IMG-LOGO
Röportaj

Prof. Dr. MUSTAFA ARGUNŞAH ile Türkçe üzerine sohbet.

18 10 2020

‘Dil konusunda hassas insanlarımızın sayısını artırmak gerekir.’

 

GİRİŞ:

İnsan kalabalıklarını bir araya toplayan, onları millet hâline getiren kültürdür. Kültür, bir milleti diğer milletlerden ayıran özelliklerdir. Kültürün belli başlı unsurlarından biri dildir.  Dil, milleti oluşturan insanlar arasında iletişimi sağlar. Sevinçlerin ve acıların paylaşılmasında kullanılan en önemli araçtır. O araç bozulursa,  insanlar arasında anlaşma zorlaşır. Kültürle alakalı çöküntü başlar ve sonunda millet denilen topluluk dağılır.

 Türk milletinin dili Türkçedir. Türkçe, dünyanın en zengin, en mükemmel dillerinden biridir. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkçe, güzelliğini ve zenginliğini kaybetme eğilimindedir. Dil konusunda hassas olanlar, Türkçemiz için çalan alarm zillerinden rahatsızdırlar. Bu kötüye gidişin durdurulması için gayret göstermektedirler.

 Dil, canlı ve dinamik bir yapıya sâhiptir. Bu yapıyı geliştirecek olanlar; yazarlar, televizyon ekranlarında ve sinemanın beyaz perdesinde ve de tiyatro sahnelerinde görev üstlenen sanatkârlardır. Dilin güzellikleri, onlar aracılığı ile geniş kütlelere ulaştırılabilir. Bu gelişme, dilin kendi kuralları içerisinde kolaya, bayağılığa ve bozulmalara yol açmadan sağlanmalıdır. Günlük konuşmalarımızda uydurma kelimeler ve hatta sesler kullanılması, önce güzel Türkçemizi, sonra kültürümüzü en sonunda da millet olma özelliğimizi tehlikeye sokar.

 Hız, özellikle gençlerimiz için vazgeçilmez bir tutku. Hız tutkusu, otomobil kullanımında olduğu gibi beraberinde tehlikeler getirmiyorsa,  insanları; dikkatsiz, pratik ve rahat olmaya yönlendiriyor.  Güzelim ‘evet’ yerine ‘hı hı’, ‘hayır’ yerine ‘ııh’,  hayret ifade eden ‘Allah – Allah’, ve ‘Demeyin, veya  ‘Ne diyorsunuz?’ gibi kelimeler yerine ‘vaavv’ gibi sesler çıkarmak,  ‘dondum kaldım’, veya ‘hayret ettim’ demek yerine ‘çüş oldum kafadan’, ‘resmen oha oldum’  kelimelerini kullanmak… dilimizin son zamanlarda karşı karşıya bulunduğu felâketlerdir.

 Bu çirkinliklerin bir kısmı kasıtlı olarak sergileniyor olsa bile büyük kısmı tamamen bir özentiden ibarettir. Özentiler, işin nereye varacağını, nelere sebebiyet vereceğini düşünmeyenlerin tercih ettiği zararlı bir rahatlığa yöneliştir. Bir kısım gençlerimiz de bu davranışlarla, ‘entel’ olunduğunu düşünmektedir.  Entel kelimesi Fransızcadaki entelektüel kelimesinin rahatlık, kolaylık olsun diye kısaltılmış şeklidir. Entelektüel; iyi tahsil yapmış, fikrî meselelere ilgi duyan, bilgili, kültürlü, olaylardan ve gelişmelerden haberdar insan anlamında bir kelimedir. Kullandığı kelime sayısını çoğaltmak yerine azaltan, hatta kelime kullanmak yerine;  kedi gibi, kuş  gibi bir takım sesler çıkaranlar entelektüel de, entel de olamazlar.

