IMG-LOGO
Güncel

Görünmez savaş: Üniversite – Teknoloji – Finans

27 08 2020

Bilgi ve Endüstri Casusluğu

Çin’in Bin Yetenek Programı, dünya çapında başarılara sahip yabancı uzmanlara önemli paralar veriyor. Programın internet sitesinde, “Küresel Uzmanlar İşe Alma Programı’a girecek yabancı uzmanlar, Çin’e giriş ve çıkışta, Çin’de oturma, sağlık hizmetlerinden yararlanmada, sigorta, vergi, ev temini, maaş, vs. konularında avantajlardan yararlanır” deniliyor. Siteye göre uzmanlardan beklenen, üç yıl boyunca yılda dokuz ay Çin’de çalışmaları. “Programa katılan her yeteneğe, araştırmalarını desteklemek için bir seferde 1 milyon RMB (renminbi) verilir. Uzmanı işe alan kurum, bilim alanlarında araştırma yapanlara, özellikle temel bilimler için toplam 3-5 miyon RMB araştırma ödeneği verecektir.”

Harvard hikâyesi

Spalding’in kitabı çıktıktan sonra ABD’de Harvard Üniversitesi’nde bir Bin Yetenek skandalı patladı. Üniversite’de nanoteknoloji alanında dünya çapında bir bilim adamı, Prof. Charles M. Lieber, aynı zamanda Harvard’ın Kimya Bölümü Başkanıydı. 2011 yılında Thomson Reuters onu dünyanın önde gelen kimyageri seçti. Öyle anlaşılıyor ki Çin de aynı fikirdeydi. 2012’den itibaren üç yıl boyunca Lieber’e ayda 50.000 dolar maaş ve toplam 158.000 dolar harcırah verdi. Çin üniversitesinde bir araştırma laboratuvarı kurması için de 1,5 milyon dolar aldı. Bu olay patladığında çalıştığı Çin üniversitesinin adı pek bilinmezdi. Şimdi üniversiteyi bilmeseler bile bulunduğu şehri bütün dünya bilyor: Wuhan Teknoloji Üniversitesi. Savcıya göre Lieber, 2012-2015 yıllar arasında Çin’in Bin Yetenek Programı’nın kontratla bağlı bir üyesiydi.

ABD mevzuatına göre Lieber’in suçu bunları yapmak değil, bunları yaptığını gizlemekti. 2018 Nisan’ında, ABD Savunma Bakanlığı müfettişlerinin sorgusunda Bin Yetenek Programı’na katıldığını inkâr etti. Mahkeme evrakı, Lieber’in Kasım 2018’de bir daha yalan söylediğini gösteriyor. Bu tarihte, ABD’nin NIH (National Institutes of Health- Millî Sağlık Enstitüleri) Harvard’a Lieber’in Wuhan Teknoloji Üniversitesi ve Bin Yetenek Programı’ıyla ilişkisini sordu. Lieber, ilişkiyi inkâr ettiği için, Harvard da NIH’a, Çin üniversitesinin Lieber’in ilişkisini abarttığını ve onun asla Çin’in bu programında yer almadığı yönünde bilgi verdi; üniversite de yalan beyanda bulunmuş oldu.

Savunma Bakanlığı ve NIH, Lieber’in birinci araştırıcı sıfatıyla yer aldığı Harvard Lieber Araştırma Grubu’na 15 milyon doların üstünde para veriyordu. Bu hükümet paralarını sağlayan kontratların bir şartı da muhtemel menfaat çatışması ve yabancı işbirliği konularında bilgi verme mecburiyetiydi.

Teknoloji harbi

Çin, Batı’dan ihtiyaç hissettiği teknolojilerin uzmanlarını avlamaya çıktığında paranın önemi yoktur. General Electric firmasında jet motorları alanında çalışan bir mühendisin hikâyesi ilgi çekici. Spalding, “Jet motoru yapmak, aya gitmekten daha zor bir iştir” diyor. Çin Uçak Endüstrisi Şirketi AVIC (Aviation Industry Corporation of China), mühendisin emekli olduğunu öğrenir. Mühendise maaşının on katını teklif eder. Sonunda mühendis teklifi reddeder ve ABD Hava Kuvvetleri’ne girer.

