IMG-LOGO
Güncel

Türkçülük Eğitim ve Liyakat

23 10 2020

Halide Edip Adıvar, hatıratlarında bir anısını anlatır… Demirci Mehmet Efe ile Eğirdir’e giderken yolda bir köye uğrarlar. Efenin köye geldiğini duyan herkes korkudan evlerine çekilmiş, sokaklar ıssızdır. Çünkü Efe’nin ne yapacağı belli değildir. Oysa Efe, kendisinin halk tarafından daha köye girmeden karşılanmasını beklemektedir. Karşılanmayınca öfkelenir:

 “Bizim geldiğimizi kimse duymamış anlaşılan, önünüze ilk gelen adamı şu ağaca asın ki herkes duysun” der. O sırada merkebi ile tarlasından dönen bir delikanlıyı yakalayıp getirirler. Halide Edip, engellemeye çalışır ama başarılı olamaz, delikanlıyı ağaca asarlar. Bunun üzerine Halide Edip, gözleri yaşlı Efeye bağırır: “Yakıştı mı bu senin efeliğine! Efelik töresi bu mudur” der.

Efe, bunun üzerine şu sözleri söyler: “İnsanlar ya ilimle ya da zulümle yönetilir. Bizde ilim yok, ne yapalım zulümle yönetiyoruz!”

Partili Cumhurbaşkanımız her ne kadar, Türkiye’de işlerin iyi gittiğinden söz etse de, maalesef ekonomiden eğitime, hukuktan dış siyasete kadar ne yazık ki, iyi değiliz. Zaten sözlerinin arasında bunu zaman zaman kendisi itiraf ediyor.

Mesela: "Eğitim ve öğretimde, kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum, Medyamız bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor."

Bunları söylüyor ama geçmişi karalamaktan da bir türlü geri durmuyor: “Eğitimde batı taklitçiliğinin faşizminden” bahsediyor. O bunları söylerken, gözlerimin önüne 1970’li ve 1980’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı yapmış Türk Milletinin iki güzel insanı, Ali Naili Erdem ve Hasan Celal Güzel geliyor ve üzülüyorum. İnsanlar ancak bu kadar vefasız olabilir. Her ikisine de Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Kendi kültürünüzde ilerleme sağlamak için, mensubu olduğunuz milletin genlerine ineceksiniz, bu milletin adı: Türk Milletidir! Yapay ve güncel oluşumlarla kültür yaratamazsınız, mesela, bir hedefiniz olmalı, “Kızıl Elmanız” yani. Ama siz, henüz işin başındayken Türklüğü ayaklarınızın altına almakla, bu milleti, köksüz bir ağaç gibi yetim bıraktınız.

Altıyüzyıl üç kıtada hüküm süren Osmanlının bir hedefi, ideali, ülküsü vardı: “Nizam-ı Âlem” yani dünyaya hâkim olma ideali, âleme nizam davası! Atatürk’ün ülküsü, “Kızıl Elması”: “Çağdaş medeniyet kültürünün zirvesine çıkmak”tı. İşte Türk Milletini heyecanlandıran, onu motife eden özellikler bunlardı.

Ama 18 yıldır izlenilen politika, adını söylemekten imtina ettiğiniz Türk Milleti, Arap baharında “Rabia” ile Çözüm sürecinde “Kürtlere Pozitif ayrımcılıkla, oradan oraya savurup, milletin bünyesinde maddi manevi derin hendeklerin kazınmasına sebep oldu.

Sanıldı ki, imam hatip lisesi açmakla, alt yapısı olmadan her vilayete bir üniversite kurmakla eğitimde ilerleme sağlanacak. Olmadı, “eski Türkiye” dediğiniz yıllardaki 3 Üniversitemiz, dünya sıralamasındaki 500 üniversitenin içerisine giriyordu ama şimdi ilk 500 üniversitenin içerisinde bir tane bile üniversitemiz yok.

Şunu bir defa daha vurgulamalıyım ki, ülkünüz, hedefiniz(Kızıl Elmanız) yoksa ilim ve bilimde geriyseniz, Karadeniz’de tespit ettiğimiz doğalgazın yüz mislisini çıkarmış olsanız da, Araplarda olduğu gibi, belki zengin bir ülke olabilirsiniz ama batı tipi kalkınmış bir ülke olamazsınız.

Bu eğitim sistemi bizi nereye mi götürür derseniz; çıkarcılığa, nepotizme(liyakat olmadan, eş dost ve akraba kayırmacılığına), gençleri ümitsizliğe ve bunalıma götürür.

Bu eğitim sistemiyle ancak, yazımın başında Halide Edip’ten verdiğim hatıratın benzeri olaylarla karşılaşırız. Batı medeniyeti ülkeleri daha önceleri açılmış hapishanelerini kapatıp kiraya verirken basının %95’i yandaşınız olsa bile, düşünen aydın ve gazetecileri içeri atar, ancak istibdat kültürü oluşturursunuz.

Sağlıklı kalın.