IMG-LOGO
Güncel

Tarih Yazmanın Önemi

08 10 2020

Roma İmparatorluğu’nu çoğumuz dünya tarihindeki “en büyük ve en uzun süreli imparatorluk” olduğunu sanırız.

Şüphesiz tarihin gördüğü en muhteşem devletlerden biridir, Roma imparatorluğu. Ancak ne en büyük ve ne de en uzun yaşayan devlettir.

Roma, yüzölçümü itibariyle en geniş sınırlarına ulaştığı dönemde 5 milyon km2 toprağa hükmetmiş. Buna karşılık Moğol İmparatorluğu’nun egemenlik alanı 25 milyon km2 (Dünyanın %16’sı) yani Roma’nın 5 katı olmuş.

Yine Göktürk, Altın Ordu ve Osmanlı imparatorlukları da Roma’nın 5-6 katı kadar büyüktür.

Roma dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğu da değildir.

Roma İmparatorluğu’nun İsa’dan önce 27 ile İsa’dan sonra 1453 arasında (Bizans dönemi dahil) yaşadığı ve ömrünün 1480 yıl olduğu kabul edilir.

Oysaki, Alev Alatlı’dan okuduğuma göre, Roma İmparatorluğundan çok daha uzun yaşayan ve bizim pek bilmediğimiz imparatorluklar da varmış:

Viet nam, Van Lang İmparatorluğu 2226 yıl (M.Ö. 2524- M.Ö. 258) yaşamış.

Hint Pandyan İmparatorluğu 1850 yıl (M.Ö. 500- M.S. 1350) yaşamış.

Güney Doğu Asya’da Champa İmparatorluğu 1835 yıl (M.Ö. 196- M.S. 1639) yaşamış.

Çin'in imparatorluk tarihi ise 2123 yıl (MÖ 211-MS 1912) sürmüş. 1915-1916 yıllarında imparatorluk dirilmiş fakat tekrar yıkılmış.

Bahsettiğimiz bu imparatorluklar da en az Roma İmparatorluğu kadar muhteşem devletlermiş.

Peki bizim algımızın böyle yanlış oluşmasının sebebi ne?

Tarih yapmak kadar tarih yazmanın da önemli olduğunu gösteren örnekler bunlar.

****

Edward Gibbon (1737- 1794) adında bir İngiliz soylusu ve milletvekili üşenmemiş, 57 yıllık ömrünün 20 yılını vermiş ve 12 ciltlik “Roma İmparatorluğu’nun Gerileyişi ve Çöküşü” isimli külliyatı yazmış.

Biz ise daha çok sözel kültürle, menkıbe ve destanlarla geçmişi anmışız. Mağlubiyetlerin çok olduğu dönemleri inceleyip, sebeplerini araştırmaktan sakınmışız. Çöküş dönemi için külliyat çapında tarih yazmak yerine yaşananları unutmayı tercih etmişiz.

Rönesans’tan itibaren Avrupa zihniyetinde tarih yazımında “olan değil, olması gereken” önemsenir oldu.

Tarih yazıcısının niyeti neyse, O nasıl münasip görüp yazdıysa geçmiş ona göre yapılandırılır. Yazarın kurgusunun dışında kalan “teferruat” tarih yazımında yok sayılır.

Roma’ya “muhteşem” kimliği verilince zıddına “sefil barbarlar” unvanı yakıştırılır.

“Hayırhah” İsa’nın zıddı ise “kan dökücü” Muhammed oluverir.

Türkler için “Bastığı yerde ot bitmeyen Türk’ten sakın”, “Asya bozkırlarının çirkin göçebesi, bodur, korkunç, ölüm saçan, yağmacı, ırz düşmanı Türkler” diye yazılır.

Bu sıfatlara önce bunları yazanlar, sonra da onların muhatapları inanır. Daha kötüsü bizi de inandırdılar.

“Onca yıllık yerleşikliğe, Osmanlı’nın dillere destan bürokrasisine, şer’i ve örfi hukuk kurallarına rağmen” bizi bile Türklerin “göçebe” olduğuna inandırdılar.