 

 Oğuz Çetinoğlu: Tarih’ kelimesi Arapça. Nispet eki olan î de Arapça. Arapça olduğu için tarihî kelimesini kullanmak istemeyenler, Fransızcadan aparılan  –sel takısı ile ‘tarihsel’ uydurukçasını kullanıp, Türkçeleştirdiklerini zannediyorlar. Altı kaval üstü şeşhâne…

 Başka ucubeler de var: ‘Kimi’ kelimesi ancak kişi ile bağlantılıdır. Eşya, zaman, mekân ve mefhumlarla bağlantılı kullanılması uygun mu? ‘bazı’, ‘bir kısım’, ‘birtakım’ gibi kelime veya kelime gruplarının dışlanması doğru mu?

 Prof. Dr. Mustafa Argunşah: Söylediğiniz kavramların dışlandığını sanmıyorum. Her üçü de en az ‘kimi’ kelimesi kadar kullanılıyor. Bir kavramın birden çok kelimeyle karşılanması dilde zenginliktir. Hiç kimseyi şurada şunu tercih etmelisin, diye zorlayamayız. İnsanlar istediklerini kullanabilirler, hepsi de doğrudur. Aralarında ‘bazı’ kelimesi Arapça kökenli, ben bazen ‘bazı’yı bazen de ‘kimi’yi kullanıyorum. ‘Bazen’ yerine de ‘kimi zaman’ dediğim oluyor. Böylece tekrara düşmüyorum, daha zengin bir kelime dağarcığını işleterek ifademi güçlendiriyorum.

 Çetinoğlu: Haklısınız, ‘zorlayamayız’ Fakat ‘Türkçe uzmanı veya Türkçe hassasiyetine sâhip kişiler olarak doğrusunu söylemez isek, Türkçenin yozlaşmasına, yıpranmasına göz yummuş, böylece kendi kültürümüze ihanet etmiş oluruz.’ diye düşünüyorum.  Fakat Herhalde, ‘kimi’ kelimesinin ‘kişi’ ile olan bağlantısını bir kenara bırakıp, ‘kimi evler’, ‘kimi sokaklar’ demiyorsunuzdur…

 Peki, ‘Santim’ yerine ‘cm’ yazılmasını nasıl karşılamak gerekir?

Argunşah: Bu tür kısaltmalar yanlış yapıldı ve maalesef yerleşti. Buna benzer çok sayıda kısaltma var. Hâlbuki biz Batıdan aldığımız kelimelerin kısaltmalarını yaparken Türkçe telaffuzlarını dikkate almalıydık. Mesela 19. yüzyıl metinlerinde kullandığımız alıntı ‘nomero’ kelimesinin kısaltması olan ‘no’ öyle yerleşti ki… Bugün hiç kimse ‘nomero’ demiyor ama ‘no’yu herkes kullanıyor. Türkçede ‘numara’ kelimesini kullanıyoruz, kısaltması da ‘nu’ olmalıydı. Yaygınlaşan yanlışları düzeltmek mümkün olmuyor sonra. Millî Eğitim Bakanlığı da okullar vasıtasıyla bu yanlışları yaygınlaştırdı. Toplumda yukarıdan aşağıya bir dil bilinci olmayınca Türkçenin başına bu tür gariplikler geldi maalesef.

 Çetinoğlu: Herkes kullanıyor’ şeklinde bir genelleme yerine, ‘dil hassasiyeti olmayan kişiler kullanıyor’ demek daha doğru olur gibime geliyor. Başka bir mesele:  Türk alfabesinde yalnız harfler değil, rakamlar da vardır. ‘IV. Murat’, ‘XVI. Lui’ gibi, Romen rakamlı yazılışları makul karşılamalı mıyız? Madem ki Türk Alfabesi’ni kullanıyoruz, Türk rakamlarını tercih etmemiz daha mantıklı daha millî değil mi?

 Prof. Argunşah: Bunlar birer imla meselesi. Ben şahsen yüzyılları yazarken de Arap rakamlarının kullanılmasından yanayım. Fakat Romen rakamlarını kullanmak Türkçede öyle yaygınlaşmış ki şimdi kalkıp ‘4. Murat’ yazsam nasıl karşılanır acaba? Yaygın yanlışları düzeltmek gerçekten zor, bunlarla yaşayıp gideceğiz galiba. Yahut sizler gibi dil konusunda hassas insanlarımızın sayısını artırmak gerekir. Bu hassasiyeti toplumun her kesimine yaymalıyız. İpin ucu Millî Eğitimin elinde. Onlar isterse bu meseleyi birkaç yıl içinde çözebilirler. Yeter ki istesinler!

 Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Bu meseleleri ele alışımın sebebi, sorumlu makamlara hatırlatmak, doğru ve güzel Türkçe kullanımına vesile olmaktır. Şahısların hassasiyeti faydalı ise de Özellikle Türk Dil Kurumu (TDK) yetkililerinin hassasiyeti şarttır. Böylece TDK’ya da müşterek mesajımızı iletmiş olduk.

 Hoşgörünüze güvenerek bir hususu belirtmek mecburiyetindeyim. ‘Çoğunluk veya bulunduğumuz çevredeki herkes sigara içiyor veya zararlı alışkanlıklarını terk etmiyor’ diyerek biz de onlar gibi yapmak mecburiyetinde değiliz. Sorumluluğumuzu müdrik olmalıyız.

 Prof. Argunşah: Bu yaygın kullanımı Türk Dil Kurumu da Yazım Kılavuzu’na yansıtmış. Kılavuz, Romen rakamlarının yüzyıllarda, hükümdar adlarında, tarihlerde ayların yazılışında, kitap ve dergi ciltlerinde kullanıldığını belirtiyor. Yaygınlık kazandığı için bundan geri dönüş mümkün değil. Hepimiz Kılavuz’a uyarak dilde farklı yazımları, yani kargaşayı önlemiş oluruz.

 Çetinoğlu: TDK resmî ve saygın olması gereken bir kurumumuz. Resmî kurumlara karşı sorumlu olanları, İmla Kılavuzlarında belirtilenlere riâyet etmekte mâzur görmek mümkündür.

 Efendim, farklılıklara saygı duymak gerek de, yanlışlara saygı duyulamaz. Saygı duyulan kişilerin isimlerini; ‘Efendi’, ‘Bey’, ‘Beyefendi’, ‘Hanım’, ‘Hanımefendi’ gibi sıfatlarla bir arada söylemeyi alışkanlık hâline getirmiş bir kültürün mensupları olarak; cihanın saygısını kazanmış padişahlarımızı; ‘Üçüncü Selim’, ‘Dördüncü Murad’ veya ‘Abdülhamid’ diyerek anmamız hoş karşılanabilir mi?

 Prof. Argunşah: Karşılanmaması gerekir. Fakat artık hepimiz alışmışız bu tür kullanımlara. Moda tabirle söylersek ‘kanıksamışız’, aslında ‘kanıksatılmışız’. Bunları duyunca kulaklarım tırmalanmıyor. Duyduğumuz sözler kulağımızı tırmalamıyorsa artık yaygınlaşmış ve toplumun büyük kesimi tarafından kabul görmüş, demektir. Biz büyük bir medeniyet yaratmış bir milletin çocuklarıyız. Medeniyetimizin dili olan Osmanlı Türkçesi çok zarif bir dildi. Çok işlenmiş bir şehir diliydi, aydın diliydi. Kime nerede, nasıl hitap edilmesi gerektiğini bütün inceliğiyle ortaya koymuştur. Atalarımız da bu konularda çok hassastılar. Günlük konuşma dilinde ‘Abdülhamit’ desek de yazı dilinde mutlaka unvanlarını kullanmalıyız. ‘Sultan Abdülhamit’ veya ‘Abdülhamit Han’ gibi sıfat veya unvan kullanmayı alışkanlık hâline getirmeliyiz. Okullarımızda bu tür kullanımlara hiç dikkat çekilmiyor. İtiraf etmeliyim ki, Türkçe öğretmenleri olarak biz de dilimizin bu inceliklerine yeterince dikkat etmiyoruz.

Çetinoğlu: Toplumumuzda, ‘Alkolik’ler, olduğu gibi ‘yanlışkolik’ler de var… Ve bunlar, resmî makamların, Türk dilini korumakla vazifeli kurumların ürünü…

Deveye, ‘boynun eğri’ diyenler, ‘nerem doğru ki? diye karşılık almış.