Bazen adam almak yerine doğrudan doğruya firmalarla kontrat yapılıyor. HKO (Halk Kurtuluş Ordusu) hesabına çalışan Çin askerî cihaz firmaları nükleer başlık taşıyan kıtalararası balistik füze yapımında bazı zorluklarla karşılaştıklarında General Motors’un bir alt birimi olan Hughes Elektronik şirketine ve Boeing Uydu Sistemleri’ne başvurdu. Anlaşmalar yaptı. Sonuçta ABD’yi vurabilecek uydu ve roket sistemlerine gerekli teknolojiyi elde etti.

Spalding diyor ki, “Siz ne kadar büyük olursa olsun kâr veya şirket ortaklarına dönecek gelir böyle bir projeyi makul kılmaz diye düşüneceksiniz. Fakat görünen o ki şirket kârı ve piyasa payı tutkusu akl-ı selimi yok ediyor. Kötü niyetli oyuncular ve büyük rakamlı kontratlar, şirketleri suç ortaklığına ve kanunları çiğnemeye sevk ediyor. Olan millî güvenliğimize oluyor.”

Sonunda ABD Dış İşleri Bakanlığı, Hughes Elektronik ve Boeing’in tepesine bindi, Çin’e verdikleri bilgilerde 123 adet kanun ihlali tespit etti ve her bir şirkete 32’şer milyon dolar ceza kesildi. Hughes bir bildiriyle, “almamız gereken izinleri almadığımız için üzgünüz” dedi.

Endüstri bir silahtır: 2025-2049 hedefleri

Çin’in kendi vatandaşlarına anlattığı vizyonda 2025 ve 2049 önemlidir Çünkü 1925, Şanghay işçi hareketinin, 1949 ise Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun tarihleridir. Bu yıl dönümlerini Çin, dünya liderliğinin iki basamağı olarak görüyor.

Fakat daha 2049 gelmeden, teknolojideki konumu gayet iyi. Bir kere kendi halkını gözlemede dünyada bir numara. Yaklaşık bir milyar kamera ve Yapay Zekâ kullanan yüz tanıma sistemi var. Bu sistemlerin vatandaşların “sosyal kredi”lerinin hesaplanmasına girdi oluşturduğunu daha önce belirtmiştim. Dünyanın en hızlı süper bilgisayarı, en güçlü hipersonik rüzgâr tüneli ve ilk kuantum bilgisayarı şifrelemeli uydu iletişim sistemi hep Çin’de.

Çin, ileri teknoloji yatırım hedeflerine şu alanları koymuş:

Yeni bilgi teknolojileri.

İleri sayısal kontrollü alet ve robotlar.

Havacılık ve uzay sistemleri.

Okyanus mühendislik donanımı ve gelişmiş gemiler.

İleri raylı taşıma sistemleri.

Enerji tasarruflu otomobiller ve yeni-enerji otomobilleri.

Elektrik donanımı.

Tarım makineleri.

Polimerler ve diğer yeni malzeme.

Biyo-tıp ve ileri tıbbî donanım.

Bu sektörlerde tasarım ve üretime hâkim güç hâline gelmek, aslında daha büyük bir hedefin vasıtasıdır. Dünyanın her yerindeki şirketlere hâkim olmanın ilk adımıdır. Bu başarılınca, mesela Çin tarım makineleri ve tıp donanımında pazar lideri durumuna gelince; gelişmiş gemilerin ve onların gideceği limanların sahibi haline gelince; dünyanın büyük coğrafyalarında jeopolitik kontrol imkânına kavuşacaktır.


Bu yolda şimdiden öne çıkan Çin şirketlerini şöyle listeleyebiliriz:

Baidu (yapay zeka, şoförsüz arabalar)

Alibaba (e-ticaret)

Tencent (e-ticaret)

Megvii (yapay zeka)

DJI (yapay zeka, İHAlar)

BAIC (yeni enerji araçları)

Geely (yeni enerji araçları)

BYD (yeni enerji araçları)

Huawei (yarı iletkenler, iletişim ve tüketici elektroniği)

BBK Electronics (tüketici elektroniği)

Xiaomi (tüketici elektroniği)

Aviation Industry Corporation of China (havacılık ve uzay)

CRRC (demiryolu)

Sinopharm (ilaç)

Finans

Spalding, iki şirket yöneticisi ve dünyanın en büyük bankalarından birinin gayrı-menkul yatırım direktörü ile New York’taki bir yemeği anlatıyor. Büyük bir lojistik firmasının yöneticisi olan Moran, bankacıyla hemşehri olduğunu da keşfediyor, sohbet koyulaştığında bankacıya soruyorlar, “Geceleri uykunu kaçıran bir şey var mı?” Bu aslında mükemmel bir ekonomi sorusudur. Bankacının uykusunu kaçıran şey nedir? Bankacı hiç tereddüt etmeden cevap veriyor: “Tek kelime”.

