IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Gâvur Mümin “Gazi Paşa’nın Casusu”

23 09 2020

İzmirli üstat gazeteci yazar Yaşar Aksoy, Kurtuluş Savaşı’nın bir numaralı casusu İzmirli Türk subayı Gâvur Mümin’in destansı ve sırlarla dolu hayatını anlatıyor. Kitap, Gâvur Mümin’in hâtıraları, fotoğraf albümleri, madalyaları, gizli belgeler incelenerek ve onu tanıyanlarla, yakın akrabaları ve hâdiselerin canlı şâhitleriyle gerçekleştirilen görüşmelerin ve de 40 yıl devam eden yorucu araştırmaların ürünüdür.

Bu kitapta Çanakkale, Kanal Harekâtı, Doğu Cephesi gibi muharebelerde çarpıştıktan sonra, emperyalistlerin işgali altındaki bir ülke ve şehirde, melon şapka hatta Yunan üniforması giyerek işgalcilere katılan ve yıllarca Gazi Mustafa Kemal'in casusluğunu yapan bir Türk subayının efsanelere ve karanlıklara karışmış çarpıcı hayatını, vatan sevgisi ve Yunan zindanlarında işkence içinde geçen yılları anlatılıyor.

Ayrıca ve yine ilk defa Millî Kurtuluş için canları pahasına mücadele eden ve gizli direniş için kurulan cemiyetlerde faaliyet gösteren nice isimsiz kahramana olan vefa duygusu pekiştiriliyor.

Yaşar Aksoy’un 13,8 X 23 santim ölçülerinde 335 sayfalık eseri, ‘Ön söz’ ve ‘Kaynaklar’ dışında 4 bölümden oluşuyor. Birinci bölümde; Yunan işgali altındaki İzmir ve şehirde faaliyet gösteren gizli kuruluşlar hakkında bilgiler var. İlgi çekici alt başlıklardan bazıları şöyledir: *İzmir’in işgali, Mondros Mütârekesi’nin 7. maddesine dayandırıldı. (7. Madde: İtilâf Devletleri, güvenliklerini tehdit edici bir durum olduğunda, herhangi bir strateji noktasını işgal hakkına sâhip olacaklardır.) *İşgal altındaki İzmir’i düşmandan temizlemek maksadıyla kurulan dernekler ve mücadele gruplarının isimleri: Türk Ocakları İzmir Şubesi, İzmir İhtiyat Zâbitleri Teâvün (yardımlaşma) Cemiyeti, İzmir Demiryolları İslâm Memurini Teâvün Cemiyeti, Halka Doğru Cemiyeti. (Yaşar Aksoy, bu cemiyetlerde vazife gören vatanseverlerin isimlerini ve gerçekleştirilen faaliyetler hakkında bilgeler de veriyor) *19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal, Samsun’da Kurtuluş Savaşı hazırlıklarını başlatıyor. *İzmir’in yağma edilmesi. *Ege’ye yayılan Yunan zulmü…

Bütün bu bilgiler, iğne ile kuyu kazar gibi, derin, uzun ve yorucu çalışmalarla elde edilmiştir.

Televizyon dizisi ‘Vatanım Sensin’in iskeletini oluşturan Gâvur Mümin, eserin ikinci bölümünde yer alıyor. Bir insan hem ‘Gâvur’, hem de ‘Mümin’ olur mu? Diye soranların aradığı cevaplar bu bölümde… Okuyucu, heyecan içerisinde satırdan satıra, sayfadan sayfaya nefes nefese koşuyor. Sâdece Türk vatanseverlerin değil, başta Trikopis olmak özere esir alınan Yunan generallerinin durumu da alâka ile tâkip ediliyor.

Üçüncü bölümde, Gâvur Mümin’in hâtıraları yer alıyor. Ve İzmir’in işgalinin saniye saniye safahatı:

Ben, ne yapacağımızı kendisinden sorup anlamak üzere Miralay Süleyman Fethi'yi Sarı Kışla'da aramaya koştum. Kışla'daki odasına kapısını vurmadan girdiğim zaman 4. Kolordu Ahzı Asker Heyeti Reisi Erkânı Harp Miralayı Süleyman Fethi Bey, ortada ve bir heykel gibi dimdik ayakta duruyordu. O hâliyle Süleyman Fethi Bey bana, hezimet ortasında yükselen bir zafer âbidesi gibi görünmüştü. Metin bir sesle bana:

Gel bakalım arkadaşım’, diyerek elini uzattı.

