IMG-LOGO
Kültür - Sanat

İlmihal’ olarak da anılan ve yazılan İlm-i Hal kelimesi, temel dinî bilgiler ihtiva eden kitapların umûmî adıdır. Târihî kaynaklarda ilm-i hal kitaplarının yazılmasına onuncu yüzyılda başlandığı belirtiliyor. İlm-i hal kitaplarında; îman, namaz, oruç, helâl ve haram gibi konularda bilgi verilmektedir.

Ebu’l-Leys es-Semerkandî (Semerkant- vefatı: 0906) tarafından telif edilip Kutbüttin İznikî (Niğde ?-vefatı İznik 1418) tarafından Türkçeye çevrilen ‘Mukaddime’ isimli eser, ilk Türkçe ilm-i hal kitabıdır.  Anadolu sâhasında yazılan ilk Türkçe ilm-i hal, Birgivî (Balıkesir 1523-İzmir 1573) imzâsını taşır. 1562 yılında yazılmıştır. ‘İlmihal’ adını taşıyan ilk kitap 16. Yüzyılda yazıldığı tahmin edilen  ‘Mızraklı İlmihal’dir. Heyet tarafından hazırlanan bu kitap, çok okunmuş, çok konuşulmuş ve çok tartışılmıştır. Kim veya kimler tarafından yazıldığı bilinmeyen eser, 1844 yılında istinsah* edilmiş, Prof. Dr. İsmail Kara tarafından Türk alfabesi ile yayına hazırlanmış, 2012 yılında yayımlanmıştır. Eserde: abdest, gusül, teyemmüm, namaz, oruç, hac, peygamberlerin sıfatları, imanla ilgili hususlar, meleklere ve kitaplara iman, Allah’ın sıfatları, elli dört farz, iman-İslâm-ihlâs, küfür ve şirk gibi hususlar vardır. Günümüze gelinceye kadar bir kısmı öncekilerin tekrarı mâhiyetinde olan 100’e yakın ilmihal kitabı yayınlanmıştır.

Hâl böyle iken, merhum Seyyid Ahmet Arvasî’nin ‘İlm-i Hâl’ adını verdiği eserini yazması, üzerinde düşünülmesi ve hakkında inceleme yapılması gereken bir hizmettir. Merhum Arvasî, derslerinde sohbetlerinde ve makalelerinde, kitaplarında; dinleyeni-okuyanı tesiri altına almayı başaran müstesna bir öğretici, kendi ifâdesiyle ‘terbiyeci’dir. Bilgi hamûlesi son derece yüksek bir insandır. Edindiği bilgileri, mantık süzgecinden geçirerek dinleyicisine-okuyucusuna sunması O’nu ‘dikkate değer bir insan’ ve ‘müstesna bir mütefekkir’ konumuna yükseltmiştir. Hazırlamış olduğu İlm-i Hâl’in her sayfasında ve satırında bu özellikleri görmek, bulmak mümkündür.

O, İslâmiyet’i ve ilm-i hâl bilgilerini; Yunan Filozof Elatun (M.Ö. 428-M.Ö. 397); Tunus doğumlu mütefekkir İbn Haldun (1332-1406); İtalyan mütefekkir Machiavelli (1369-1517): Fransız sosyolog Frederic Le Play (1806-1882); Beynelmilel Komünist ideolog Karl Marks (1818-1883); Alman Kültür Târihçisi Friedrich Nietzche (1844-1900);   Fransız Sosyolog Emil Durkheim (1858-1917) gibi batılı ilim adamlarından iktibas edip eserlerine aldığı cümlelerle karşılaştırmış, İslâm’ın ihtişamını ve erişilmez üstünlüğünü ispat etmiştir.  Diğer ilmihal kitapları da şüphesiz emek ürünüdür, faydalıdır, değerlidir. Fakat İlm-i Hâl’in yeri başkadır. Çocuk eğitiminde göz önünde bulundurulacak hususlardan, onlara ninni söyleyip, masal ve hikâye anlatılmasına kadar pek çok tavsiyede bulunur. Sanatın, tiyatro ve sinemanın İslâmiyet’le uyumunu belirtmeye çalışır. Bizatihi kendisi bir sa’at olan Kur’ân-ı Kerîm’i üstün bir san’at anlayışı ile anlatır, sevdirir. Kadına bakışı, Mızraklı İlmihal’den çok farklıdır.

