IMG-LOGO
Güncel

Aleyhte Oy da Olsun mu?

20 10 2020

Bu hafta, ardarda iki kamuoyu araştırıcısını dinledim. Biri, Demokratik Değişim Hareketi’nin Yüzleşmeler programında Rubil Gökdemir’le konuşan Prof. Dr. Özer Sencar’dı. Prof. Sencar, MetroPoll araştırma şirketinin kurucusu. Diğeri, Karar TV’nin Ortak Akıl programında Taha Akyol ve Mustafa Karaalioğlu’nun misafiri Bekir Ağırdır’dı. Bekir Ağırdır da KONDA Araştırma Şirketi’nin Genel Müdürü. Konuşmaların kaydını, sırasıyla, https://bit.ly/2IxiWGp ve https://bit.ly/2SVJLpz adreslerinde bulup izleyebilirsiniz.

İki uzmanın tespitleri ve anlattıkları birbirine yakındı. İktidar Partisi’nin (partilerinin?) oyu azalıyordu. Sencar Hoca’nın AKP için verdiği oran yüzde 30 civarındaydı. Ağırdır %25’e kadar düştüğünü söyledi. Uzun süren bir iktidardan sonra ve özellikle ekonomik sıkıntılar artarken beklenen sonuç… Gelişleri bir ekonomik sıkıntı dönemindeydi; öyle görülüyor ki, gidiş de öyle olacak…

İki uzmanın fikir birliği sağladığı bir başka tespitleri var ki bu pek beklenen bir şey değil: Seçmen iktidar partisinden uzaklaşıyor fakat hangi muhalefet partisine gideceğini bilmiyor. Yüzde yirmiler civarında ve gittikçe büyüyen bir kararsızlar deposu var. İşin tuhaf tarafı, iktidar küçülürken muhalefet büyümüyor. Tek büyüyen bu kararsızlar deposu. Şimdiden ikinci büyük parti olmuş kararsızlar!

Niçin?

Niçin? (Niçin sorusu yasaklanmalı. Çok rahat ederim!)

Sencar Hoca biraz da olsa niçinin cevabını verdi. Seçmenin bir numaralı meselesi ekonomik sıkıntı. İktidarın dış güçler ve benzeri düşmanlığa dayanan izahları ve aslında sıkıntı yok, refah içinde yüzüyoruz hikâyeleri artık tatmin etmiyor; inandırıcı gelmiyor. Fakat muhalefette de seçmenin ekonomi beklentisine ben cevap veririm diyen bir çıkış yok. MetroPOLL, “Türkiye’nin ekonomik problemlerini en iyi kim çözer?” diye sorduğunda en yüksek oyu Recep Tayyip Erdoğan alıyor!

Beklenir mi diyorsunuz? Enflasyonun sebebi faizdir gibi orijinal bir teorinin sahibi iken… Kabinesinde fiyatlar ve döviz yükselirken enflasyonu düşürme becerisini gösteren bir ekonomi bakanı varken…  Bunlar ciddî değil tabi. Bunlar artık seçmenin inanmadığı iddialar. Fakat ciddî olan, muhalefetin içinden, insana, “hah, işte, bu insan ekonomiden anlar ve o bu sıkıntıyı çözebilir” dedirtecek birinin öne çıkmaması.

Dikkat edin, kimsenin bulunmaması demiyorum. Muhalefet partilerinin böyle birilerini öne çıkarmaması diyorum. Yoksa CHP’de de ve bilhassa İYİ Parti’de de birinci sınıf iktisastçılar, hayat hikâyelerinde geçmiş ekonomik tecrübeleri ve başarıları yazan kişiler var. Fakat ekonominin bu ağır topları cepheye pek sürülmüyor. Hatta bazıları eskiden daha görünürken, şimdi arka plandalar. Halkın asıl meselesi ekonomiyken bu garip bir hâl.

Özer Sencar’ın bir bulgusu da şu: Muhalefet partileri mütecanis değil. İçlerinde hizipler barındırıyor. Parti içinde partiler…

Sonuçta seçmen, hangi siyasî partiyi ve neden istemediğini biliyor. Fakat hangisini ve niçin isteyeceği hususunda kafası pek net değil. Öyle ki, sanki iktidar partisi, partileriyle birlikte, ana muhalefet partisi de oy kaybediyor!

Tekrar niçin

Beşinci Disiplin’in Peter Senge’si, “Niçin’i beş defa sorun” diyor ya… Benim bu konuda beş soru soracak kadar nefesim yok. Fakat ortaya bir hipotez atabilirim. Y ve Z kuşakları seçmen nüfusunda gittikçe daha büyük bir yüzdeyi oluşturuyor. Tarifleri tekrarlayayım: Y nesli 1984- 1996 arasında doğanlar; Z neslinin doğum günü, 1997’den sonra. Hâlbuki partilerin yönetiminde de hedeflerinde de bunlar pek yok.

İyi de diyeceksiniz: Bu çok basit bir çözüm, çok basit bir iddia… Her dönem, her devir için bu söylediklerin söylenebilir. Adem Babamız, Havva Anamız’a ne demiş? “Nesil bozuldu”, demiş!

Evet, her zaman parti yönetimlerinin yaşı, seçmenlerin yaşından ileridir. Çünkü yöneticilerin elinde yükselmek, yönetici olmak için daha fazla zaman vardı; muhakkak ki daha fazla da tecrübe. O halde totoloji mi yapıyorum.

X, Y, Z

Hem evet, hem hayır. Evet, hep öyleydi. Ama hayır, çünkü tarihin hiçbir döneminde dünya bu kadar hızlı değişmedi. Tarihin hiçbir döneminde çocuklar, ana-babalarından bu kadar farklı ortamlarda büyümedi. Düşünün, Y ve Z nesli cep telefonsuz, İnternet’siz bir dünya görmedi. Onlara sayısal dünyanın yerlileri deniyor; diğerlerine de muhacirleri. Muhacirler, ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, yerliler kadar akıcı İnternet dili veya akıllı-telefon lisanı konuşamıyor. Partiler hâlâ 1980’lerin siyaset geleneğinde siyaset yapıyor. Keşke öyle olsa; onun da gerisindeki yıllardan gelenler var. Millî Şef döneminden, Vatan Cephesi döneminden. Köy kahvesinde sohbet toplantısı yapmayı düşünüyor. En babayiğidi, Özal- Demirel dönemlerindeki particiliği biliyor. Seçmense bunlar da kim diye soruyor!

Y, Z kuşakları sosyal medyayı gümbürdetecek siyasî ararken, bizimkiler- siyasetteki bir arkadaşımın tabiriyle- kendi hizbine sadık çaycı-çorbacı takımını parti yönetimine yerleştirme peşinde.

Benim yarı şaka bir seçim kanunu teklifim vardır. Herkesin yine bir oyu olsun ama bu bir oyu bir parti veya şahıs lehine kullanabildiği gibi bir parti veya şahıs aleyhine de kullanabilsin. Artı reyler kadar eksi reyler de olsun. O zaman kararsız falan kalmaz. Ve galiba seçimi sıfıra alttan en çok yaklaşan parti kazanır. (Alıntı: Milli Düşünce Merkezi)