Onun öpülesi elini saygı ile sıktım. O koluma girerek beni pencere önüne götürdü. Ve körfeze bakarak isyan dolu bir sesle: ‘İşte, nihayet geliyorlar!’ dedi.

Gözlerimi onun baktığı yere çevirince etimin üzerinde akrep görmüş gibi irkildim. Zira o anda yağışa teşne ve karanlık bir Mayıs sabahının meş’um ortamı içinde kancık renkleri insana daha sinsi görünen koyu kurşunî boyalı Yunan harp gemileri, körfezden limana doğru avına saldıran aç birer timsah gibi süzülüyorlardı.

Miralay biten sigarasından bir yenisini ateşledikten sonra:

Bunlar sonuncular’, dedi ve ilâve etti: ‘Şu gemi, körfeze girenler içinde yirmi ikinci!’

Fakat Miralayın bu son kelimesini söylemesi ile oda kapısının büyük bir hızla açılıp duvara çarpması bir oldu. İkimiz de hemen kapıya döndük. Soluk soluğa odaya dalan genç Mülazımın beti benzi beyaz kesilmiş, güzel kumral yüzünde hayat renklerinden eser kalmamış gibiydi. Koşup sokularak kumandanı askerce selamladı ve nefes nefese:

Geliyorlar Miralayım’, dedi. Arkasından da kesik kesik izahat vermeye başladı:

İlk müfrezeleri Pasaport'a çıktı. Fakat onların karaya çıkıp sıraya dizilmelerinden biraz sonra, orada yanı başlarında arka arkaya iki bomba patladı. Bombaların patlaması ile sıraya dizilmiş Yunan askerlerinin çil yavrusu gibi dağılmaları ve birbirlerini çiğneyerek Pasaport binasına doğru kaçmaları bir oldu. Yarım dakikacık içinde ortalıkta yere serilmiş beş altı ölülerinden ve yaralılarından başka kimse kalmadı. O sırada karşıdan koyu renk elbiseli, siyah kalpaklı bir genç pasaport binasına doğru dümdüz yürüdü. Yaklaşınca tanıdım. O daha bir saat evvel Konak Meydanı önünde karşılaşıp konuştuğum Hasan Tahsin Recep Bey idi. Hani şu Hukuk-u Beşer gazetesi sahibi... Sosyalist filan derler ya? İşte o Hasan Tahsin Recep Bey. Konak Meydanı önünde kendisi ile konuştuğum zaman ona düşmanın gelmekte olduğunu söylemiştim. O zaman şaşılacak bir sükûnetle gülümsemişti ve bana: 'Gelsinler bakalım. Görecekleri de olur!' demişti. Bombaların Yunan ordusunun üzerinde patladığı ve muazzam bir paniğin başladığı Pasaport sâhili civarında ondan başka kimse görünmüyordu. Belliydi ki, bombaları o atmıştı. Ben acaba ne yapacak diye heyecanla beklerken, belinden çektiği tabancasıyla yerde yatan Yunan askerlerinin ortasına kadar yürüdü, orada dikilip Yunan askerlerinin sığındığı Pasaport binasına doğru bağırdı: 'Mademki geldiniz, neden kaçıyorsunuz namussuzlar? Siz bu aziz vatanı, tek kişiden kaçan bu tabansız orduyla mı fethedeceksiniz? Bu topraklarda size bu istiklal merasimini tekrarlayacak daha milyonlarca insan var!' diye haykırdı. Fakat son sözleri bunlar oldu. Zira o anda Pasaport binasının pencerelerinden açılan yaylım ateşi zavallıyı fazla konuşturmadı. Yere yığılıp kalışından sonra Yunanlılar Pasaport binasından fırlayıp bîçârenin ölüsüne saldırdılar.