Batılı ilim adamlarının; pedagogların, mütefekkirlerin, kültür târihçileri ve sosyologların ilmini İslâm’ın, ezel’i ve ebed’i kuşatan, yüce esas ve ölçülerine dayanarak tahlil eder ve mükemmel bir terkibe ulaşarak okuyucuya sunar. Ulaştığı netice müthiştir: ‘Batının ilmi, ancak İslâm’ın aydınlatıcı ışığı ile bir değer ifâde etmektedir. İslâm’dan uzaklaşan her ilim ise değer kaybına uğramaktadır.’    

Arvasî’nin çalışması, ilmihal kavramını yeni bir târife kavuşturuyor: ‘Mücerret insanın yaratılışından ebediyetlere doğru akışına kadar bütün sırları kurcalayan ilim... İlm-i Hâl, başta insan olmak üzere, bütün mevcudata, bütün mahlûkata, bütün ruhlar âlemine, meleklere, cinlere ve her şeye İslâm’ın getirdiği yepyeni bir bakış tarzı demek... İlm-i Hâl bilmeyen, ne İslâm’ı bilir, ne de O’nun dünyâya ve kâinata bakışını... İlm-i Hâl Yüce Allah’ın Şanlı Peygamber’e vahyettikleri... O’nun da bizlere tebliğ ettiği her şeydir.’

İlm-i Hâl, zorlaştırarak değil, kolaylaştırarak, korkutarak sevdirerek İslâmî bilgileri aslına tam sadakatle okuyucuya sunan bir eserdir. Duru bir dil ve kolay anlaşılabilir ifâdelerle… Dini bilgileri kuru ve soğuk cümlelerle, emir kipinde değil, kuşatıcı ifâdelerle zihinlere ve gönüllere aktarır. Ülkenin kalkınmasından, sanayi hamlesinden, ekonomisinden, çocuk eğitiminden, insanın sanatla huzur bulmasından, çocuklar için sinema ve tiyatroların yazılması ve oluşturulmasından, prematüre doğan çocuklar için yapılması gerekenden, ülkenin nüfus planlamasından, kadınların ilim öğrenmesinden ve kadınların her alanda çalışmasına kadar güncel konuları ele alıyor.

Özellikle Doğu ve Batının eğitim ilminde uzmanlaşmış ilim adamlarının, sosyologlarının, felsefecilerinin, din adamlarının, fikir insanlarının görüşlerinden faydalanması okuyucuya yeni ve engin ufuklar açıyor.  Söyleyen ve yazan kim olursa olsun, doğru, iyi ve güzel  her ne varsa, İslâm ile yoğurup eseri ile aydınlanmaya hasret dimağları zenginleştiriyor. 

İlm-i Hâl’de yer alan mevzulardan bazılarının başlıkları:  

