IMG-LOGO
Röportaj

Türkçede Yeni Kelime ve Istılâh Teşkîli Türkçe Sevdalısı Dr. Yesevîzâde Alparslan Yasa Anlatıyor

19 09 2020

Oğuz Çetinoğlu: Diller statik (durgun) değil, dinamik (devamlı hareket hâlinde) bir yapıya sâhiptir. Aynı zamanda yeni kelimelere de ihtiyaç vardır. Sizinle hareketliliğin sınırını ve yeni kelimelere olan ihtiyacın karşılanması mes’elesini konuşmak istiyorum. Umûmî mâhiyetteki bir değerlendirmenizle mülâkatımıza başlayabilir miyiz?

Yesevîzâde Alparslan Yasa: Bütün diller gibi Türkçenin de, her zaman ve giderek artan ölçüde, yeni mefhûmlar için yeni kelimeler (bilhassa ıstılâhlar) teşkîline ihtiyâcı olduğu aşikârdır. Mâmâfıh, hakîkî bir ihtiyâçtan bahsedebilmek için, yeni kelimenin yeni bir mefhûmu karşılamak için teşkîl edilmiş olması lâzımdır.

Çetinoğlu: Okuyucularımız için ‘ıstılâh’ kelimesini izah eder misiniz?

Yasa:Istılâh” (“terim” < Fransızca “terme”); ilmî, teknik, meslekî herhangi bir sâhaya âid bir mefhûmu, o dili konuşanlar arasında yanlış anlamalara ve ihtilâflara meydan vermiyecek şekilde iyi tesbît ve târîf eden kelimedir.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Türkçemizde sâdece ihtiyaç hâlinde mi kelime türetiliyor?

Yasa: Maâlesef, hayır! Vazıyet tam tersidir: Türkçede, bir asra yaklaşan bir zamândır, yeni mefhûmlar için kelime türetmekten ziyâde, bir takım ideolojik sâiklerle, asırlardır Târîhî Türkçenin malı olmuş İslâm Medeniyeti kaynaklı kelimeleri dilden tasfiye gayreti içinde, mütemâdiyen ve planlı bir şekilde onların yerine yeni kelimeler ortaya atılmakta ve bunlar resmî dayatmalarla yaygınlaştırılmaktadır. Istılâhiyât sâhası ise, kasd-ı mahsûsayla ve neredeyse bütünüyle Fransızca veyâ “Frenkçe”ye terkedilmiştir…

Çetinoğlu: Sözünüzü keseceğim için özür dilerim! ‘Târihî Türkçe’den kastınız nedir?

Yasa: Kısaca, Osmanlı veyâ İstanbul Türkçesidir. Sâdece “Türkçe” demememizin veyâ “İstanbul Türkçesi”nden ziyâde “Târihî Türkçe” tâbirini tercîh etmemizin sebebi, 1930’lu senelerden îtibâren inşâ edilen, Türkçe, Fransızca ve uydurma kelimeler ve uydurma kaideler halitası sun’î, uydurma bir dil olduğu hâlde mürâîce “Öztürkçe” tâbir edilen ve 1960 Darbesiyle Resmî Dil yapılan köksüz, zevksiz, alafranga dille zıdlaşmak, onu reddetmek ve bu Uydurmacanın karşısında târihin deriliklerine kök salmış, Anadolu Türkçesi düşünüldüğünde bin sene, ona da temel olan dil düşünüldüğünde binlerce sene gerilere giden bir târihî vetîre içinde teşekkül etmiş, bu vetîre içinde zenginleşmiş, incelmiş, derinlik kazanmış, büyük bir kültür dili hâline gelmiş bir Türkçemizin, sağlam mantıklı, büyük ifâde kudretini hâiz, zarîf  bir dilimizin, hakîkî Türkçemizin mevcûd olduğunu vurgulamaktır.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim. Lütfen devam eder misiniz?

Yasa: Yeni olarak ortaya atılan kelimelerin büyük bir kısmı Uydurma kelimelerdir (“barbarismes”). Çünkü türetme veyâ teşkîl kaidelerine aykırıdırlar.

Çetinoğlu: Misal göstermeniz mümkün mü?

