IMG-LOGO
Güncel

Deus Ex Machina’sını Bekleyen Türkiye

10 10 2020

Deus ex machina (deī ex māchinīs, çoğulu deus ex māchinā ) (okunuşu: deus eks makina); bir kurgu veya dramada beklenmedik, yapay veya imkânsız bir karakter, alet veya olayın senaryo akışı içinde beklenmedik bir yerde aniden ortaya çıkması, örneğin anlatıcının bir anda uyanıp her şeyin rüya olduğunu anlaması veya aniden ortaya çıkan bir meleğin sorunları çözmesi için kullanılan Latince kalıp. Birebir çevirisi "makineden tanrı" olup Antik Yunan tiyatrosunda bir tanrıyı canlandıran karakterin bir vinç (machina) yardımıyla yukarıdan indirilmesi anlamında kullanılmaktaydı. Antik Yunan döneminde yazılan tiyatro eserlerinde, eser yazarlarının çok sık başvurduğu bir yöntemdir. Hikâyenin gidişi öyle karmaşık, içinden çıkılamaz bir hal alır ki, artık yazarın üretebileceği ilginç bir çözüm kalmaz ve sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak da mitolojik tanrılar bir anda ortaya çıkarak olaya müdahale eder; ölmesi gerekeni öldürür, kurtarılması gerekeni kurtarırlar. (Vikipedi)

 

            Aslında bu kadar yabancılaştırmaya gerek yok. Bizim Yeşilçam kuşağından aşina olduğumuz bir durumdur bu. Esas kız filmin baş kötüsü (ki genelde rahmetli Erol Taş’tır bu) tarafından kaçırılır. Kötü adam tam esas kıza fenalık edeceği esnada esas oğlan (bu da genelde canımız ciğerimiz Cüneyt Arkın abimizdir) yetişir. Kötü adamı bir güzel pataklar. Hem de öyle böyle değil, Allah yarattı demeden duvardan duvara vurur. Kız kurtulur, sevenler kavuşur, seyirciler olarak hepimiz mutlu oluruz.

 

            Yeşilçam’ın bilinçaltımıza oynadığı bir oyundan mı, tarihsel yaşanmışlıklardan dolayı atalarımızdan bize genler vasıtasıyla aktarılan bilimsel alt yapısı olan bir vakan mı yoksa dini referansının nereye dayandığını tam olarak bilemediğim Mehdi-Mesih inancından mı kaynaklanan bilemediğim bir sebepten dolayı bizim Türk milletinin olaylar karşısındaki genel tepkisizliğinin bu bir çeşit “Deus ex machina” fikrine dayandığını düşünüyorum. Biz rahat bir milletiz ve “bir şekilde bir şeyler olur” düşüncesine iman etmişiz. Çünkü bazen gerçekten olur ama bazen... “Paşam para yok”, “Bulunur!”. “Paşam ordu yok”, “Kurulur” anekdotu tam olarak bunu ifade eder.

 

            Yazılarda “ben demiştim demeyi sevmiyorum ama...” diye başlayan bir klişe vardır. Bu laf tamamen yalandır çünkü her insanı özellikle de yazarları “Ben demiştim” sözü kadar mutlu eden, onların ruhunu ve egosunu okşayan başka bir ifade yoktur. “Ben demiştim” sözünde insana haklı çıkmanın gururunu yaşatan son derece egoistçe bir haz vardır. Haklı çıkılan konu ne kadar acı olursa olsun “Ben demiştim” diyen kişi o hazzı duyar. İşte sizin okuduğunuz bu yazının bundan sonraki kısmı yazarın “bakın işte ben demiştim” beyanından ibarettir.

 

            2 yıldan fazla süredir köşe yazıları yazıyoruz ve yazılarımızda da zaman zaman tarih vererek ileriye dönük tahminlerde bulunuyoruz. Türkiye 2 yıl önce de hem eğitim hem adalet hem sağlık sistemi hem de ekonomi alanlarında son derece kötü durumdaydı. Türkiye’nin daha da kötüye gideceği de açıkça belliydi ancak nüfusumuzun kahir ekseriyeti bu kötüye gidişin duracağına ve kum saatinin tersine dönme misali makus talihimizin tersine döneceğine inanıyordu. Bugün o kahir ekseriyetin kahir ekseriyeti hala aynı görüşte. Gerçeği sonradan görme konusunda geç kalmış olanlara kızabilir miyiz? Tabi ki kızabiliriz. Çünkü “ben demiştim!”

 

 

            2 yıldır yazdığımız şeyleri uzun uzun tekrar etmeye gerek yok. Türkiye bugün asli yükümlülüğü olan “kamu hizmeti” görevini layıkıyla yerine getirmeyen bir devlet yapısına sahip. Sistemsel bir tıkanıklıkla karşı karşıyayız. Eğitim sistemi kilitlendi, yargı sistemi kilitlendi, sağlık sistemi kilitlendi, ekonomi kilitlendi. İşsizlik çoğalıyor. Üniversite mezunları zaten iş bulamıyorlar, işsizler kervanına yüksek lisans mezunları ekleniyor artık. İnsanlar kötü ekonominin daha doğrusu kötü ülke yönetiminin çarkları arasında eziliyor. İktidar partisi olan Ak Parti de onun iflah olmaz destekçisi MHP de ülkenin sorunlarına çözüm üretme becerisinden yoksun. Zaten öyle bir dertleri de yok. Her iki parti de kendi iktidar alanlarını daha da genişletip garantiye almanın derdindeler. Milletin yok olup gitmesi pahasına üstelik.

 

            Canım ülkemin kötü gidişatının değişebilmesi için iki seçenek var elimizde. Ya millet sandıkta Ak Parti-MHP ikilisine sağlam bir tokat vurup başkalarına şans verecek ya da artık gökten inen bir melek mi olur yoksa Mehdi veya Mesih mi olur bir kurtarıcının çıkıp sarpa saran işleri çözüme kavuşturup bizi kurtarmasını bekleyeceğiz. Fakat acıdır ki millete baktığımızda ikinci seçeneğin daha ağır bastığını görüyoruz. Böylelikle torunlarımız bizim dönemin tarihini yazarken bu dönemi muhtemelen “Deus ex machina” sını bekleyen Türkiye olarak adlandıracaklar. Bu dönemi ve bu dönemin yaşayanlarını pek de hayırla yad etmeyerek üstelik...