 Rakamlarla ilgili kaideler tamamen unutuldu. Bir karmaşa yaşanıyor.  14.268,25 TL yerine 14,268.25 TL, % 25,47 yerine yüzde 25.47 yazılıyor. 12,5 milyon şeklindeki yazılışla; 12.500.000 mi denilmek isteniyor, yoksa 12.500.000.000 mu? Kimileri 14 bin 925 şeklinde yazıyor. Bu konuda bir standardımız yok mu? Yok ise olmalı değil mi?

Argunşah: Rakamların yazılışındaki farklılıkları ve kuralsızlıkları ortadan kaldırmak için TDK Yazım Kılavuzu, bu konuda bir kural belirlemiş. O kuralda, beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur, diyor. Kılavuz’da sayıların yazılışıyla ilgili bölüm çok açık. Bu konuyla ilgili de Yazım Kılavuzu esas alınarak kargaşa çıkması önlenebilir.

 Okullarımızda dilimizin kurallarını iyi öğrettiğimizi iddia edemeyiz. Türkçenin yazım kuralları tespit edilmiş ve kılavuzlara konulmuş. Fakat milletçe kılavuz ve sözlük kullanma alışkanlığımız yok. 20.000.000’dan fazla öğrencisi olan Türkiye’de kaç kişinin evinde yazım kılavuzu ve sözlük var? Kaç öğrencimiz yazımında veya anlamında tereddüt ettiği kelimenin doğrusunu öğrenmek için kılavuz veya sözlüğe bakar? Çok az. Bunu satış rakamlarından biliyorum. Öğrencilerimize sözlük kullanma ve kılavuza bakma alışkanlığı kazandırmalıyız. Bu çok önemli bir konu. Öğretmenlerimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermelidir. Sözlüğe bakılmayınca öğrencilerin kelime hazinesi genişlemiyor, yeni kelime öğrenme çabasına girmiyorlar. Kitap okumadıkları için de ders kitaplarındaki ve testlerdeki kelimeler onların kelime dağarcığını oluşturuyor.

 Çetinoğlu: Türkçe ile ilgili bütün dertlerimizi özetlediniz. Teşekkür ederim. Kısa bir ekleme yapacağım: Öğrencilerimize imla kılavuzu kullanmayı alışkanlık hâline getirmeden önce, farklı yıllarda yayımlanan farklı imlâ kılavuzlarındaki çelişkileri, birbirini nakzeden farklılıkları ortadan kaldırmalıyız. Ortaokulda beden eğitimi hocamız, yanlış kullanılan veya telaffuz edilen bir kelime için bizi ikaz ederdi. Günümüzde beden eğitimi hocalarının da sözlükleri, imla kılavuzları yok galiba… 

 Efendim, ‘Bütün dünya dillerinin, yabancı dillerden kelime aldığı’ gerçeği gerekçe gösterilerek, Türkçemizin İngilizce ve Fransızca kelimelerin istilasına mâruz kalmasına göz yumulabilir mi?

 Prof. Argunşah: Tabii ki yumulmamalıdır. Bütün dünya dilleri yabancı dillerden kelime alır. Bu bir gerçektir. Fakat bunun arkasına sığınarak dilimizin kirlenmesine karşı duyarsız kalmak doğru bir tavır değildir. Cumhuriyet döneminde Arapça ve Farsça kelimelerin atılmasında gösterdiğimiz duyarlılığı Batı kökenli kelimelerin girmesi hususunda gösteremedik. Türkçenin yukarıdaki sorularda örneklendirdiğiniz problemleri bulunmaktadır. Fakat asıl mesele Batı kökenli, özellikle de İngilizce kelimelerin dilimizi istila etmesine karşı göz yumuyor olmamızdır. 21. yüzyılda artık Fransızca kelime girmiyor Türkçeye. 19. yüzyılla 20. yüzyılın ilk yarısında çok sayıda Fransızca kelime girdi zaten. Yeni basılan Türkçe Sözlük’te 5.537 Fransızca kökenli kelime var. 6.512 Arapça kökenli kelimeden sonra ikinci sırada. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngilizce kelimeler bütün dünya dillerini işgale giriştiler. Türkçe de bundan yeterince nasibini aldı. Fakat İngilizce kelimeler henüz günlük dilde Fransızcalar kadar yaygınlaşmadı, edebiyat eserlerine girmedi. Bahsettiğim sözlükte 513 İngilizce kökenli kelime var. Fransızcanın %10’undan az. Şimdi toplumumuzun bütün kesimlerince İngilizce kelimelerin dilimizi işgaline karşı bir savunma hattı oluşturma zamanıdır. Biraz daha oyalanırsak zaman geçmiş olabilir. Tavır koyma, önlem alma zamanı şimdidir. Bu zamanı geçirmemeliyiz. İngilizceden girecek her kelimeye karşı hızla Türkçe kelime türetmeli ve bunu okullar, edebî eserler ve basın yoluyla yaygınlaştırmalıyız.