Yasa: Tabîi… Meselâ -sAl, -mAn, -Ay, -v gibi Fransızcadan (ve “Frenkçe”den) devşirme eklerle teşkîl edilen bütün kelimeler uydurmadır. Öz-el, kamu-sal, uz-man, öğret-men, düz-ey, yüz-ey, yap-ay, sına-v, tür-ev gibi… Kezâ fiil kökü / isim kökü ayrımını ve ekin vazîfesini umursamadan teşkîl edilen bütün kelimeler… Ön-em, toplu-m, kap-sa-m,sor-u-m-lu, yük-ü-m-lü, öz-gü, il-gi-nç, orta-m, ilh… Fransız şîvesine uygun uydurmalar: dilbilim, toplumbilim, artsürem, anlambirim, metinlerarasılık, sözyapım, ilh… Dahası, Fransızca, “dış-”, “eş-”, “iç-”, “ön-”, “öz-”, ”tek-”, “yad-” gibi bir takım ön ekler ihdâsıyle dahi taklîd edilmektedir. Meselâ exportation: dışsatım, équivalence: eşdeğer, instinct: içgüdü, prévoir: öngörmek, autonomie: özyönetim, monothéisme: tektanrıcılık, indéterminisme: yadgerekircilik, ilh...

Çetinoğlu: Türkçede ‘ön ek’ yoktur.” Diyorsunuz…

Yasa: Yoktur! Türkçe, Fransızca gibi, sondan ve önden eklemeli bir dil değildir; münhasıran sondan eklemeli bir dildir. Fakat dilimizi Fransızcalaştırmak kasdıyle, buna tevessül etmişlerdir. Uydurmacayı Resmî Dil yapmaya muvaffak oldukları için, bugün “öngörmek” ve “öngörü”, “önsöz” “eşdeğer”, “eşzamanlı” gibi ön ekli uydurmalar, hemen herkesin ağzındadır.

Bu Uydurmalarla berâber, ayrıca, menşei 19. asır ortalarına kadar çıkan “Güneş-Dil Sahte-Teorisi(1)” (daha doğrusu stratejisi) ile, Türkçenin kapıları ardına kadar Fransızca kelimelere açıldığı, bunlar -“Öztürkçe” oldukları iddiâsıyle- “okul” (<école) kitaplarına konulduğu, hattâ (“Türkçenin de bir Hind-Avrupa dili olduğu” iddiâsıyle) cümle kuruluşu dahi -devrik cümlelerle- Fransızcaya benzetilmeye çalışıldığı için, Türkçe, yapısı, zevki ve kelime hazînesi îtibâriyle büyük ölçüde Fransızcalaşma vetîresine sokulmuş, -1960 Darbesinin ardından- bu Fransızcalaşmış, istikrârsızlaşmış, köksüzleşmiş, nesebsizleşmiş “Türkçe”ye, “Öztürkçe” adı altında, resmî dil statüsü kazandırılmıştır. O târihten beri, “Türkçe” (yâni resmî dil sıfatıyle Türkçe, yoksa -târîhin derinliklerinden günümüze- kendi tabiî mecrâsında varlığını ve inkişâfını devâm ettiren Târihî Türkçe değil), fetret (2) devrini yaşamaktadır.

Çetinoğlu: “Türkçe, ‘Hind-Avrupa dili’ değil.” Diyorsunuz. Hangi grupta addetmemiz lâzım?

Yasa: Dilciler, Türkçeyi, menşê bakımından, Moğolca, Mançuca, Tunguzca gibi dillerle berâber Altay dil âilesine dâhil ediyorlar. Yapı bakımından da, “tek heceli diller (langues monosyllabiques), tasrîfî diller (langues flexionnelles / bükümlü diller), iltisâkî diller (langues agglutinantes / bitişgen diller)” şeklindeki üçlü ayrıma göre, iltisâkî diller zümresi içinde yer alıyor.

Fakat dilcilerin, dillerin tasnîfinde belki de pek dikkat etmedikleri bir mîyâr da kültürel yakınlıktır. Hemen her dil muayyen bir kültür veyâ birçok kültür tarafından yoğrulmuştur. Aynı kültür veyâ kültürler tarafından yoğrulan diller, aynı dil âilesinde mütâlâa edilecek kadar birbirlerine yakın olabilirler. Bu zâviyeden, diller arasında kültürel akrabâlık olabilir. Tercümeyle uğraşanlar bilirler ki tercüme işleminde en büyük zorluklardan birisi, kültürel unsurların tercümesidir. Hâlbuki menşê ve yapı bakımından birbirinden çok farklı olan iki dil, ağırlıklı olarak aynı kültür tarafından yoğrulmuş ise, o dillerle inşâ edilmiş metinlerin tercümesi, aralarında müşterek olan kültürel unsurlar sebebiyle, uzak kültürlü dillere nazaran daha kolay olabilir. Bu yaklaşıma göre, meselâ Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe gibi diller -kültürel olarak- akrabâ dillerdir.

