IMG-LOGO
Röportaj

İlahiyatçı Prof. Dr. Abdulhâkim Yüce ile Günümüzün En Mühim, En Aktüel Meselesini Konuştuk: İslâm'a Sürülen Leke: Din Maskeli Terör

13 09 2020

(Birinci Bölüm)

                                                                                                                                                                              Oğuz Çetinoğlu: ‘İslam’ ve ‘terör’… Yan yana kullanılması mümkün olamayacak kavramlar olmasına rağmen ‘el-Kaide’, ‘Tâliban’, ‘Hizbullah’, ‘Mücâhidin’, ‘IŞİD’, Suriye’de el-Kaide bağlantılı olarak faaliyet gösteren ‘Cebetü’l-Nusra’, Nijerya’da ‘Boko Haram ve Somali’de faaliyet gösteren ‘eş- Şebab’ gibi terör örgütleri İslam adına hareket ettiklerini iddia ediyorlar. Sizinle bu konuyu konuşmak istiyorum. Sorulara geçmeden önce umumî bur değerlendirme lütfeder misiniz hocam?

Prof. Dr. Abdulhâkim Yüce: Günümüzde eylem ve faaliyetleriyle bütün dünyayı ciddî şekilde huzursuz eden terör belâsı, daha çok İslam olmak üzere, din maskesini de kullanmaktadır. Bu aldatıcı metodu kullanan örgütler hem daha kolay militan devşirmekte, hem de maddî ve lojistik destek bulma hususunda herhangi bir zorlukla karşılaşmamaktadırlar.

Hassas konuların başında gelen din, aslında bütün insanları kucaklayan ve huzur içinde bir hayat yaşamalarını sağlayacak ahlakî prensipler üzerine bina edilmiştir. Ancak tarih boyunca zaman zaman yanlış yorumlanarak bu yüksek gayenin tersi bir durumun vukûuna sebepmiş gibi gösterildiği de olmuştur.

Günümüzde de benzeri bir durum yaşanmakta ve ulaşım araçlarının yaygınlık kazanmasından ötürü, küresel ölçekte din âdeta terörün kaynağı veya en azından kaynaklık edecek unsurlar taşıyan bir keyfiyette gösterilmektedir. Bunu haklı çıkarmak için de şeriat, cihad, ülke kavramı, şehitlik, hükmün Allah'a ait olması, iyiliği emretme, tekfir vb. kavramların anlamları ters yüz edilerek kitleler etki altında bırakılmaktadır. Bu yanlış yorum ve uygulamalara karşı çıkma ihtimalinden ötürü de yetişmiş din âlimleri hedefe konarak yıpratılmakta; yanlış yorumlarını anlamaya yardımcı olacak usûl ilmi tanınmamakta, sâdece zâhirî ve parçacı bir yorum yapılmakta; seviyeli din eğitiminin verilmesi engellenmekte ve muhalifleri sindirmek için, kelimenin tam anlamıyla terör estirilmektedir.

Çetinoğlu: Din maskesi’ dediniz. Neden din maskesi?

Prof. Yüce:Maske’ kelimesi sözlüklerde, ‘gerçek duyguları veya bir şeyin gerçek görünüşünü gizleyen aldatıcı görünüş ve davranış’ şeklinde tarif edilmektedir. Din adına hareket ettiklerini söyleyen terör örgütleri de gerçek düşünce ve hedeflerini gizlemekte ve din maskesini kullanmaktadırlar. Zira terör estirmek ne Allah'ın emridir, ne bu yolla O'nun rızası kazanılabilir, ne de cennete layık bir kemalat elde edilebilir. Dolayısıyla din adına terör olmayacağına göre burada din bir maskedir.

Çetinoğlu: Dini, kendi çıkarları için kullanıyorlar. Dini vâsıta veya maske olarak tercih etmelerinin sebebi nedir? 

Prof. Yüce: Din, insanın mayasına konulmuş bir keyfiyettir. Fıtrata uygun olan bu keyfiyet ilk insanla birlikte yaşanmaya başlanmış ve bu durum kesintisiz olarak günümüze kadar devam etmiştir. Günümüzde de kitleler üzerinde en etkili hususlardan birisi dindir. Bu özelliğinden ötürü din manipüle edilmek istenen konuların başında gelir.

İşte dinin bu özelliğinden ötürü bazen dini tahrip etmek bazen de karanlık emellerine ulaşmak için değişik çevreler dini maalesef bir maske olarak kullanmaktadırlar. Geçmişte de değişik maksatlar için din bir meşruiyet zemini olarak kullanılmıştır. Bazı durumlarda bu gerekli iken veya din bu durumu emretmekte iken birçok durumda maalesef din bu yolla sömürü ve aldatma aracı olarak kullanılmıştır. İşte söz konusu örgütlerin beyin takımlarının yaptıkları ikinci kısma girer.