Allah, Tevhid ve Tasavvuf, Varlık Âlemi, Allah’ın İsimleri, Yaratılmışlar Âlemi, Âlem-i Halk, Sidret’ül- Müntehâ, Âlem-i Emr, Mâsiva, Ruh, Ruhlar, Bedenlerden Önce Yaratıldı, Şanlı Peygamberimizin Yüce Ruhu, Kâinatın ve Dünya’nın Yaratılması, Yer ve Gökler Bizim İçin Yaratıldı, Hayat, Hayat Nasıl Başladı?, İnsanın Yaratılması ve İslâm, Hazreti Âdem’in Yüce Ruhu, İnsanın Kaabiliyeti, İslâm’a Göre İnsanın Tabiatı, İnsan Türü, Irklar ve Kavimler, İslâm’da Ruhbanlık Yoktur, İslâm Âlemşümul Bir Dâvettir, İnsanın Doğumundan Önceki Safha, Doğum Öncesi Büyüme, Tekamül, Doğum, Bebeğin Cinsiyeti ve Adı, Akika Kurbanı, Kız Çocukları Konusunda Allah’ın Emri, Yeni Doğmuş Kız ve Erkek Bebekler, Prematüre (Erken Doğum), Birden Fazla Doğumlar, İkizler, Öz Kardeşler, Üvey Kardeşler, Süt Kardeşliği, Kan Kardeşliği,   İlk Çocukluk Safhası, Ana Okulları ve İslâm, Terbiyede Cezâ ve Mükâfatın Değeri, İkinci Çocukluk Safhası ve İslâm, Çocuk Kitapları, Çocuk Filmleri ve Tiyatrosu, Vücud Temizliği, Spor ve Oyun, İş ve Çıraklık Terbiyesi, Din Bilgisi ve Kur’ân-ı Kerim Öğrenme, Sofra Âdâbı, Ana-Baba ve Çocuk Münâsebetleri, Çocuklarının Sünneti, Büyüme ve Gelişmenin Kanunları, Mükelleflik Safhası, Ergenlik ve Bulûğ Safhası, Önce İman, İman ve İslâm, İmanın Açıklanması, Âmentü, İman Konusunda Birkaç Açıklama, İmanın Şartları, Allah’a İman, Beşer İdraki ve Allah, Sahte Tanrılar ve Allah, Meleklere İman, Cinler, Melek Değildir, Kitaplara İman, Kur’ân-ı Kerîm Okumak, Tilâvet Secdesi, Şükür Secdesi, Kurtuluş Kur’ân-ı Kerîm’de, Peygamberlere İman, Şanlı Peygamberimizin Ahlâkı, Diğer Peygamberler, Ashab-ı Kiram, Ehl-i Beyt, Oniki İmam Meselesi, Alevî ve Sünnî Kelimeleri, Âhiret Gününe İman Etmek, Kadere İman Etmek, Ameller ve Kader, Determinizm ve Volontarizm, Külli İrâde, Cüz’î İrâde ve Kur’ân-ı Kerîm, İnsanın İrâdesi, Levh-i Mahfuz, İslâmiyet’i Doğru Öğrenmek ve Yaşamak, İçtihad,  Mezhebler Haktır, Fırka, Dinî Mücedditler ve Reformcular, Büyük Müctehidler ve Mücedditler, İtikat İmamları, Mezheb İmamları, Şeriat ve Tasavvufun İki Büyük Üstadı, İslâm’ı Yaşamak, İslâm’ın Şartları, İman ve İbâdet, Günah, Büyük Günahlar, Diğer Günahlar, Tövbe Etmek, İslâm Af ve Merhamet Dinidir, İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak, İslâm’da Örf ve Âdetlerin Değeri, İbâdet, Farz, Vâcib, Sünnet, Müstehab, Mubah, Haram, Mekruh, Müfsid, Temizlik İmandandır, Şeriat Açısından Su, Gusül, Abdestin Farzları ve Sünnetleri, Abdesti Bozan Şeyler, Özürlü Kimseler, Namaz, Teyemmüm, Mest Üzerine Abdest. Namaz, Sehiv Secdesi, Kaza Namazları, Taklid-i Mezahib ve Telfik-i Mezahib, Zarûretler ve İslâm, Namaz Nasıl Kılınır?, Tesbihler ve Dua, İmam, Cemaatle Namaz, İmam Olmanın Şartları, Yolcu Namazı, Bir Müslüman’ın 24 Saati, Namazın Vakitleri, Namaz Kılınmayan Üç Zaman, Ezan, Kamet, Selamlaşma, Musafaha, Güzel Sanatlar ve İslâm, Zamanı Değerlendirme, Akrabayı Ziyaret, Uyku ve Dinlenme, Esneme ve Hapşırma, Vitir Namazı, Teheccüd Namazı, Nafile Namazlar, Nefs Muhasebesi,  Cuma Günü ve Namazı, Hutbe, Aylar Hakkında Bilgiler, Ramazan Ayı ve Orucu, Oruç Tutmak Kimlere Farzdır, Kimlere Değildir? Orucun Farzları, Sahur ve İftar, Teravih Namazı, Kadir Gecesi, İtikâf, Zekât ve Nisap Miktarı, İslâm’da Zekât ve Vergi Kavramı, Fitre Hakkında Bilgiler, Ramazan Bayramı, Bayram Namazı, Hacc ve Umre, Tavaf, Kurban Bayramı, Kurban Kesmek, Yetişkinlik Safhası ve İslâm, Evlenme ile Alâkalı Bilgiler, İslâm’da Nişanlanma, Nikâhlanma ve Düğün, Mut’a Nikâhı Haramdır, İslâm Sosyolojisi, Aile Üzerine Kuruludur, İslâm’da Kadın Hakları, Analık Vazifesi, Tesettür ve Medeniyet, İslâm’da Boşanma, İddet, Hülle, Nüfûs Üretmek, Nüfûs Plânlaması ve İslâm, Genç Nesilleri İslâmî ve Millî Terbiyeden Geçirmek, Riba (Fâiz), İslâm’da Şirketler, Banka, İslâm’da Mal ve Hizmetlerin Fiyatı, Karaborsa, İslâm’da Ticaret Ahlâkı, İslâm Ailesi Çocuklarına Cihad Ruh ve Şuuru Verir, İslâm Ailesi Yabancı İdeolojiler İle Mücâdele Eder, İhtiyarlık Dönemi ve İslâm, Ölüm Nedir?, Ölümü Hatırlamak, İslâm’da Vasiyet, Şehidlik Meselesi ve Şehid  Mesh, Cenazeler, Kıyamet ve Yeniden Diriliş, Yaptıklarının Hesabını Vermek, Şefaat, Bu Dünya ve Öte Dünya.