Bunları dinleyen Miralayın karşısındakine de sirayet eden vakur sükûneti, genç Mülazımın heyecanını yatıştırmadı. O susunca Miralay bana döndü:

Bize yakışır bir istikbal merâsimi değil mi?’ dedi.

O, bu sualini sorarken ben, bu büyük milletin kalbinde gerçek bir kahraman pâyesine yükselebilmenin müthiş zorluğunu düşünüyordum. İnsan, bir ordunun, bir donanmanın ve onları destekleyen koskoca bir düşmanlık dünyasının karşısına tek başına dikilip meydan okuyabilen bir Hasan Tahsin Recep'in baş döndürücü irtifaına başka hangi kahramanlıkla ulaşabilirdi? (s: 103-105)

Ve İzmir’de katran karası günler…

Dördüncü bölümde, sözlü ve yazılı tarihte yer alan Gâvur Mümin’le alakalı bilgiler var. Aynı zamanda eserin müellifi, ‘Hâlis Müslüman Türk evladı koca Mümin; neden, niçin, nasıl ‘Gavur Mümin’ oluyor? Sorusunun da cevabı var. (s: 231-232)

Bu hârika eser, 77 adet fotoğrafın yer aldığı ‘Albüm’ bölümü ile sona eriyor. (s: 294-329)

Kitap tiryakileri bilirler: hârika eserleri ikinci defa okumak, birincisinden daha zevklidir.

KIRMIZI KEDİ YAYINEVİ:

 Ömer Avni Mahallesi, Emektar Sokağı Nu: 18 Gümüşsuyu, İstanbul. Telefon: 0.212-244 89 85 Belgegeçer: 0.212-244 09 48 e-posta: kirmizikedi@kirmizikedi.com  //  www.kirmizikedi.com 

 

YAŞAR AKSOY

     İzmir’de doğdu. İstanbul Teknik Üniversitesi (Y. Kimya Müh.-1971) ve Ege Üniversitesi’nden (Y. Endüstri Müh.- 1976) mezun oldu. Üniversitede okurken ve mesleğini yaparken gazeteciliğe merak sardı.

1965’ten itibaren, İstanbul’da Akşam gazetesi, Demokrat İzmir (10 yıl), Yeni Asır (22 yıl), Star (1 yıl), Hürriyet (7 yıl) ve bir ekonomi yayını olan Gözlem gazetelerinde sanat muhabiri, kültür sanat yönetmeni, araştırmacı, köşe yazarı olarak sürekli çalıştı.

     Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi’nde “İktisadî Devrim Tarihi” dersleri verdi. Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi’ni kurdu ve genel yönetmenliğini yaptı. İzmir Ödülleri’ni ilk defa oluşturdu.

     İzmir Kültür Gezileri’ni başlattı. İzmir Akademisi kurmaya dönük İzmir Seminerleri’ni oluşturdu. Sayısız kurumda İzmir Konferansları’nı sundu. 1970 sonrası, İzmir Halkevi ve Hasan Tahsin’i Yaşatma Demeklerini kurdu ve ilk başkanlıklarını gerçekleştirdi.

     “İzmir Tarihi ve Ege Kültürü” üzerine kitapları, sayısız yazıları, araştırmaları, yıllarca devam eden seri konferansları ve yurtdışında İzmir’i tanıtım çalışmaları sebebiyle, 12 Haziran 1997 günü Karşıyaka Belediyesi tarafından Karşıyaka’da Bahariye Mahallesi’nde çocukluğunun geçtiği 1850 numaralı sokağa (Lise Yolu) törenle ismi verildi.

     Konak Belediyesi tarafından, 28 Mart 1997 günü İzmir-Asansör Parkı’na yine törenle ismi verildi. Türk Arkeolojisi’nin simge ismi Ord. Prof. Ekrem Akurgal, kendisinden “Ege Kültürünü Dirilten Yazar” diye söz etti. Bazı resmî ve özel okullarda daimi “Yaşar Aksoy Köşeleri” yapıldı.