Çetinoğlu: Dinin terör hareketlerine âlet edilmesinde, din anlayışına zarar verme gayesi de söz konusu mu?

Prof. Yüce: Terör örgütlerinin tamamı birçok yönden insanlığa zarar vermektedirler. Ancak din maskeli terör örgütleri daha çok, görünüşte kendisine hizmet ettiklerini zannettikleri veya söyledikleri dine zarar vermektedirler. Bu zararın iki konuda yoğunlaştığını söylemek mümkündür. İslam imajını lekeleme ve bazı İslamî konuları yanlış yorumlama.

Çetinoğlu: İslam’ı lekeleme’ mevzuunda açıklama lütfetmeniz mümkün mü?

Prof. Yüce: İslam dini ve O’nun Mümtaz Peygamberi (sallallâhu aleyhi vesellem) tarih boyunca birçok talihsizlikler yaşamışlardır. İslam âleminin dışında kalan büyük bir kitle onları kadr u kıymetlerine uygun bir şekilde tanıyamadı. Bunda Müslümanların yetersiz kalan temsilleri kadar farklı çevrelerin aleyhteki propagandaları da pay sâhibidir. Yirminci asrın ikinci yarısından itibâren bu durum nisbeten değişmeye başlamıştı. Zira İslam ülkelerindeki bağımsızlık ve uyanışın yanı sıra, birçok Müslüman, eğitim ve ticaret için dünyanın değişik yerlerine gitmeye başladı. Yazılan bazı güzel eserler farklı dünya dillerine tercüme edildi. Başta batı ülkeleri olmak üzere değişik ülkelerden İslam'ı gereğine uygun anlatan ilim adamlarının eserleri yayınlandı. Ticaret, spor, medya vb. alanlarda adını duyuran Müslümanlar oldu; eğitim sahasında atılımlar yapıldı ve bazı Müslüman ilim adamları meşhur üniversitelerde görev almaya başladı; birçok ülkede Müslümanlar eğitim kurumları açtı ve ciddî başarılar elde edildi. Bu arada televizyon ve internet gibi iletişim araçlarının yaygınlık kazanmasıyla halklar birbirlerini daha yakından tanımaya ve gerçekleri öğrenmeye başladı.

İşte menfaat/şer şebekelerinin güzel giden bu gidişata nasıl dur diyeceklerine karar veremedikleri bir sırada, din maskeli terör örgütleri eylemleriyle bir can simidi gibi imdatlarına yetişti ve düzelmeye başlayan İslam imajı kısa bir sürede eskisinden daha kötü bir hâle getirildi. Birçok kişide ‘İslamofobiya’ denilen paranoya ortaya çıktı. Yapılan yayınlarda ve yazılan bazı eserlerde İslam terör dini olarak gösterildi. Özellikle bazı ayetleri referans vererek İslam'ın şiddet telkin ettiği iddia edildi.

İşte bu işe zemin hazırlamada katkısı olan din maskeli terör bu yönüyle dine büyük zarar vermiş bulunmaktadır. Açılan bu yarayı sarmak uzun zaman alacak gibi görünüyor.

Çetinoğlu: İslamiyet’i ‘terör dini’ olarak gösterebilmek için nasıl bir metoddan yararlanıyorlar?

Prof. Yüce: Din maskeli terör, bazı dinî meseleleri yanlış yorumlayarak da dine zarar vermektedir. Şeriat, cihad, ülke kavramı, şehitlik, hükmün Allah'a ait olması, iyiliği emretme, tekfir vb. kavramların anlamlarını keyfî bir şekilde ve maksatlarına uygun yorumlamaları buna misaldir.

Çetinoğlu:Hüküm Allah (cc)’ındır’ ifadesini tahlil eder misiniz?