 

Çetinoğlu: Teşekkür ederim Hocam. Acı hakîkati çok net bir şekilde özetlediniz. Bu söyledikleriniz kalın harflerle yayınlanacak...

 

 

 

PROF. DR. MUSTAFA ARGUNŞAH

1961'de Tokat'ta doğan Prof. Dr. Mustafa Argunşah ilk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kaydoldu. 1982-1983 döneminde okulunu bitirdi. Aynı yıl Marmara Üniversitesi'nde yüksek lisansa başladı. Aralık 1983'te Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinin açmış olduğu Türk Dili araştırma görevliliği imtihanını kazandı ve Ocak 1984'te bu fakültede göreve başladı. Marmara Üniversitesi'nde, merhum Prof. Dr. Mehmet Akalın'ın danışmanlığında 1986 yılında ‘Şükrî-i Bitlisî, Selimnâmesi ve Eserdeki Doğu Türkçesi Unsurları’ isimli yüksek lisans ve Muhammed b. Mahmud Şirvanî, Tuhfe-i Murâdî, (İnceleme-Metin-Dizin) isimli doktora tezini 1989 yılında tamamladı.

 

15 Aralık 1988'de Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. Doktorasını tamamladıktan sonra aynı bölümün Türk Dili Anabilim Dalında 1989 yılında yardımcı doçent oldu. 20 Ekim 1995'te bilim imtihanını vererek doçent unvanını aldı. 23 Mart 2001 tarihinde ise aynı bölümde profesörlük kadrosuna tayin edildi.

 

15 Eylül 1998-31 Temmuz 2000 tarihleri arasında yaklaşık iki yıl KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen Erciyes Üniversitesindeki görevine devam etmektedir. Basılı kitaplarının yanında ilmî dergilerde çok sayıda makale, bildiri ve tenkit-tanıtma yazıları da bulunan Prof. Dr. Mustafa Argunşah’ın yayınlanmış eserleri:

 

Telif kitaplar:

Gagauz Türkleri, Dil-Târih-Folklor ve Halk Edebiyatı: (Harun Güngör ile birlikte) Ankara, 1991.

Dünden Bugüne Gagauzlar: (Harun Güngör ile birlikte) Ankara, 1993.

Şükrî-i Bitlisî, Selim-nâme: Kayseri, 1997.

Gagauzlar: (Harun Güngör ile birlikte) İstanbul, 1998.

Muhammed bin Mahmud Şirvanî, Tuhfe-i Murâdî: (İnceleme, Metin, Dizin) Ankara, 1999.

Kirdeci Ali, Kesik Baş Kitabı.

The Gagauz: (Harun Güngör ile birlikte)  Londra, 2001

 

Yayıma hazırladığı eserler (Redaktörlük):

Milletlerarası Hoca Ahmet Yesevi Sempozyumu (26-29 Mayıs 1993) Bildirileri: (Abdulkadir Yuvalı ve Ali Aktan ile birlikte)  Kayseri, 1993.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesine Hizmeti Geçen Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu (23-26 Mayıs 1996) Bildirileri: Kayseri, 1996.

Kayseri ve Yöresi Kültür, Sanat ve Edebiyat Bilgi Şöleni (12-13 Nisan 2001) Bildiriler: (İsmail Görkem, Hülya Argunşah ve Atabey Kılıç ile birlikte)  2 cilt, Kayseri, 2001

 

Tercüme ettiği eser:

    Kırım Tatarcasında Yapım Ekleri (İlhan Çeneli)  Ankara, 1997.