IMG-LOGO
Güncel

İktidarın Tek Umudu: Plasebo Etkisi

06 10 2020

“Placebo” Latince “I shall please” yani “sizi hoşnut edeceğim, mutlu edeceğim” anlamında bir kalıp imiş.

“Plasebo ilaç” ise içinde tedavi edici farmakolojik bileşenler olmadığı halde iyileştirici etkisi inkâr edilemeyen, telkine dayalı tedavi yaratan “ilaçlara” deniyor.

Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın işe yarayacak ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo, tıp ilmi açıklayamamış olsa bile, insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücünü harekete geçiren bir etkiye sahiptir. Plasebo ilaçların kanser dahil birçok hastalıkta belli ölçüde işe yaradığını gösteriyor.

Bir de Nosebo (nocebo) etkisi diye bir kavram var. “Kişinin bir durumla alakalı negatif beklentilerinin, kişiyi olumsuz etkilemesi anlamına gelmektedir. Örneğin bir ilacın yan etkiler getireceğine kişinin inanması nedeniyle - farmakolojik olarak doğrudan etkisi ve yan etkisi olmayan bir sözde ilaç verilse bile - bazı yan etkilerin görülmesi veya negatif telkinin kişiyi olumsuz etkilemesi durumudur.”

İlaç firmaları geliştirdikleri ilaçların etkinliğini ölçerken plasebo ile mukayese ederler. Üretilen ilacın, plasebo “ilaçtan” çok daha yüksek oranlarda iyileştirme gücüne sahip olması istenir.

Plasebo ilacın yüzde 15 etkili olduğu bir hastalığın tedavisinde, içinde etken madde olan ilaç yüzde 90 oranında tedavi edici etkileri tespit edilmişse elbette tedavide bu ilaç tercih edilir.

Doktorsunuz ve elinizde plasebo etkisinden daha fazla etkiye sahip tedavi edici bir ilacınız yok. Bu durumda hastanıza “hiçbir yan etkisi olmayan yeni bir ilacın çıktığını ve çok faydalı olduğu” telkinini yapabilirsiniz. “Plasebo ilaç” kullanarak hastayı kısmen rahatlatır ve az da olsa bir iyileşme sağlayabilirsiniz.

Plasebo etkisi acaba sosyal, siyasi ve ekonomik alanlardaki hastalıklarımızın tedavisinde işe yarar mı? Yararsa ne ölçüde?

**********************************

Elinde İlaç Olmayınca

Ak Parti iktidarı son dönemlerde en çok sıkıntı yaşadığımız ekonomi, dış politika, sağlık alanlarında etkin bir çözüm üretemiyor. Bütün umudunu müthiş propaganda gücüne bağlamış durumda. 

Bu gücü kullanarak verdiği sözde ilaçların çok faydalı ve etkili olduğunu telkin ediyor. Telkine dayalı iyileşme beklentisinin yaratacağı plasebo etkisi ile hastalıkları tedavi etmeye çalışıyor.

Ekonomi alanında da beklentilerin davranışları belli ölçüde etkilediği biliniyor. İktidarın mevcut durumu maskelemek ve beklentileri yönetmek için en büyük yardımcısı TÜİK.

Allah için TÜİK bu görevinde “başarılı” hatta mucizeler yaratıyor. TÜİK’in verdiği rakamlarla çalışan sayımız azalıyor ama her nasılsa işsizlik artmıyor, azalıyor. Tükettiğimiz her şeyin dörtte üçü ithal veya ithal girdiye dayalı, Dolar ve Euro patlamış ama açıklanan enflasyon hala yüzde 10 mertebesinde.

Ama bir yerde mızrak çuvala sığmıyor. Milli gelir, büyüme, işsizlik dahil temel parametrelerin hepsinde 2023 hedeflerini büyük ölçüde düşürerek revize etmek zorunda kalıyorlar.

