IMG-LOGO
Güncel

Ameliyat Masasında Pazarlık!

05 09 2020

Bilinmesini isterim ki, kendi hastalığım ve dertlerimle olan meseleleri, çevremdeki dostlarla, ve de sosyal medyada paylaşmak mizacıma ters gelir. Volkan Konak’ın: “Cerrahpaşa “ Türküsünde söylediği gibi:

“Herkesin bir derdi var,

Durur içerisinde.”

Bahçede çalışırken arıların saldırısına uğradım, etrafta kimseler yok. Biraz dinleneyim, kendime geleyim geçer diye bağevine girdim. Ama gittikçe vücudumda kasılmalar, şişmeler ve nefes alışverişlerimde güçlükler oluşmaya başladı. Dilim o kadar büyüdü ki, ağzımda çeviremiyorum. Aklıma ambulans çağırmak geldi, telefonu elime aldım, 112 acil çağrı merkezini aramak için telefonun kaç defa elimden düştüğünü hatırlamıyorum. Neyse güç bela ambulans ile temas kurdum ve bulunduğum yeri tarif ettim. Bir müddet sonra görevliler geldi, beni buldular ve Tokat Devlet Hastanesi acil polikliniğine teslim ettiler. Acil serviste, ertesi gün sabaha kadar müşahede altında tutuldum.

Buraya kadar hizmette kusur edilmedi, emeği geçen bütün sağlıkçılarımıza teşekkür ediyorum.

Sabah doktor geldi, kan değerlerimin yüksek çıktığını, çekilen EKG’nin bozuk olduğunu, Anjio olmam gerektiğini söyledi ve Tokat Devlet Hastanesinde Anjio’nun yapılamadığını, (Hâlbuki, tam donanımlı bir hastane, daha evvel, orta dereceli ameliyatlar dahi yapılıyordu. Keza, başarılarına her gün yeni başarı katan, sürekli kalp ameliyatlarının yapıldığı Gaziosmanpaşa Üniversitesi dururken.), Medical Park Hastanesinde yapılabileceğini söyledi.

 “Orasının özel bir hastane, oysa ben SGK’lı olduğumu, dolayısıyla paralı olabileceğini” söyledim.

 Dr: “Ücret yine SGK tarafından karşılanacak” dedi.

Mecburen kabul etmek zorunda kaldım.

Ambulans ile Medical Park Hastanesine götürüldüm, yoğun-bakım servisine aldılar. Bir müddet sonra Kardiyoloji doktoru geldi ve anjio’ya alınacağımı söyledi. Ameliyathaneye, indirildim, sedyeye yatırdılar, herkes operasyona hazır vaziyette beklerken Dr:

 “Anjio’yu koldan yaparsam, 700 Tl. ücret mukabilinde olacak bir iki saat sonra evinize gidersiniz, yok kasıktan yaparsam ücretsiz ama bir gün süreyle burada kalmanız gerekiyor.” Dedi. (Üç beş saniye okumayı kesin ve ameliyat masasında ki hastanın ruh halini bir düşünün.)

Mecburen operasyonun koldan yapılmasını kabul ettim, hastane şartları iyi değildi, hastane personeli dahi hastalara gelen şişe sularından içiyorlardı.

Hastaneden çıktıktan sonra araştırdım ki, benim gibi birçok kişi aynı akıbete uğramış, böbrek hastalığıyla hastaneye yatan hasta, anjio’ya gönderilmiş.

Olayın vahametini konusu aynı olan bir yazı ile (sadece hastane ismi değişik) Süleyman Pekin başkanımız da sondan bir önceki yazısında dile getirmişti, şu adresten okuyabilirsiniz. (http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazilar/YaziDetay/11562) Anlaşılan o ki, (bu pandömi döneminde dürüstçe hakkıyla çalışan doktorlarımızı tenzih ederim), özel hastanelerle devlet hastaneleri arasındaki duygusal ilişki bu şekilde sürüp gidiyor.

Asırlarca Süren “Devlet Baba” Geleneğini yıktılar

1698 yılında İngiltere de buhar makinası icat edildikten sonra sanayide büyük bir devrim başlıyordu. İnsan ve hayvan gücüyle işletilen işyerleri, artık buharın gücüne emanetti. Buhar gücü, hem daha ekonomik, hem de daha az insanla çok daha fazla verim alınıyordu. Ancak, insanların yerini alan buhar makinalarının sanayie girişi neticesinde, işini kaybeden binlerce işçi, kendini sokaklarda buldu, Artık İngiltere de büyük bir açlık ve sefalet yaşanmaya başlamıştı.

Osmanlı İmparatorluğu, buhar makinalarının araştırılması için İngiltere’ye bir heyet gönderir. Heyet döndüğünde görüp araştırdıklarını padişaha rapor eder. Padişah, raporda yaşanan sefalet ve yoksulluğu okuduktan sonra, buhar makinelerinin ülkeye girmesine izin vermez.(İlber Ortaylı: İmparatorluğun En Uzun Yüz Yılı)

Padişahın teknolojiye karşı çıkmasına hemen olumsuz bakmayalım. O günün şartlarına göre belki de işsizliğe karşı alınacak başka çare bulunamıyordu.

Türk vatandaşı, devlet baba geleneğinin yıkıldığını ilk defa 1983 yılında başbakan Turgut Özal’dan duyuyordu. İktidara gelir gelmez Türk parasını koruma kanununu yürürlükten kaldırdı, çikita muz ithalatıyla kendi reformlarını devam ettirmeğe başladı! Açık sözlüydü: “Benim memurum işini bilir” sözüyle yeni bir kapı daha aralıyordu. O günden sonra devlet kurumlarının başında bulunan “benim memurum” gerçekten işini iyi biliyordu. İşte o günler, bu günleri doğurdu.

Bilmem meramımı anlata bildim mi?

Sağlıklı kalın.