Yazarlığının 40. yılı sebebiyle Konak Belediyesi tarafından Türkân Saylan Kültür Merkezi’nde, 28 Nisan 2011 tarihinde “Ustaya Saygı” töreni ile onurlandırıldı.

     2012 yılı TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın “Onur Konuğu” seçildi ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve Doğan Hızlan ile birlikte fuarı açtı. Birçok ödül kazandı.

Aksoy’un bugüne kadar yayımlanmış ellinin üzerinde kitabı bulunmakta.

     Bir kızı ve üç erkek torunu var.

 

 

 

KUŞBAKIŞI

KOLCA KOPUZDAN KILCA KALEME

DEDEM KORKUT ARAŞTIRMALARI

Prof. Dr. Ali Duymaz, 25 yıldan fazla bir zaman diliminde Dede Korkut araştırmaları ile meşgul olmuştur. Araştırmalarının neticesini, 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 488 sayfalık eseri ile okuyucuya sunuyor.

Prof. Duymaz’ın eseri, Korkutşinas Kamal Abdulla’nın 1997 yılında yayınlanan ‘Gizli Dede Korkut’ isimli kitabından sonra yapılan araştırmaların yeni bir istikamete yönlendiğini belirterek başlıyor. Bu vakıadan hareketle muharrir, Dede Korkut hakkındaki çalışmaların 200 yıldan beri devam eden târihî seyrini değerlendiriyor. Batıda 1815 yılında başlayan Dede Korkut incelemeleri, Türklerde 101 senelik gecikme ile 1916’da görülmektedir. Prof. Duymaz’ın belirttiğine göre Kilisli Muallim Rifat Bilge’nin, Orhan Şaik Gökyay’ın ve Muharrem Ergin’in incelemeleri, batılı araştırmacıların çalışmalarını gölgede bırakmış olmasına rağmen yeterince değerlendirilememiştir. Ali Duymaz, eseri ile bütün bu çalışmaların yayınlandığı kaynakları belirtmek suretiyle, Dede Korkut ve Oğuzlama hakkında çalışacaklara rehberlik ediyor. Ümid edilir ki, bu rehberlik sâyesinde kısa zamanda daha mühim bilgilere ulaşılabilecektir.

Duymaz Hoca’nın tespitlerine göre Dede Korkut araştırmacıları arasında: Ali Emiri (1857-1924), Kilisli Muallim Rifat Bilge (1874-1953), Ziya Gökalp (1876-1924),  Muallim Cevdet (1883-1935), Köprülüzâde Mehmet Fuat (1890-1966), Orhan Şaik Gökyay (1902-1994), Muharrem Ergin (1923-1995) ve Osman Fikri Sertkaya (1946) gibi isimler vardır. Bu isimlerden yalnızca yazarın kendisi ve Osman Fikri Sertkaya hayattadır. Demek ki Dede Korkut’la alakalı çalışanlar azalıyor. Şüphesiz edebiyat fakültelerinde, mezûniyet, lisans ve doktora, doçentlik tezleri seviyesinde araştırmalar da bulunmaktadır.

Prof. Ali  Duymaz’ın hazırladığı eserin, ‘Derlemeler, Denemeler’ başlıklı son bölümünde; bilgi şöleni bildirilerinden bölümler, Dedem Korkut hikâyelerinden özetlenen metinler yer almaktadır.

Dede Korkut geleneği, Türk milletine ait ortak mitolojik köklerden doğmuş, Oğuz kavminin târihî mânâda gün yüzüne çıkışında kavmin destanı şekline dönüşerek Oğuzluk bilincini oluşturmuştur.

Dede Korkut'un araştırılmaya başlandığı tarihin üzerinden iki asır sonra Dede Korkut/Oğuzname geleneği, yeniden, bir daha üretilmek durumundadır. Çalışmalar az sayıda olmakla beraber varlığının bilinmesi memnuniyet vericidir.  

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr   

 

YENİLMEYENLER

William Faulkner’in yazdığı roman, Necla Aytür ve Ünal Aytür tarafından Türkçeye tercüme edildi. 