 

– “Nedir?”

 

– “Çin.”

 

– “Niçin?”

 

“Bizim banka ve bütün diğer büyük Batı bankaları Çin gayrimenkulüne milyarlarca dolar yatırdık ve bu parayı nasıl geri alacağımıza dair hiçbir fikrimiz yok. Her ayın on gününü Çin’de geçiriyorum ve her ay eve döndüğümde kendimi geçen ayınkinden daha hasta hissediyorum.”

Moran’ın Spalding’e aktardığı sohbetin devamı daha da çarpıcı. 2008 krizi sırasında, ekonomiye can suyu olması maksadıyla ABD, bankalara, ayda 80 milyar dolar veriyor. Sistemine giren bu para, iç piyasaya değil, o sırada en kârlı yatırım gibi görünen Çin bankalarına, Çin bankalarından, Çin şirketlerine, onlardan da devasa gayrı menkul yatırımlarına akıyor.

ÇKP’nin rüyası, tamamen bağımsız bir ekonomi ulaşmak. ABD’nin 1950’li yılları gibi. O on yıl boyunca ABD ne ithalata, ne ihracata bağımlıydı. Hızla büyüyen kendi ekonomisi kendine yetiyordu. Çin de gerektiğinde dünyadan izole yaşayabilecek bir ekonomi inşasına çalışıyor.

Bunu yapmak için sıfırdan şehirler kuruyor. Toplamda 120 şehir. Moran, 5’er-10’ar milyon insanı barındırmak üzere tasarlanmış, çoğu New York şehrinden büyük yeni yerleşimler. Olup biteni canlandırmak için 2012 ilâ 2014 arasındaki üç yılda, Çin’in, ABD’nin 1900 yılından 2014’e kadar üretip döktüğünden daha fazla çimento döktüğü gerçeğini düşünün. Bu atılım için başta Wall Street (ABD menkul kıymetler borsası) olmak üzere uluslararası para piyasalarından para toplamış. 2018 yılında Moran, Çin’e gittiğinde gördükleri onu şoka sokmuş. Bankacı arkadaşının nasıl geri alacağız

diye endişelendiği milyarlarca dolar önünde duruyormuş: Kimsenin oturmadığı gökdelenler, apartmanlar ve imalat ortamları.

Nasıl mücadele edilir?

Kitabın sonunda Spalding, “Ne yapmalı?“, sorusuna cevap vermeye çalışıyor.

 Çin, bağımsız firmaların, sosyal ve mali denetimi altında iş yaptığı bir alan değil. Ne bağımsız firma, ne de bağımsız Çinli var. Bunu daha önce söylediğim ve aşağıda tekrarlayacağım gibi en iyi anlatan ifade: “Sivil Çinli yoktur!” Çin, insanların esir işgücü şartları altında çalıştığı; sosyal hak, telif hakkı, seçme hürriyeti gibi kavramların ölümcül tehlike sayıldığı bir ortam.

Çin şirketleri ABD’de şube şirketler açıyor. Az önce naklettiğim 2008’lerin gayrı menkul yatırımı büyük çapta bu şirketlere ABD bankalarının ve fonlarının verdiği paralarla gerçekleşmiş. Gayet normal. ABD şirketleri de, dünyadaki başka şirketler de aynı şeyi yapıyor. Yalnız bir fark var, şirketleri ABD kurumu Borsa Şirketleri Muhasebe İnceleme Kurulu (PCAOB- Public Company Accounting Oversight Board) denetliyor. Spalding bu kurula, finans muhasebe denetiminin altın standardı diyor. Kurul ABD’de borsalarda alım-satım yapılan bütün şirketleri denetliyor. ABD borsalarına kote olan 224 Çin şirketini de. Bunların 2018’de pazar sermayesi toplamı 1,8 trilyon dolar! Tamam… Mesele yok. Fakat mesele var. Şöyle ki bir firmaların ana şirketleri, denetime izin vermiyor! Dolayısıyla ABD’deki şirket bilançosunda görülen ana şirkete yatırım veya ana şirketten alınan veya ödenen kâr payı ve benzer kalemlerin aslını araştırma imkânı yok.

