IMG-LOGO
Güncel

Siyaset Kutlu İş! Siyasîler Kahramanlarımız!

04 09 2020

Siyasete bulaşmadan… Siyaset yapmıyorum… Siyaset yapma… Siyaset batağına düşmeden… Biz, siyasete uzağız. Biz siyaset üstüyüz!

Bunlar tipik ifadelerimiz, klişelerimiz. Anlaşılacağı gibi siyaset çamurla lağım arasında bir şeydir. Siyasîler de o batağın sakinleri.

Uzaylı bu hâle ne derdi?

Uzaydan bir yaratık gelse, şu siyaset “değerlendirmeleri“ni okusa… Yapay zekâ ile kısa zamanda tercüme ederler endişelenmeyin… Ve sadece buraya kadar okusa. Sonra da sorsanız, “Sence siyaset toplumun neresinde?“. Her hâlde, “Ayaklarının altında. Veya daha iyisi, toplumun yaşadığı yerin epey aşağılarında bir yeraltı mağarasında” olurdu. Sonra siz ona yanıldığını, siyasetin tam aksine, toplumun tepesinde, topluma yön veren, onun geleceğini tayin eden yerde olduğunu söyleseniz…

Yaratık, Türkiye hakkında raporu için yeterli bilgiye sahip olduğu kanaatine varacaktır: “Türklerde akıl, zekâ falan yok. Bu konuda daha fazla araştırma yapmak lazım, fakat en aşağıladıkları kurumu ve en aşağıladıkları insanları tepelerine çıkarmışlar, onlara hem küfrediyor hem de onları seçip kendilerini yönettiriyorlar.”

Politika, siyaset, adı üstünde yönetim programı, yönetim planı, yolu, yordamı, doktrini demektir. Bir programı makul ve toplum için yararlı bulanlar, bir araya gelir, o programın partisi olurlar. O programı değil de başka bir planı, doktrini tercih edenler de onun etrafında toplanır, onu uygulamak için kendi partilerini kurarlar. Halk da o ikisini veya üçünü, vs. inceleyip hangisine aklı yatarsa ona oy verir ve toplumu onun yönetmesini istediğini işaret eder. Hepsinin temel hedefi birdir. Ülkeyi milletler rekabetinde yukarılara taşımak, halkı daha müreffeh, daha sağlıklı, daha mutlu kılmak.

Siyaset ülkenin kaptan köşküdür…

İşte bu yarışa, aynı maksada yönelik farklı politikaların halka anlatılıp aralarında seçim yapması istenen sisteme demokrasi diyoruz.
Milleti diğer milletlerin gerisinde bırakmayacak ekonomiyi, eğitim yapısını, kurumları tasarlayacak ekipler… Bunlar siyasetçilerdir işte. Sonra da onlar, ülkenin kurumlarını, sistemlerini yönetecek. Gereken yeni kurumları tasarlayacak. Bu üst yönetim ekipleri, muhakkak ki ülkenin en seçkin, en tahsilli, en zeki ve en yetenekli insanlarıdır.
Bunlar zeki ve yetenekli olmalıdırlar ki ülkenin bulunduğu yeri, imkânlarını, ülkeye yönelen tehditleri ve önündeki fırsatları olduğu gibi görebilsinler. Bu girdileri çözümleyip onlardan bir yol haritası, bir politika çıkarıp, Bilge Kaan’ın dediği gibi, “gece uyumadan, gündüz oturmadan” o politikaları uygulayabilsinler.

Bu dünyada süpermen yok!

Bunlar aynı zamanda duygusal zekâ açısından da yetenekli olmalıdırlar ki insanlara, bulgularını ve planlarını, programlarını anlatabilsinler, onları kazanabilsinler. Zaten yönetim bir ekip işidir. Siyaset takımında ekip üyeliği de duygusal zeka, sevgi, empati gerektirir. Ekibin ister kıdemlisi, ister yeni üyesi, ister kaptanı olun.
Kusura bakmayın siyaset, bir über-mensch’in – bir süpermenlerin sadık bendeler sürüsünü güttüğü bir çobanlık ve sadakat işi değildir. Zaten süpermen de ancak dergi ve filmlerde vardır. Siz gerçek dünyada da var diyorsanız, o kanaatiniz, süpermeninizin üstünlüğünden değil sizin alt-zekânızdan kaynaklanır. Her dediği, sırf o dediği için doğru olan kimse yok dünyada.