   Özetlenerek alınan mündericatta görüleceği üzere eser, ilm-i hâl kitabının ötesindedir ve âdeta bir ‘İslâmî Bilgiler Ansiklopedisi’dir.

 

İlm-i Hâl’den örnek bir bölüm:

İSLÂM’DA VASİYYET (s: 422, 423’ten özettir)

     Vasiyyet, bir kimsenin, ölümünden sonra, yapılmasını başkasından dilediği şey demektir.

Vasiyyet, en az iki şâhid huzurunda yazılı veya sözlü yapılır. Şâyet, şartlarına uygunsa, ölümden sonra, vasiyyetin hükümlerini kabul etmek şarttır.

     İslâm’da emânetlerin ve borçların sâhiplerine verilmesini, kazaya kalmış veya birikmiş ibâdet borçlarının yerine getirilmesini vasiyyet etmek farzdır. Zâlim, mürted, isyankâr ve kötülüğü ile tanınmış kimselere vasiyyet etmek mekruhtur. Bunun yanında, terekesinden fakir ve muhtaç yabancı müminlerin de istifade etmeyi istemek ise sünnettir.

     Günah ve haram olan işler vasiyyet edilmez. Edilse de yerine getirilmez.

     Müminler ölmeden önce, mutlaka vasiyyet etmeli, bilhassa üzerlerinde kul hakkı bulundurarak öteye geçmemelidirler. Müminler ölmeden önce, şâhidler huzurunda, başkalarına olan borçlarını, eşlerine olan mehr borçlarını mutlaka bildirmeli ve yine varsa, aynı şekilde, gasp, hırsızlık ve zulüm yolu ile edindiği borçları da belirtmelidir. Bunların terekesinden ödenmesini kesin olarak istemelidir. Öte yandan, birikmiş fitre ve zekât borçları varsa onları da söylemeli ve ödenmesini istemelidir. Bunun yanında hacc, oruç, kefaret ve namaz borçları varsa, bunları da bildirmeli ve şeriata uygun biçimde ödenmesi hususundaki arzusunu açıklamalıdır.

 

 

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

 Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65

Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr  www.bilgeoguz.com.tr

 

SEYYİD AHMET ARVASÎ

     15.02.1932 târihinde Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde doğdu. Ailece Van’ın Bahçesaray (Müküs) kasabasına bağlı Doğanyayla (Arvas) köyündendir. Muhitlerinde bu köyün adına izâfeten ‘Arvasiler’ olarak tanınırlar. Soyadı kanunu çıktıktan sonra köylerinin adı soyadları oldu. Babası Abdülhakim Arvasi’dir.
    
Ailenin altı evlâdının en büyüğü olan Ahmet Arvasî, Van’da başladığı ilkokulu Doğubeyazıt’ta, Ağrı’da başladığı ortaokulu Erzurum’da bitirdi. 1952 yılında Erzurum Erkek Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra aynı yıl Konya / Doğanbeyli İlkokulu’nda öğretmenliğe başladı. Ağrı / Tutsak ilçesi Molla Çepni (Şemdin) köyü ilkokulunda üç yıl ilkokul öğretmenliği yaptı.  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü’nü 1958’de bitirdi. Pedagoji öğretmeni olarak Van / Alpaslan ve Savaştepe İlköğretmen Okulları ile Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü, Bursa ve İstanbul Atatürk Eğitim Enstitülerinde öğretmenlik yaptı. İlk yazılarını 1967 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayımlamaya başlamıştı. 1970’li yıllarda Hergün gazetesinde yazdı.

     1979 yılında kendi isteği ile emekli oldu. 1977 yılında Türk Gençlik Vakfı’nı kurdu ve ölümüne kadar başkanlığını yaptı. Aynı yıl Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel İdâre Kurulu'na seçildi, İstanbul Senatör Adayı oldu. Partideki görevine, 12 Eylül 1980 askerî darbesine kadar devam etti. Haftalık Yeni Düşünce ve Devlet gazetelerinde; Ülkü-Bir, Genç Arkadaş, Hasret, Nizam-ı Alem, Millî Eğitim ve Kültür, Ülkücü Kadro dergilerinde de yazılar yazdı.

