelebilir.’ deyip tedbirli olunmalıdır. Yuvanın yıkılmaması için; ‘Bu da geçer, biz bu bâdireyi atlatırız.’ Düşüncesi, evliliğin devamından ümidini kesenlere can kurtaran simidi olarak kabul ettirilmeye çalışılmalı.

Herkes bilmeli ki problemsiz aile, birbirine hiç küsmemiş eşler yoktur. Her evlilikte aile içi  problemler olabilir, olmaktadır.  Bunları dünyanın en büyük problemi olarak görmek yerine ‘beterin beteri var, bu da geçer’ diyebilmek, yuvayı yıkılmakta kurtarır.

Çetinoğlu: Farz edelim ki bütün yollar denendi. Olmuyor, evlilik müessesesi yürümüyor. Son çâre ne olabilir?

Akgül: Eşler boşanma dâvâsı açmadan önce, fiilen ayrılabilirler. Birbirlerinden uzakta, ayrılığın nasıl bir şey olduğunu deneyerek öğrenirler.

Hanım çocuklarıyla birlikte baba evine gider. Muhtemelen görür ki, baba evi, evlenmeden önceki baba evi değildir. Bey akşam olunca evine gelir, bakar ki ev eşi ile birlikte, iyi ve kötü günde birlikte yaşadıkları ev değildir. Tekrar bir araya gelme ihtiyacı büyük bir ihtimalle, ikisinde de galip hâle gelir, yuva yıkılmaktan kurtulur.

Buna rağmen olmadıysa…

Ya iyilikle geçinmek veya güzellikle ayrılmak yolundan birini seçerler.

MUSTAFA AKGÜL

1950 yılında Kayseri’nin Erkilet ilçesinde doğdu. İlk, orta ve yüksek tahsilini Kayseri'de yaptı. Mesleğe İmam-hatip olarak başladı. Kayseri Müftü yardımcılığı ve Keşan Müftülüğü yaptı. 35 yıldır da İstanbul'da vaiz olarak görev yapmaktadır. Yurt içi ve yurt dışında yaklaşık 600 konferans verdi. Mustafa Akgül, dünyada bir ilk olan Din Görevlileri Sendikası'nın kurucuları arasında bulundu. Hâlen kurucusu olduğu DİYANET-SEN'in şeref genel başkanıdır. Türkiye’de bir ilke daha imza atarak camilerde slayt gösterili vaazları başlattı. Yaklaşık 500 televizyon programına yapımcı veya misafir olarak katıldı. Halen TRT 1 'deki ‘İyi Fikir’  programının Perşembe konuğudur.

Mustafa Akgül, 5 çocuk babası ve 10 torun dedesidir.