 

(1)Güneş Dil Teorisi: Türkçenin dünya târihindeki ilk dil olduğunu ve diğer bütün (en azından) büyük kültür dillerinin Türkçeden neş’et ettiğini iddia eden teori. 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal tarafından desteklendi ise de, ilmî delîllere istinâd etmediği, esâs îtibâriyle siyâsî maksadlı olduğu için diciler nezdinde kabul görmedi.

(2)fetret: parlak iki dönem arasındaki zayıflık devresi.  

 

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA

Yesevîzâde Şâkir Alparslan Yasa, 1949 senesinde Şanlıurfa’nın Bozova kazâsında doğdu. Baba tarafından Türkistanlı (Fergana’nın Beşarık kazâsından, Hoca Ahmed Yesevî sülâlesine mensûb bir âile), anne tarafından Halfeti’lidir (Kâtibler sülâlesi).

1967-1973 senelerinde “Millî Eğitim Bakanlığı” burslusu olarak ve iktisâd tahsîli maksadıyle Fransa’da bulundu; fakat, tahsîlini tamâmlıyamadan Türkiye’ye döndü. Avdetinde “Siyasal Bilgiler Fakültesi”ne kaydolduğu hâlde o anarşi senelerinde yine tahsîlini yarım bırakmak zorunda kaldı. Bu arada, Yesevîzâde imzâsıyle, mecmûa ve gazetelerde araştırma makaleleri ve ayrıca kitaplar neşretmekteydi. Bu devrede, bâzıları gazetelerde sâdece tefrika olarak kalan on iki kitap neşretti. Bunlar, daha ziyâde, bâzı siyâsî doktrinler, milletler arası siyâsetin perde-arkası, Yahûdilik ve Masonlukla alâkalıdır. İslâm hakkındaki birçok çalışmasından sâdece iki tânesini kitap hâlinde neşretmeye muvaffak oldu.

1978’den 1987’ye kadar uzun seneler boyunca bir lokma, bir hırka yaşıyarak hayâtını İslâm Dâvâsına vakfetti. Sonrasında ise, zamân zamân muhtelif işlerde çalışarak maîşetini kıt-kanâat têmîn edebildi ve kendisine hep sâde hayât tarzını düstûr edindi.

Anarşi mağdûrları için çıkarılan aftan istifâde ederek, 1992-1993 öğretim yılında SBF’ye tekrâr kayıt yaptırdı ve –hem çalışıp hem okumak sûretiyle- 1998 Ekiminde bu Fakültenin İktisâd Bölümünden mêzûn oldu. 1999-2000 Öğretim Yılında A.Ü. Dil ve Târih-Coğrafya Fak. Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’nde okuyarak ikinci sınıfa geçti. Aynı öğretim yılının ikinci döneminde Hâcettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü’ne “Özel Öğrenci” statüsünde devâm etti ve bir sonraki öğretim yılında aynı Üniversitenin Fransızca Mütercim-Tercümanlık Ana Bilim Dalı’na “Araştırma Görevlisi” olarak tâyîn edildi.

H.Ü. Fransız Dili ve Edebiyâtı Bölümünde 2003 Haziranında kabûl edilen Yüksek Lisans Tezi, György Lukács (Lukaç)’ın  ictimâiyâta dayalı (sociologique) tenkîd usûlüyle  Fransız klasik romanı hakkında bir tedkîkdir. Tedkîkde evvelâ Lukács’ın usûlü îzâh edilmiş, müteâkiben bilhassa Balzac, Flaubert ve Zola üzerinde durulmuştur.

Yine aynı Bölümde 2009 Haziranında kabûl edilen Doktora Tezi ise, “tercüme ilmi”nin müstakil bir müsbet ilim dalı olarak inşâına bir teşebbüs mâhiyetindedir. Doktora Tezi, aynı zamânda, 19. asır ilâ 20. asrın ilk yarısında bilhassa Fransızcadan Türkçeye tercümeler vâsıtasıyle Türk kültürünün Avrupa kültüründen istifâdeye yöneldiği, tercümeler lâlettâyîn değil, gayet şuûrlu bir şekilde Türk dilini, edebiyâtını ve sâir cepheleriyle bir bütün hâlinde kültürünü geliştirmek gayesiyle yapıldığı için bu kültürel temâsın umûmî bilançosunun gayet müsbet olduğu, Türk kültürünün bu sâyede yeni edebî türler ve ilmî-teknik bilgilerle zenginleştiği ve asrî Türk nesrinin de bu tercümelerle kurulmuş olduğu gibi husûslara dikkat çekmekte ve mukayeseli edebiyât çalışmalarına da yol göstermektedir.