***********************************

Azeri Değil Türk, Azerice Değil Türkçe

Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde, hegemonyası altında kalan Türkler için uydurma bölgesel tarih ve diller üretti. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan vd Türk Cumhuriyetlerini ayrı milletmiş ve ayrı dilleri varmış gibi ayrıştırdılar. Bugün bağımsızlığını kazanmış olan soydaşlarımız ve biz hala bu projenin etkisi altındayız.

Soydaşlarımız için Türk ve dillerine Türkçe demek yerine, Azerbaycan’daki soydaşlarımız için Azeri ve dillerine Azerice, Özbekistan’daki soydaşlarımız için Özbek ve Özbekçe, Kazakistan’daki soydaşlarımız için Kazak ve Kazakça denilmesi Türk Birliğini sabote ediyor.

Yağmur Tunalı arkadaşımız, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaş sebebiyle, medyada yazan ve konuşanların çok sık tekrarladığı bu fahiş hataya dikkat çekiyor:

“Âzerbaycanlılar için Elçibey’in ağzından hiç kimse TÜRK dışında milliyet adı gibi algılanacak bir isim telaffuz ettiğini duymamıştır. Bütün Türkleri de böyle anmak isterdi. Ayrı bir millet adı gibi düşünülmesin diye Kazak, Kırgız, Özbek demeyi de istemezdi. ‘Kazakistanlı kardeşlerimiz’, ‘Özbekistanlı kardeşlerimiz’ ve benzeri sözlerle hitap ettiği olurdu.”

“Türk cumhuriyet ve topluluklarında Rus- Sovyet projesi içinde hangi milliyet ifadelerinin devlet zoruyla yerleştirildiği mâlûmdur. Kaç nesil o zorla yetişti. Onlar mâzurdur. ‘Kendinize Türk diyeceksiniz’ demenin ve zorlamanın mânâsı yoktur. Bunu yapmadık, yapmamalıyız. Yalnız şunu yapmalıyız: Biz onlara Türk demeliyiz. Çünkü onlar Türk’tür.”

“Zamanla onlar, Türkiye’de bize de Türk diyorlar diyecekler, alışacaklar ve benimseyecekler.”

“Biz Türkiye’de bu Sovyet planına göre hareket etmemeliyiz. Türk’e Türk demeliyiz.”

****

Yağmur Tunalı, “Ama Onlar da kendilerine böyle (Özbek, Kazak vd) diyorlar” diyen birine Prof. Dr. Turan Yazgan Hoca’nın sözünü aktarıyor:

“Bu emperyalist zorunu, bu Rus dayatmasını, bu bölücülüğü gerçek mi kabul edeceğiz? Bak sana söylüyorum: Bana şu Fâtih semtini ver, iki nesilde her mahallesinden bir dil ve millet çıkarayım! Yapacağımız bellidir: Bu oyunu bozabilmek lâzımdır. Bu iş hem zordur hem de bu kadar basittir. Biz bunu kabul edecek zavallı bir millet değiliz!”

“Bu iyi planlanmış ve yüz yıla yakın iyi uygulanmış bir projedir. Kaç nesil bu bölücülük ve ayrımcılık diliyle yetişti. Aynı milletten olduğumuzu hatırlamak ve hatırlatmak bile zaman işidir. Değiştirmek çok yönlü gayrete bağlıdır. Bunun için ilk şart şudur: Öncelikle Türkiye’nin aydınları ve âlimleri Sovyet literatürüne teslim olmamalıdır.”

“Tarihi yazanların” etkisini bu kadar güzel anlayan ve anlatan çok az aydınımız var.

Yüz yıllık bir projenin sonucu olarak, devlet kayıtlarına ve zihinlere kazınmış bir hatanın düzeltilmesi çok çetin bir iş.

Roma İmparatorluğu’nu “tarihin en büyük ve en uzun ömürlü devleti” saymak, hatalı da olsa, bize çok zarar vermeyebilir.

Ama “Türk’e Türk ve diline Türkçe dememek” hatasını devam ettirmek, Türk Birliği idealine en büyük zararı verecektir.

Düşmanların projelerine direnemeyenler, yeniden “tarih yapma” şansını kaybederler.