Çarşı pazarda fiyatlara, etrafındaki artan işsizlere bakan vatandaşın devletin açıkladığı enflasyon ve işsizlik rakamlarına güveni kalmıyor.

Eksik kalan telkini Reis tamamlıyor. Gaziantep’te, 40-80 yıllık fabrikaların, emlakçıların, pastacıların dahil olduğu, “300 yeni fabrika açılışı” ile halkımızı “hoşnut ediyor.”

Sağlık Bakanımız testi pozitif çıkan ama belirti göstermeyenleri hasta saymıyor. Yetmedi, testi negatif çıkan ama belirtileri yüzünden covid-19 tedavisi görenleri de hasta saymıyor. Bakan “Salgını kontrol edemese de rakamları kontrol ediyor.”

“Ulusal çıkarları korumak için” bu yöntemi geliştiren Sağlık Bakanımızın yarattığı plasebo etkisiyle tedavi oluyoruz.

Dış politikada ise Doğu Akdeniz’de araştırma gemisi yolladığımızda alkışlıyor, geri çektiğimizde dünya liderimiz “diplomasiye imkân tanıdığı için” gurur duyuyoruz.

Bu plasebo etkili sözde ilaçlar iktidar için harika. Şık birer ambalajla sarılmış bu “ilaçlar” her derde deva sanki.

Fakat o muhalifler yok mu? İlaçların etken maddesinin olmadığını söyleyerek plasebo etkisini yok ediyorlar.

Bazıları da verilen ilaçların yan etkilerinden bahsederek nosebo etkisi yaratıyor. Halkımızın daha fazla acı çekmesine yol açıyorlar.

Reis bunları “vatana ihanetle” suçlamakta haksız mı yani?

*******************************

Kendisini Doğrulayan Kehanet

Alev Alatlı’nın anlattığına göre, “Birine kırk gün deli deseniz deli olur” ; “Bal tutan parmağını yalar” ; “Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz” gibi sözler rasyonel mesnedi olmayan ama fiiliyatta bir biçimde doğrulanan hipotezlerdir.

“Kendisini doğrulayan kehanet” denilen bu olay, insanların doğru olduğuna inandıkları bir öngörüye göre kendilerini ayarlıyor olmaları nedeniyle gerçekleşen kehanettir.

“Kırk gün deli dediğimiz” adam gibi, “Nasılsa kazanamaz” denilen partilere oy verilmediği için bu partiler kazanamaz.

“Bal tutan parmağa” hak vermeye alışınca, Devlet ihalelerinde denetleme merciinin rüşvet alması normal karşılanır, “çalıyor ama çalışıyor” şeklindeki argümanlar haklılık kazanmaya başlar.

Borsa ve döviz iniş çıkışları da “kendisini doğrulayan kehanetle” doğrudan ilgilidir. Herkes çıkacağına inandığında alıma yönelir ve gerçekten çıkar. Düşeceğine inandığında da çoğu satışa yönelir ve gerçekten düşer.

İktidar, ekonomik, siyasi ve sosyal hastalıklarımızı, içinde etken maddesi olmayan, sahte ilaçlarla tedavi ettiğine bizi inandırmayı başarıyor.

“Biz adam olmayız”, “bunları seçimlerde yenmek mümkün değildir”, “bu adamlar meşru yoldan iktidardan ayrılmaz”, “alternatif yok” gibi sözlerin de “kendisini doğrulayan kehanetlerden” olduğuna şüphem yok.

İktidar “kendini doğrulayan kehanetlerle” bizi öğrenilmiş çaresizlik içinde tutmaya çalışıyor. İktidarın son on yıldaki tek başarısı bu.

Halkımızın bu sözlere göre kendisini ayarlamasından kaynaklanan ve yıllardır gerçekleşen bu kehanete son vermek istiyor muyuz?

Yapacağımız ilk şey kendi davranışlarımızı akılcı mesnedi olmayan bu sözlere göre ayarlamaktan vazgeçmektir.