IMG-LOGO
Güncel

Her şehir, her müze, her kalıntı için; orayı gezip görmek isteyenler için plânlar, programlar hazırlanır. Yazılı tarif ediciler ortaya konur. Anlatıcı, izah edici kişiler vazifelendirilir ve görevlendirilir.

     İçinde yaşadığımız dünya ve onun da içinde bulunduğu kâinat ve evren bir saray gibidir. Bir şehir, bir memleket, bir ülke hükmündedir.

     Öyle ise, bir teşrifatçısı; onu anlatacak, orayı gezdirecek muallim ve öğretmenlere lüzum ve ihtiyaç vardır. Oradaki şartlara göre hareket etmesini, nasıl yaşamasını gösterecek, öğretecek, tarif ve tayin edici bir kılavuza ihtiyaç ve gereksinim vardır.

     O şehirde, o memlekette yer alanların, o ülkede kalanların, o yörede bulunanların; hikmetlerini, yapılış gayelerini, içindekilerin mana ve anlamlarını anlatacak, bildirecek eleman ve rehberlere olan  ihtiyaç zarurî ve elzemdir.

     Böylece o yöre ve mekânın içinde yaşayan insanların kabiliyet ve istidatları nazara verilsin, gözler önüne serilsin. Meraklıları işba edilip doyurulsun. Geldiklerine, gördüklerine, bulduklarına memnun olsunlar, sevinsinler ve şâd olsunlar.

     İşte Kur’an; tüm sözlerin üstünde, bütün makamların en yükseğinde bir projektör gibi dünyayı ve içindekilerini, özellikle eşref-i mahlûkat / yaratılmışların en şereflisi olarak yaratılmış olan insanın; en büyük, en doğru, en isabetli, en güvenilir bir kılavuzu, bir önderi ve bir rehberidir.

     Rehbersiz, plânsız, programsız yola çıkılamayacağı gibi, Kur’ansız da vasat / orta yol, doğru yol yani sırat-ı müstakim bulunamaz, bilinemez ve görülemez.

     İşte Kur’an tüm âlemlerin ve içindekilerin her türlü maddî - mânevî sevk ve idare ettiricisi olan Allah’ın bir kelâmı / sözüdür. Tüm mevcûdâtın, bütün varlıkların İlâhı / Tanrısı olması hasebiyle Allahın bir fermanı / emri / buyruğu, Allah’ın bir hitabı / seslenişi, Allah’ın bir konuşmasıdır. Bazen de şifreli bir haberleşme ve çok yönlü bir iletişim vasıta ve aracıdır.

     İşte böyle kudsî ve kutsal bir kitabın her asra bakan veçhesi / yüzü olduğu gibi, bilhassa / özellikle bu asra, bu yüzyılımıza da bakan bir yanı vardır. Üstelik bu zaman; tüm geçmiş zamanların mes’ele ve problemlerinin def’âten / birden asrın insanına hücum ettiği / saldırdığı acip, şaşırtıcı bir asırdır.

     Âdeta / sanki bu asrın insanı; bütün geçmiş asırları yaşamış gibidir. Bu asrın insanı; tüm yüzyılların meseleleriyle yüzleşmiş, karşılaşmış sayılır. Bu asrın insanı; binbir açmazın, sayısız çıkmaz yolun ortasında kalarak şaşkına dönmüştür. Bu asrın insanı; çıkış yolu arayan bir kimsenin hâleti rûhiyesini / rûh hâlini taşımaktadır.

     İşte bu asrın insanı geçmişin bu sayısız tasallutlarına / musallat oluşlarına ve sarkıntılıklarına karşı; ancak ilimle, fikirle, din ile ve imanla meydan okuyabilir. Ancak cadde-i kübrâda / en büyük mecra ve yolda emniyetle yol alabilir. Bu ise, en büyük mürşit / irşat edici / yol gösterici olan sırat-ı müstakime / doğru yola sahip olmakla, onu bulmakla, onu bilmekle ve ona canı gönülden sarılmakla mümkün ve olasıdır. Nitekim Koca Akif de:

 

     Doğruda doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

     Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmı.

 

derken bu hayatî hususa dikkatleri çekmektedir. Çünkü:

 

     “Elde (Allah tarafından vahiy yoluyla Hz. Muhammed’e indirilmiş, semavî / göksel kitapların sonuncusu olan) Kur’an gibi (sonsuz, devamlı mucize olan) bir mucize-i bâkî varken,

     “Başka bürhan (delil ve ispat) aramak aklıma zait (fazlalık ve gereksiz) görünür.

     “Elde Kur’an gibi (hakiki delil olan) bir bürhan-ı hakikat (hakikat delili) varken,

     “Münkirleri (inkar edenleri) ilzam (delille ispat edip, cevap veremez hale getirmek) için gönlüme  sıklet mi (bir ağırlık, bir yük mü) gelir?”