IMG-LOGO
Güncel

Ayasofya Beddua ve Kılıç

08 08 2020

Bizde güvercinin kafasını koparırız ama önlüğümüzün altındanJ.J Roussseau

Tarihte bazı olaylar vardır ki, onu, o an için değerlendirdiniz değerlendirdiniz yoksa o talih kuşu bir daha sizin ayağınıza zor gelir. Size gelmediği gibi eğer bir kurumun başında devleti temsil ediyorsanız, temsil ettiğiniz kurumun ve devletin de fırsatlarını heba etmiş olursunuz.

İşte ben Ayasofya meselesine bu gözle bakıyorum.  Aslında ibadete açılıp açılmamasında ki şahsi, düşüncem “zaten belli bir bölümünde ibadet yapılıyordu.” Nötr dür. Mademki siyasilerin abarttığı kadar olmasa bile Müslüman Türk milletinin çoğunluğu Ayasofya’nın tamamının ibadete açılmasını istiyor, bize de hayırlı olsun demek düşer.

Ama ne var ki, 86 yıllık bu tarihi fırsat, yıllardır zihinlerde biriktirilen zehirleyici kin yüzünden heba edilmiştir, Türk Milletinin büyük çoğunluğunun tepkisini çekmiştir, ayrıca dış dünyaya anlamlı mesajlar vermek dururken her yönüyle böylesi tarihi fırsat kaçırılmıştır.

Atatürk’e lanet okumak ne demek! Bir diyanet işleri başkanı bir yerlerden kuvvet almadığı müddetçe o sözleri söylemesi mümkün müdür, Türkiye’nin işgal yıllarında düşmanın Müslümanları camilere doldurup topluca yakmalarına, imamları bacaklarından minarelere asanlara, atların arkalarında sürükleyenlere değil de, İstanbul ve Ayasofya’yı işgalden kurtarana beddua öylemi, tek kelimeyle yazıklar osun.

1934’lü yıllarda Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesini ihanetle suçlayanlar, bir de o günün şartlarını göz önüne getirip önce düşünsünler. Hangi şartlarda bu karar alındı, 2. Dünya savaşı kapımızdayken böyle bir tedbire gereklilik niçin duyuldu, bunları irdelemeden kolaycılığa kaçıp birilerini ihanetle suçlamak, olsa olsa sizin tarihe bakış açınızın iyi niyetli olmadığını gösterir.

Her ne kadar AKP sözcüleri ve yandaş kalemler, diyanet işleri başkanın o günkü konuşmasında Atatürk’ü kastetmediğini söyleseler de, Türk Milleti anladı kimin neyi, hangi manada bu sözleri söylediğini; Kimse bizi aptal yerine koymasın.

İşit’li militanlar son yıllarda Ortadoğu’yu ellerinde kılıçlarla kan gölüne çevirirken, diyanet işleri başkanının kılıçla hutbeye çıkması ne demek… gerek iç, gerekse dış dünyaya daha ılımlı, daha hoşgörülü mana ifade eden mesajlar verilemez miydi, elimizde Kur-anı Kerim gibi Allah’ın kitabı duruyorken bundan dünyayı aydınlatacak güzel mesajlar verilemez miydi? İslam’ın gerçek yüzü elde kılıçsız da dünyaya anlatılsa fena mı olurdu? Denilecek ki Fatih, İstanbul ve Ayasofya’yı kılıç zoruyla aldı amenna. Fatihin elinde o günün şartlarında İHA’lar, SİHA’lar ve tanklar vardı da Fatih ata binip yalınkılıç düşmana mı saldırdı, yoksa o günün şartlarında elindeki mevcut silah ne ise onu mu kullandı?

Yetmedi, Ayasofya’nın açılışının hemen ertesi günü bir derginin: “Bu gün değilse ne zaman” diye hilafet çağrısında bulunması bir tesadüf olabilir mi, nereden alıyor bu cesareti, bu sözün yürürlükteki kanunlarımıza göre suç olduğu bilinmiyor mu?

Yalan yanlış bilgilerle peş peşe ekilen fitne tohumları bir türlü bitmek bilmiyor. Neymiş efendim, Latin alfabesine geçilmesi yanlış olmuşmuş. Bre cahil Latin alfabesi kanunlaşmadan 200 sene önce başladı Latin alfabesine geçiş çalışmaları. 2. Mahmut, Abdülhamit hep bu düşünceye sahip olmuşlardır. Hatta Enver Paşa dahi “Enverce” ismi altında bir alfabe çalışması yapmış ama birçok kimsenin niyetlenip te yapamadıkları şeyleri gene o iki ayyaştan birisi gerçekleştirmiştir.

Kalın sağlıcakla