Doğrusu ve eğrisi…

O hâlde, siyaset deyince “bulaşmak“, “batmak” gibi fiiller kullanmak değil, önümüzü iliklememiz gerekirdi. Doğrusu buydu. Mümtaz Turhan hoca- bu günlerde onu tekrar ve sık hatırlıyorum- İngiliz askerinin, başlarında komutanları olmadan dövüşmediğini, çünkü komutanın yüksek eğitiminden ötürü doğru karar verip onları zafere götüreceğine inandıklarını yazar. Onun öğrencisi Erol Güngör de, Batı’da en başarılı mezunların devlet hizmetine, o kadar iyi olmayanların da özel sektöre girdiğini, özel sektörün dengeyi sağlayabilmek için ücretleri yükselttiğini anlattıktan sonra, “bizde” der, tam aksi olur. En iyileri özel sektör kapar veya onlar kendi işlerini kurarlar, ikisini de başaramayanlar, genellikle de torpille devlet hizmetine girer. Veya – bizim usulümüzde– siyasete atılırlar.

Şimdi şu “bizim usulümüz“ü de bir anlatmak lazım. Nasıl oluyor da amuda kalkmışız, bizde dünya ters işliyor? Galiba baştan yanlış başlamışız. Ülke için hangi siyaset lazım, hangi politika lazım sorusuna değil, şu namussuz rakipleri nasıl silip süpürürüz hedefine kilitlenmişiz. Maksat üzüm yemek değil, bağcı dövmek olunca, o maksada yönelenlerin kaliteleri de tavan yapamaz herhalde. Ve bu kendi kendini besleyen bir döngü, kendi kendini gerçekleştiren ve destekleyen bir kehanet olmuş. Hani ABD’de silah yanlısı sağcıların bir sloganı vardır: Silahları kanun dışı ilan ederseniz, sadece kanun dışıların silahı olur. Bizde de biz, siyasileri ahlaksız ilan edersek, sadece ahlaksızlar siyasete atılır.

Ömür boyunca aylık gelir – ancak siyaset verir
Partiler, ülkenin kalkınma reçetelerini hazırlayıp sunanlar değil, ülke imkânlarını ben mi yiyeceğim, sen mi yiyeceksin kavgasının menfaat grupları oldu. Siyaset, milletvekililiği peşinde, ömür boyunca aylık gelir sağlama yolu, bir ekmek parası kazanma mesleği hâline geldi. Hele bir de iktiadara oturabilirseniz, aylık gelir, asıl kazanacaklarınızın zekâtına bile yetmez.
Güngör’ün onlarda en yetenekliler devlet yönetimine gidiyor, bizde başka iş bulamayanlar, tespitinden yıllar sonra bir arkadaşım, bizdeki baş-aşağılığı bir başka açıdan anlatmıştı: Onlarda para kazanmak isteyenler iş hayatına, iktidar isteyenler siyasete girer; bizde para kazanmak isteyenler siyasete, güç-iktidar sahibi olmak isteyenler iş hayatına giriyor…

Ülkeye bir politika, bir siyaset, bir doktrin teklif edenlerin, ülkeyi kalkındırma yolunda siyaset tasarlayanların bunları uygulamak için halktan oy isteyenlerin iktidar peşinde koşmaları son derece normaldir. Para kazanmak isteyenlerin de iş, inovasyon, girişim peşinde koşmaları… Anormal ve zararlı olan bu rollerin hastalıklı bir şekilde yer değiştirmesidir.

Ülkümüz, siyasetin en zeki, en yetenekli ve en dürüstlerce yapıldığı, en saygın müessese olduğu bir Türkiye’dir!(Alıntı: Milli Düşünce Merkezi)