Yazar kitabında, savaşı arka plana alarak, yaşlı bir kadın, bir çocuk ve onun siyahî arkadaşının başrolde olduğu bir cephe gerisi hikâyesi ortaya koyuyor.

Amerikan İç Savaşı'yla ilgili bugüne kadar pek çok roman yazıldı, film çekildi. İç Savaş'ın genellikle kazanan taraf olan Kuzeyin gözünden aktarıldığına şâhit olduk Çünkü Abraham Lincoln'ün önderliğindeki Kuzeyin savaşı kazanması ABD'de kölelerin hüriyetne kavuşmasıyla neticelendi. İç Savaş'ın köleliğin kalkması ve bugünkü ABD'nin birliğini sağlaması gibi olumlu etkileri olsa da sivillerin büyük zararlar gördüğü diğer savaşlardan bir farkı yoktu.

Faulkner okumanın verdiği edebî hazla romandaki savaşın hüznü, bir büyükanne ve küçük iki çocuğun yaşama azmi ve direnciyle buluşarak, edebiyatın bir büyük klasiğini ortaya koyuyor.

YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK:

İstiklal Caddesi Nu: 161-161/A Beyoğlu 34433 İstanbul. Telefon: 0.212-252 47 00 

Belgegeçer: 0.212-293 07 23 www.ykykultur.com  e-posta: ykypazarlama@ykykultur.com 

 

İSLAM TARİHİNE DÜŞEN CEMRE: SELÇUKLULAR

Amerikalı târihçi Bernard Lewis (1916-2018) diyor ki: ‘Hiçbir millet kendi varlığını ve kimliğini İslâm dininin içerisine Türkler kadar gömmemiştir.’

 Mustafa Alican, Selçukluları İslâm târihine kattıkları değer ekseninde anlatarak bugünkü varoluş zeminimizi ve coğrafyamızı kavrama imkânı sunuyor.

 Oğuz boylarından biri olan Kınıklar, 10. yüzyılın ikinci yarısında Oğuzlardan ayrılıp Aral Gölü’nün ötesindeki Cend şehrine göç ettiler. Bu göç Kınık boyunun târihi kadar İslâm târihi bakımından da bir dönüm noktası oldu. Selçuklular, kısa süre içerisinde büyüyerek Ehl-i Sünnet’in umudu hâline geldi.

Türklerin İslâmlaşmasıyla birlikte yaşanan dönüşüm, İslâm’ı uygulamada Arapların dini olmaktan çıkararak cihanşümul hâle getirildi. Bütün bu dönüşüme siyâseten hükmedenler Selçuklulardı. Onların döneminde Hırıstiyanlara karşı epeyce bir vakittir durmuş olan fetihler yeniden başladı. İslâm sancağının İstanbul surlarında, Viyana kapılarında ve Avrupa’nın dört bir yanında dalgalanacağı bir devir başladı. İsmailiyye Şia’sının baskısı altında zor günler geçiren Ehl-i Sünnet inancı, Türklerin eliyle hürriyetine kavuştu. Onların himâyesinde bugünkü İslâm dünyâsının kodları yazıldı. Selçuklular, Türklere bin yıllık bir misyon kazandırdı.

13.5 X 21 santim ölçülerindeki 264 sayfalık eser, Mayıs 2020’de yayımlandı.

KETEBE YAYINLARI:

Maltepe Mahallesi, Fetih Caddesi Nu: 6/2 Topkapı, İstanbul. Telefon: 0.212-612 29 30 e-posta: ketebe@ketebe.com  //  www.ketebe.com 

KISA KISA… / KISA KISA…

1-AYDIN SINIFIN ANATOMİSİ: Prof. Dr. Orhan Türkdoğan. Timaş Yayınları.

2-BÜYÜK UYANIŞ: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu. Otopsi Yayınları.

3-BİNBİR NÜKTE: Mehmet Dikmen / Demlik Yayınları. 

4-YÖRÜKLER: Prof. Dr. Mehmet Eröz / Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.  

5-UYGUR TÜRKLERİ KÜLTÜRÜ VE TÜRK DÜNYASI: Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı / Çağrı Yayınları.