“Devletimizin üç kuvveti de“, diyor Spalding, “teknolojimizi, fikir ürünlerimizi ve en önemlisi anayasada teminat altına alınan haklarımızı korumak için ellerinden geleni yapmalıdır. Bu korkutucu bir öngörü gibi görünüyor fakat totaliter Çin’in alaycı, anti-demokratik, anti-bireyci, anti-insancı vizyonu, hür dünyaya başka bir seçenek bırakmıyor.” Bunları gerçekleştirmek için, Spalding’e göre, ABD’nin mevcut kanunlarını dikkatle uygulaması yeterli: “ÇKP’nin Batı’da savunduğu yanıltıcı mantığa göre mademki serbest ticaret refaha ve refah da demokrasiye götürüyor, gümrük vergileri kötü olmalı. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesini sağlayınca ÇKP, düşük gümrük duvarları sayesinde Amerikan yatırımcısının parasıyla dünya imparatorluğunu büyüttü.”

Çin modelinde diyor Spalding, iş dünyasında Batı’daki kontroller yoktur. Çalışma şartları felaket düzeyindedir. Çevre kanunları pek zayıftır. Yalnız Spalding değil, birçok gözlemci, Çin’i devasa bir esir çalıştırma kampına benzetiyor. Peki, şimdi ABD yatırımı başka ülkelere gidecek… Spalding, “Maalesef“, diyor, “ABD yatırımı çekmeye çalışan diğer ülkeler de ÇKP modelini taklit ediyor; işçiyi sömürüp çevreyi tahrip ediyorlar. İş dünyası için iyi olan bir şey, ülke için her zaman iyi olmayabilir”.

Rüşvet ve ahlak

Spalding, kanunlarca korunan ahlak ilkelerinin titizlikle uygulanmasını Çin’le mücadelenin ana metotlarından biri olarak görüyor. Rüşvet ahlaksızlıktır ve kanunlar rüşveti yasaklar. Rüşvet kanunlarını uygulayın diyor. ABD silahlı kuvvetlerinde fuhuş suçtur diyor. Devlet memuriyetinde de suç olmalıdır. Devlet gücünü ellerinde tutanlar, halktan daha sıkı kurallarla denetlenmelidir. Siyasiler ve devlet memurlarının tamamı… Federal, eyalet ve belediye memurları, onların aileleri.

 Sivil Çinli yok

Çinlinin devlet taleplerine uyması zaten Çin kanunlarınca mecburidir. Çin istihbaratı yurt dışındaki bir Çinli’den casusluk yapmasını isterse vatandaş buna hayır diyemez. Fakat şimdi bu mevzuatın uygulaması da kolaylaştı. Sosyal kredi skoruyla bugün Çin, teoride ve pratikte ABD’deki Çin diasporası üzerinde etki ve kontrole sahip. Çin vatandaşlarına şirket sırlarını, endüstri tasarımlarını, her şeyi, bildirmeleri emredilebilir. Aksi takdirde skorları, hatta Çin’de kalan ailelerinin skorları düşürülür. Mesela düşük skorlu dokuz milyon insanın uçaklarda business-class bilet alması yasaklandı. Düşük skorlu ev hayvanı sahiplerinin hayvanlarına el kondu. Bu çok güçlü bir sosyal kontrol manivelası. ÇKP yurt dışındaki vatandaşlarının manipülasyonunda bunu kesinlikle kullanır.

Global tefeciliği önle

Çin bir taraftan Batı’dan nakit yatırım alıyor, diğer taraftan dış ticaret fazlasıyla kolayca kullanabileceği bir servet biriktiriyor. Her şey gibi bu servet de parti kontrolünde ve devlet için bu da hâkimiyet yarışının bir aleti.

Daha önceki bölümlerde anlatılan Sri Lanka’nın Hambantota Limanı güç oyunlarının açık bir misalidir. Çin firmaları limanın inşası için para ve hizmet sundular ve sonra, alacakları ödenemeyince tam bir tefeci tavrıyla bütün arazi ve operasyona yüz yıllığına el koydular. Sri Lanka, Çin’in aslında Çin’e yardım için “yardım” ettiği düzinelerle kalkınmakta olan ülkeden biridir. Olan biten Osmanlı’nın Düyûn-u Umûmîyesi’ne de benziyor. Onun bir işletme ve bir bölgeyle sınırlı şekli.