Prof. Yüce: Din motifli terör örgütlerinin dillerine doladıkları ve siyak-sibakından (bağlam) kopararak yanlış yorumladıkları konulardan biri 'hükmün' sâdece Allah'a ait olduğunu belirten ayettir. (Yusuf, 12/40) Bu konudaki ilk yanlışlığı da Hariciler yapmışlardır. Hz. Ali'yi, Sıffin Savaşı öncesinde, anlaşmazlığı çözmesi için önce hakemi kabul etmeye zorlayan, sonra da başkaldırarak isyan eden Hariciler, "Hakemi kabul etmiyoruz, hüküm sâdece Allah'ındır." deyince Hz. Ali'nin cevabı şu oldu: "Bu söz, kendisi ile bâtıl kast olunan hak bir sözdür. Evet, hüküm sâdece Allah'ındır, fakat bunlar (Hariciler) bu sözlerle, ‘Emirlik ancak Allah'ındır.’ Demek istiyorlar. Hâlbuki insanlar için, muttaki olsun, günahkâr olsun mutlaka bir emir / başkan           gerekir ki, müminler onun emrinde çalışsın, kâfirler hayatlarını devam ettirsin.  Allah onunla vaatleri tamamlasın, onun vasıtasıyla vergiler toplansın, düşmanlarla savaşılsın, yollar emniyete kavuşturulsun, zayıfın hakkı güçlüden alınsın, böylece iyi insanlar huzura kavuşsun, kötü insanlardan kurtulmuş olsun."  

Dikkat edilirse Hz. Ali, başında bir insanın veya insanların bulunduğu, otoriteyi kendinde toplayan bir devletin şart olduğunu dile getirmektedir. Zira etkisiz kabile reisi ve kabile asabiyeti anarşizme sebeptir. Günümüz Haricîleri ise şöyle derler: "İslâm'a göre kanun koyma yâni teşrî (yasama) yetkisi, yalnız Allah'ın elinde ve inisiyatifindedir. Teşri hakkı ne bir hükümdara, ne bir aileye, ne bir partiye, ne de bir meclise verilemez. Yasama, sâdece Allah'ın hakkıdır." Bu ifadelere göre Kur'an başta olmak üzere ilahî kitaplar birer anayasa, hatta detaylar da dâhil birer yasa ve tüzük kitabıdırlar. Hâlbuki durum bu şekilde değildir. Kur'an'da insanlığın ortak değerlerini ifade eden ana prensipler bulunmaktadır. Ama Kur'an aynı zamanda bir zikir, bir fikir, bir ibret, bir dua ve bir ibadet kitabıdır. Onun için İslam, devlet şekli ile alakalı olarak kesin sınırlar koymamıştır. Tarihî süreç içinde değişik devlet şekilleri deneyerek insanlık bu gün demokrasiyi benimser bir konuma gelmiştir.

Çetinoğlu: İslâmî açıdan demokrasiyi nasıl anlamamız gerekir?

Prof. Yüce: Demokrasi, halk hâkimiyetine dayalı bir sistemdir. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." cümlesiyle vurgulanmak istenen husus demokrasidir. Bu söz, hâkimiyetin -hâşâ- Allah'tan alınarak insanlara verilmesi demek değildir; aksine, hâkimiyetin, Allah tarafından, kaba kuvvet temsilcilerinin elinden alınıp millete verilmiş olduğunu belirtmektedir. Demokrasi, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını halkın temsilcilerine tevdi eden, milletin görüş ve kanaatlerinin ülke yönetiminde tesirli olması gerektiği esasına dayanan bir idare şeklidir.

Ontolojik olarak Allah elbette her şeyin hâkimidir ve hüküm sâdece O'na aittir. Kâinattaki düzen, yaratılış ve olup biten her şey O'nun iradesi ve kudreti ile olmaktadır. Buna rağmen bizzat Allah'ın ifadesiyle, onda tasarruf etme yetkisi dâhil, bütün kâinat insanlığın hizmetine verilmiş ve insan Allah'ın yeryüzünde halifesi kılınmıştır.

Çetinoğlu: ‘Halifelik’ kavramını ve tasarruf salâhiyetinin nasıl kullanılacağını açıklar mısınız?

Prof. Yüce: Devlet yönetimi için de peygamberleri aracılığıyla adalet, müşavere vb. prensipler koymuştur. Ancak devletin yönetim şekli, insanlığın ortak kabulleri olan bu temel prensiplerin uygulanma şekli gibi hususlar, Hz. Ali'nin dediği gibi, elbette insanlar tarafından konacak ve işletilecektir. İslam fıkıh bilginleri arasında bazı görüş farklılıklarının çıkması, zamanla bazı görüşlerini değiştirmeleri, hatta "Zamanın değişmesiyle ahkâmın (hükümlerin) değişmesi inkâr edilemez." prensibini koymaları bu gerçeğin tezahürleridir. Öyle ise, "Hüküm Allah'ındır." ifadesi yanlış anlaşılmakta veya anlatılmaktadır. Aslında bu ifade sâdece bir slogan gibi kullanılmaktadır.

(Devam Edecek)