     12 Eylül 1980 darbesinden sonra, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı'ndan yargılandı. Mamak Cezaevi'nde işkence gördü. İlk kalp krizini de buradayken geçirdi. Arvasî’nin Mamak’ta geçirdiği kalp krizini Alpaslan Türkeş şöyle anlatıyordu:

     ‘Tutukevinde geçirdiği kalp rahatsızlığı dolayısıyla Ankara mevki hastanesi'ne kaldırıldı. O gün, daha dün gibi hatırımdadır. Görevliler kendisini hastaneye gitmesi için aşağıya indirdiler. Biz, yukarıda kalmıştık. Odamın penceresinden dış kapının açıldığı merdivenleri görebiliyordum. Arvasî hocamızı hastaneye götürecek cankurtaran henüz gelmemişti. Ayakta bekleyecek hali yoktu, bitkin bir vaziyette taş merdivenlere oturarak cankurtaranın gelmesini bekledi. Yukarıdan askerlere seslendim. Bir binbaşı çıktı. Kendisine Arvasî Bey'in rahatsız olduğunu, bir sandalye getirilmesi için emir buyurulmasını rica ettim. Bu ricamdan sonra bir sandalye getirdiler. Daha sonra cankurtaran geldi ve uzaktan birbirimize el sallayarak ayrıldık, vedalaştık.’

     56 senelik ömrünün her bölümünde hep konuştu ve yazdı. 31 Aralık 1988 tArihinde İstanbul Erenköy'deki evinde, daktilosunda makalesini yazarken vefat etti.

     Seyyid Ahmet Arvasî’nin  cenaze namazını, akrabası olan Van Eski Müftüsü Seyyit Kasım Arvasî kıldırdı. Cenazesinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen binlerce kişi Fatih Camii ile bahçesini doldurmuştu. Edirnekapı’da, damadı Reşat Yamankaradeniz’in yanında toprağa verildi.

     Hz. Peygamber’in (sav) soyuna bağlı bir aileden geldiği için ‘Seyyid’ unvânına sâhipti. Ahmet Arvasi, savunduğu düşünceleri, bir yazısında şöyle özetlemişti: ‘Ben, İslâm iman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk Milleti’ni iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm’ı gaye edinen Türk Milliyetçiliği şuuruna sâhibim. Benim milliyetçilik anlayışında, asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. İster azınlıklardan gelsin, ister çoğunluktan gelsin, her türlü ırkçılığa karşıyım.’  

     Özellikle ilk iki eseri olan ‘Kendini Arayan İnsan’ ve ‘İnsan ve İnsan Ötesi’ adlı kitaplarıyla tanınmış ve geniş ilgi toplamıştır. Eserleri incelendiğinde; bütün gayretinin imanlı bir gençlik yetişmesi yönünde olduğu görülür. Bunun için çırpınmış, kafa yormuş ve ölünceye kadar da bu yönünü değiştirmemiştir.

ESERLERİ:

     Şiir: *Sır (Ahmet Cezar Arvasi imzasıyla, 1955),* Bütün Şiirlerim (1989).

Deneme-İnceleme: *İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri (1965), *Kendini Arayan İnsan (1968), *İnsan ve İnsan Ötesi (1970), *Dünyadaki Kaynaşmalar ve Millî Eğitimimiz (1975), *Eğitim Sosyolojisi (1976), *Türk-İslâm Ülküsü (1983), *Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz (1982), *Doğu Anadolu Gerçeği (1986), *Size Sesleniyorum (1989), *Hasbihal (6 cilt,1961), *İlm-i Hal (2008),*Emperyalizmin Oyunları, *Devletin Dini Olur mu?, *Kadın Erkek Üzerine, *İnsanın Yalnızlığı,  *Mamak Günleri, *Sohbetler, *Türkiye’de Şark Meselesi ve Alınacak Tedbirler.

      Türk milliyetçiliği-ülkücülük fikriyatının en aktif ve mühim ideologlarından biri olan Seyit Ahmet Arvasi’nin bütün eserleri 19 cilt hâlinde, Bilgeoğuz Yayınları tarafından yeniden basılarak kültür hayatımıza kazandırıldı.