IMG-LOGO
Güncel

Aptal Kendini Akıllı Sizi Aptal Sanır

26 09 2020

Bazı insanlar çevrelerinde olup biteni hakkıyla algılayamıyor. Bu tiplerin bir takım ortak davranış kalıpları var. Bunlar, kendi eksikliklerini kavrayamaz; başkalarının farklılığını onların eksikliğine, kusuruna yorarlar. Mesela asırlardır Batı’nın ahlâk yokluğundan bugün veya yarın çökeceğini beklerler. Bir asırdan fazla oldu, hâlâ bekliyorlar. Yurt dışına çıktıklarında da etraflarına “bu gâvurcuklar ne aptal” diye bakarlar.

İnternetçi arkadaş

Aşağılamaları dışarısıyla ve dünyayla sınırlı değildir. Dünyadan yeterince kopuksalar, yurt içinde de, mesela İnternet kullananlara, çevrim içi alışveriş veya bankacılık yapanlara şööööyle bir tepeden bakarlar. “Dolandırılacak bu aptallar, dolandırılacak” diye… Kim kiminle ne yapmış programları seviyesindeki medya da buna çanak tutar. Adam gece ATM’den para çektikten sonra soyulmuş, manşetimiz: İşte elektronik bankacılığının sonu!

İstanbul Büyük Şehir Belediye Meclisinde, metroda İnternet ulaşımı olmasını öneren üyeye, bir “muhafazakâr” üyenin alay ederek, ağzını yaya yaya sırıtarak, “İnternetçi arkadaş… “diye hitap etmesi mesela. Farkında mı acaba? İnternet, matbaa gibi, yazı gibi, insanlığın geleceğini değiştiren bir sıçramadır. Eski Sümer’de tablet ve yazı için alet edevat isteyeni “yazıcı arkadaş”, İbrahim Müteferrika’ya, “matbaacı arkadaş” diye aşağılamak gibi bir şey bu.

Hani ilim Çin’de olsa gidip alacağız ya. Hiç gereği yok. Cep telefonunuzu tıklayın, İnternet vasıtasıyla Çin’den de Hint’den de, Amerika’dan da alabilirsiniz.

Değişiklik rahatsız edicidir. İnsanlar bu rahatsızlığa karşı savunma mekanizmaları geliştiriyor. İşte o tepeden, aşağılayıcı, alaycı bakış bir savunmadır. Değişimi hafife almak, değişimle alay etmek savunma mekanizmalarının en masumu: Neymiş, otomobil diye bir şey yapmışlar, artık atlara gerek kalmayacakmış. Ha ha ha. Ne yani, insan bir gün uçacak da desinler salaklar, yetmedi, aya da gitmeye kalkar bunlar!

Eyyy televizyon, eyyy video, eyyy İnternet!

Attan, atlı arabadan vaz geçildiği günlere yetişmedim tabi. Fakat İzmir’deki sokağımızda hâlâ “binek taşı” ve evimizin duvarında, kim bilir hangi tarihten kalma, artık kullanılmayan, gazlı sokak lambası vardı. Akşam üstü bir görevli, lamba lamba dolaşıp gazı açar ve elindeki uzun bir ucu ateşli çubukla onları yakarmış. Ben görmedim. Ama hâlâ, turistik değil de ulaşım amacıyla fayton kullanırdık. Pazardan da eşek yüküyle dönülürdü.

Değişimin çılgınca hızlandığı bu son elli yılda, mesela, televizyonu, video oynatıcıları toplum ahlâkına ve her hâlde “aile yapımıza” büyük bir tehdit diye görenler de vardı. Onlara da yetiştim, o nutukları da dinledim.

Eh daha önce de kızların okur-yazar olmasının ahlâkı bozacağını söylerlerdi ya.

Televizyon,  İnternet’in yarısından az!

Birkaç yıl önce, bir kongrede, çok ağır bir ağabeyin- yaşına bakılırsa ağabey kısa düşüyor, dedenin demek lazım- “Sosyal medya dedikleri kötü bir şey. Vakit kaybı. Girmeyin şu sosyal medyaya!”  dediğini hatırlıyorum. Aradan beş yıl falan geçti. Hadi girmeyin bakalım sosyal medyaya!

İstatistikler İnternet’e bağlı hane oranını %90, İnternet kullananlar arasında aktif sosyal medya üyesi oranını %64 veriyor. İnternet kullanıcılarının çoğunluğu da alışveriş yapıyor. Bunlar 2019 sonu ve 2020 Ocak ayı rakamları. Salgından sonra, bütün bu yüzdeler sıçradı. Sırf uzaktan alışveriş için yazlıklarına İnternet bağlayan arkadan gelen (laggards) grubu var. Belki en çarpıcı istatistik, televizyonda geçirilen zamanın, İnternet’te geçirilenin yarıdan azına düşmesi.