IMG-LOGO
Güncel

Şaşırdık mı?

18 08 2020

D. Akdeniz sorunu ile ilgili bir Arap dergi başlığı: “Türkler bu kez tabutlarını sayacak”   Şaşırdık mı? Hayır.

İnsanların karakterine yaşadığı coğrafyanın etkisi çok büyüktür. Bu bir tahmin değil, genetik yapıyı da oluşturan bir gerçektir. Avrupalı insanın karakteri ne kadar soğuk, ruhsuz ve çıkarcı ise, sıcak iklimde yaşayanların da o bölge ile bütünleşmiş karakteri olduğu bilinmektedir. Mesela çölde istikrar yoktur. Sabit bir belge bulamazsınız. Hızlı ve sürekli değişim vardır. Sabahleyin bir tepe görürsünüz, öğleden sonra o devasa tepe kaybolmuştur. Yürüyüp gitmiştir. Bu nedenle çöl insanı da yaşadığı çoğrafyanın yapısına uygun olarak değişken karakterlidir. Sözünde durmaz. Ahde vefa yoktur, kaypaktır. Küçük hesapçıdır. Riyakârdır. İnatçı ve kavmiyetçidirler. Servet ve para için yapmayacakları şey yoktur. Bükemediği gücün ayağını öperler.

 

İslam'dan önce de bu kızgın sahrada vahşet kol geziyordu. Cahiliye ile bütünleşen o vahşi dönem, anlatılır gibi değil. Bu anlamda sicilleri bozuktur. Peygamberimiz, nüzul eden vahy ile öncelikle onları uygar ve iyi insan olmaya davet etti. Paylaşmayı, muhtaçlara yardım etmeyi tavsiye etmiştir. İnsanların köle olamayacağını, ahlak ve adaletli olmayı, ilmin ve aklın esas olmasını, dinde dayatma olmayacağını öğütlemiştir.  insanlar özgür iradesiyle tercihini yapacağını, özgür yaşamayı, hayvanların bile hukukunun olduğunu sosyal hayata da uygulayarak ders vermiştir. Bu anlamda çığırından çıkan dünyaya ilahi mesajların özü olan barış ve evrensel değerler yayıldı. Ancak cehalet, fitne, saltanat ve mal-mülk çılgınlığı arap kavimlerinin gözlerini bürümüştü. Ne yazık ki, Hz. Peygamberin vefatı sonrasında yeniden azgınlaşarak fabrika ayarlarına geri döndüler. Dört halifenin üçünü öldürenler kimlerdi?. Ve ne uğruna?.  "Allah için" öyle mi?. Ama kuran "yaşatın" demesine rağmen. Cemel ve Sıffin vakaları basit bir "vak'a"dan ibaret değildi. On binlerce (bazı kaynaklarda 80-110 bin ) insan hayatını kaybetmiştir. Taraflar arasında hiç gayri Müslüm yoktu, tamamı Müslümandı. Kerbelâ' malum, altyapısını Muaviye'nin fesatça tasarladığı ancak ondan sonra gelen saldırgan hasta ruhlu oğlu yezidin bir toplu katliamıydı. "Muhammedî duruştan" bir intikam almaktı. Öyle olmasa kafilesiyle birlikte katlettiği peygamber torununu, ve onun kestiği kafası ile iğrenç ve vahşet dolu bir şov yapar mıydı. Harre olayı da var ki o da islam tarihine kaydedilen kapkara bir lekedir. Kerbelâ katliamcısı Yezidin ordusu Medine'yi günlerce yağmalamış, insanların mallarına, ırzlarına musallat olmuşlardır. Günümüzün işid canileri gibi. Değişen nedir ki, şairin dediği gibi, yani" ... Fıtrat değişir sanma,...". anlamındaydı hadiseler. Saldırganlaştılar. Satıldılar.

 

Osmanlının en zayıf dönemlerinde de ihanetler diz boyu idi. Vehabi Araplar halen devam eden Türk düşmanlığına o zamandan beri soyundular. Emir Hüseyin'lerin, ing. casus Lawrens'ten bir farkı yoktu elbette. Osmanlı yönetimi onu idamla cezalandırsa da kin ve ihanetleri hiç bitmeyecekti. Bu ihanet bazen Doğu Akdeniz de, bazen Ermeni meselesinde, bazen de Türkiye'nin egemenliğini ilgilendiren konularda arzı endam eder durur. İslam dünyası Ortadoğu’da gerçek bir kaos dönemi yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. İşte böyle bir zümre yönetimi, ABD ya da AB'ye, İngilizlere ya da bir başka güce uşak olmuş çok mu. Şaşırdık mı? Elbette hayır.

Tekin Yeken (16 Ağustos,2020)


Doğu Akdeniz'de gelişen olaylardan sonra Arap bir karikatür dergisi bu fotoğrafı paylaştı; "Türkler bu sefer tabutlarını sayacak"

(* DarkWeb haber-12 Ağustos)