Hâcettepe Üniversitesinin Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalında 2000-2001 Öğretim Yılından başlıyarak 2013-2014 Bahar Dönemi sonuna kadar evvelâ “Araştırma Görevlisi”, sonra “Öğretim Görevlisi” sıfatıyle, tercüme sâhası ile alâkalı muhtelif derslerle berâber, mukayeseli Fransız-Türk edebiyatı, kültürler arası haberleşme, mukayeseli Fransız-Türk grameri, iktisâd, hukuk, Avrupa Topluluğu hukuku, milletlerler arası kuruluşlar, gazete dili, gibi 20 civârında farklı ders verdi. Sonra 15 ay kadar AİBÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde Yrd. Doç. olarak çalıştı ve orada matbûât târihi dersini verdi. 2016 Nisanında yaş haddinden emekliye sevkedildi.

2002 senesinden beri, tercüme sâhasıyle, ayrıca mukayeseli edebiyât ve Fransız edebiyâtı ile alâkalı ve muhtelif “akademik” mecmûalarda neşredilmiş –bâzıları kitap hacminde-  20 civârında makalesi bulunmaktadır. Bunlardan mâadâ, tercüme kitapları, milletler arası “sempozyumlar”da sunduğu teblîğleri, değişik tercüme kitaplar hakkında hakem raporları ve (ortak müellifi olduğu Türk Eğitim Sistemi. Alternatif Perspektif, T. Diyânet Vakfı Yl., 1996 gibi) daha başka münteşir “akademik” çalışmaları mevcûddur.

Araştırma makalelerinin neşredildiği gazete ve mecmûalar: Hilâl (1967, 1975, 1980), Yeniden Milli Mücâdele (1970-1971), Millî Gazete (1974-1977), Vesîka (1976),  Sebil (1976-1980), Yeni Devir (1977-1978), Şûrâ (1978), Nizâm-ı Âlem (1979), Defter – Edebiyat, Tarih, Politika, Felsefe (1987), Dış Politika – Risâle (1988, mülâkat), Yeni Düşünce (1988), Zaman (1989, mülâkat), Önce Vatan (2015, mülâkat), Derin Tarih (2014-2016). Yeni Söz (2017-2018).

Münteşir kitapları: Perde-Arkasında Kalan Yönleriyle Sosyal-Demokrasi (Dağarcık Yl., 1975), TÖB-DER Mes’elesi (Sebil Yl., 1976), Kıbrıs Harekâtının Perde-Arkası (Yeni Devir, tefrika, 1977), Kıbrıs Mes’elesi – Bir İhânetin Perde-Arkası (Yeni Devir, tefrika, Temmuz – Ağustos 1978), Bilderberg Group – Bir Gizli Cem’iyet Ötesinden Dünyâda Fikriyatlar Mücâdelesinin Perde-Arkası (Kayıhan Yl., 1979), Sovyetler Yahûdi Aleyhdârı mı, Âleti mi? (Yeni Devir, tefrika, Mart 1979), Nasıl Bir Dünyâda Yaşıyoruz? (Hilâl Yl., 1980; evvelâ Aralık 1978 – Ocak 1979’da Millî Gazete’de tefrika edildi), Yahûdi Âlet-Fikriyatı Sosyal-Demokrasi (Millî Gazete, tefrika, Nisan 1986), Lâisizm – İlme Göre Dîn-Dünyâ Münâsebeti (Zaman Yayın-Dağıtım, 1986), Yahûdilik ve Dönmeler (Araştırma Yl., 1989), Süleyman Demirel veyâ Yalan Üzerine Kurulu Bir Politik Hayât (Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1990), Kur’ânî Hadîslerin Diliyle Hz. Muhammed’in Gerçek Şahsıyeti – Sevgi Peygamberi (Hakîkati Arayış Neşriyatı, 1996), Türkçenin Istılâh Mes’elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar (“Öztürkçe” Dayatmasıyle Fransızcalaştırılan Resmî Dil) (Kurtuba Yl., 2013), Türkçenin İnkişâfı İçin Tercüme (Hitabevi Yl., 2014), Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi (Hitabevi Yl., 2014), Kur’ânî Milliyet Telâkkîsi ve Irkçılık Sapması (Kurtuba Yl., 2015), 1920’li, 30’lu Senelerin Tercüme Faâliyeti (Nazariye ve Kültürel-İctimâî Tahavvül) (Kurtuba Yl., 2018).