Çin’e karşı tedbir düşünen sadece General Spalding değil. Batılı 100’ün üzerinde parlamenter, hükümetlerden bağımsız olarak Çin’e karşı birlik oluşturdu. Bu ayrı bir inceleme konusu olabilir. Birliğin ismi, Çin Konusunda Parlamenterler Arası Birlik (Inter Parliamentary Alliance on China). İlkeleri, çalışmaları ve kampanyalarını ipac.global adresindeki sitelerinde anlatıyorlar. Kampanyaları arasında Uygurlara yapılan zulmün önlenmesi de var. Bu birlikten bu noktada bahsetmemin sebebi, beş maddelik, “Ne Yapıyoruz?” başlığı altında verdikleri programlarının beşinci maddesi. Madde, yatırım ve borç verme yoluyla millî egemenliklere tecavüzü ele alıyor. Millî kişiliğin korunması: Çin Halk Cumhuriyeti’nin gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin (pazarların) egemenliğini veya kurumlarını, borç vererek, yatırım yoluyla veya başka usullerle tehdit etmesine izin verilmemelidir.

İnsan hakları

Spalding son bölümde bir toparlama yapıyor.

 

Kitabın hedefi ABD’yi uyandırmak… Onun için ABD’nin temel hürriyetlerini saymış

 

Konuşma ve ifade hürriyeti

İnanç hürriyeti

Yoksulluktan azade olmak

Korkudan azade olmak

Bunlardan, diyor, Çin’in halkına sağladığı sadece yoksulluktan azade olmaktır. Bu önemlidir ama tek temel insan hakkı bu değildir. Konuşma, fikir, din, basın hürriyetleri Çin Komünist Partisi’nin düşmanları sayılıyor. Bu konuda parti yayınları var. Görünmez Savaş yazılarımın birincisinde 2013 tarihli, ÇKP “Doküman 9” hikâyesinde bu anlatılıyordu: “‘Evrensel değerler’ denilen Batı tipi hürriyet, demokrasi ve insan haklarının evrensel ve ebedi olduğu inancı, ÇKP’nin temellerine saldırıdır. … Batı tipi anayasaya dayanan demokrasiyi yüceltme hatası… mevcut liderliği ve Çin karakterli sosyalist yönetim sisteminin altını oyma teşebbüsüdür“.

Korkudan azade olmaya gelince… ÇKP, dünyaya hep dostça, kazan-kazan mesajı verirken hukukla değil korkuyla hükmeder. Vatandaşlarını kontrol etme peşindedir, açıkça fikirleri, davranışları ve kendini ifade etmeyi kanun dışı ilan eder.

Spalding’ten doğrudan aktarayım:

“Amerika’nın gözünü kâr hırsı kör etti. Londra ve New York’taki güç simsarları işsiz insanlara ucuz ürünler satmak için Çin’deki köle işçiliğini kullanmaya karar verdi. İş bu noktadan sonra çığ gibi büyüdü ve Çin, kâr, hırs ve hissedar servetini arttırma mantrasına kapılmış bir dünyayı kullanarak menfaat sağladı.”

“Artık seçme imkânımız yok. Çin, bitmek tükenmek bilmeyen tecavüzüne son verene kadar ya bedeli ne olursa olsun Çin’in hâkimiyet saldırısını durduracağız veya elinizde sırf bu kitap var diye, veya İncil, veya Kuran veya Bhagavad Gita, Fahrenheit 451 veya Winnie-the-Pooh var diye sizi tutuklayacak bir hükümetin hâkim olduğu bir toplumda yaşamaya razı olacaksınız. Neden mi tutuklayacak? Çünkü içerik hoşuna gitmemiş ve düşünme hürriyetiniz de zaten kanun dışı.”

“Amerika’da yönetime kim geçerse geçsin, şunu anlamalıdır: Çin dünyadaki en dostane düşmandır. Yüzünde tebessümle elinde hediyelerle gelir ve sizi iç çamaşırınıza kadar soyar.”

Bu sözler bize o kadar yabancı değil sanki. Bin üç yüz yıl öteden geliyor:

“Çinliler altını, gümüşü, ipeği, ipeklileri ihtiyaçtan fazlasıyla öylelikle verirler. Çin halkının sözleri tatlı, ipeklileri yumuşakmış. Tatlı sözle, yumuşak ipeklilerle kandırıp uzaktaki halkları bu şekilde kendilerine yaklaştırırlarmış. Yakına yerleştikten sonra da gereken kötülüğü orada düşünürlermiş… Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipeklilerine kanıp Türk halkından birçoğunuz öldünüz.”(Alıntı: Milli Düşünce Merkezi)