IMG-LOGO
Röportaj

Kurban HZ. İbrahim ve HZ. İsmail'in Büyük İmtihanı

02 August 2020

Oğuz Çetinoğlu: İmtihan’la alakalı kısa bir değerlendirmenizle sohbetimize başlayabilir miyiz Hocam?

Ali Rıza Temel: Yüce Mevlâ insanları imtihan etmek üzere yarattı. İmtihanın neticesine göre ceza veya mükâfat vermek üzere de ölümü halk etti.

Hayat baştan sona imtihandır. Buna kulluk imtihanı diyoruz. Herkes her şeyle imtihan oluyor, fakirlik-zenginlik, hastalık-sağlık, mevki, makam, çoluk-çocuk, emir, yasak vs.

İmtihanların en büyüğüne tâbi tutulanlar peygamberlerdir.

Çetinoğlu: Neden?

Temel: Çünkü en büyük ve en yüce görevi onlar üstlenmişlerdir. En güzel örnekler de onlardır.

Her peygamberin kendine göre ağır imtihanları olmuştur. Peygamberlerin babası Hz. İbrahimin imtihanı ise Kur’ân ifadesiyle apaçık, tam bir imtihandı. Hz. İbrahim, babası Azerle, kral Nemrut’la, Babilliler ve onların putlarıyla imtihan edildi, putperestliğe karşı verdiği mücadelenin neticesinde ateşe atıldı. Mevlâ onu ateşten kurtardı. Fakat Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmekle imtihanı çok zordu. Zira kendisi yaşlanmıştı, çocuğa düşkündü, neslinin devamını istiyordu. Bu tabii bir istektir. İbrahim, Rabbine şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Bana sâlihlerden bir oğul ihsan et.” Yaşlı olan hanımı Sâre, İbrahim’in bu arzusunu karşılayamayacağını düşündüğü için O’na, cariyesi Hacerle evlenmesini teklif etti. Bunun üzerine İbrahim Hacer’le evlendi ve Hacer, bir çocuk dünyaya getirdi. Adını “İsmail”  koydular.

Hacerden çocuk olunca Sâre, içine düşen kıskançlık ve üzüntü sebebiyle rahatsız olup kompleks içine girdi ve İbrahim’le Hacer’i kendisinden uzaklaştırmasını istedi. Hz. İbrahim Allah’ın emrine binaen Sâre’nin arzusunu kabul etti. Allah Teâlâ İbrahim’e: Hacer ve İsmail’i alıp Mekkeye götürmesini bildirdi. İsmail o zaman henüz süt çocuğu idi. İbrahim, çocuk ve annesine refakat etti. Kendisine Allah’ın iradesi rehberlik ediyordu. Allah, ileride Kâbe’nin bina edileceği, ıssız, bitkisiz ve boş bir yerde durmasını emredinceye kadar yolculuk devam etti. Neticede Hanımı Hacer ve İsmail’i i Mekke’ye yerleştirdi ve onları Allah’a emanet ederek döndü. Fakat onları hiç aklından çıkarmadı. Zaman zaman ziyaret etti. Bu ziyaretlerin birinde İbrahim’i rüyasında kendisine oğlu İsmail’in kurban edilmesinin emredildiğini gördü. Peygamberlerin rüyası haktır. Çünkü ilâhî vahiy mesabesindedir. İsmail o vakit koşma, çalışma çağına gelmişti. “Ne vakit ki, yanında koşma çağına geldi, İsmail’e şöyle dedi: Yavrucuğum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni kurban ediyorum. Artık bak ne düşünüyorsun? İsmail ona: Babacığım sana ne emrediliyorsa yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

“Yavrucuğum” ifadesi İbrahim’in, İsmail’e karşı ne derin bir şefkat beslediğini göstermekte, bununla beraber Allah’ın emrini de ön planda tutmaktadır. Bunun ne dehşetli bir imtihan olduğunu unutmamak gerekir.

Çetinoğlu: İsmail Aleyhisselam’ın durumu da dikkate şâyan…

Temel: İsmail aleyhisselam’ın teslimiyeti ise çocuklar ve gençler için destansı bir örnektir. Allah’ın emri karşısında boynunu bıçağa uzatabilmek her yiğidin harcı değildir. Özellikle seküler ahlâk ve eğitimin hâkim olduğu günümüzde bırakın böyle bir itaat ve teslimiyeti, pek çok çocuk ve gençte en basit bir talebe bile müspet cevap görülmemektedir.

Elbette kimseden İbrahim gibi bir baba, İsmail gibi çocuk rolü bekleyecek değiliz. Bu, ideal bir tablodur. Fakat aile ve toplum düzeninin devamını sağlayan asgari itaat ve disiplin olmadan da ne vatandaşlık ne de kulluk imtihan verilmiş olur.

Çetinoğlu: Bilinen neticeyi de yorumlar mısınız?

Temel: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona: Ey İbrahim! diye seslendik. Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı, dedik. Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm (ün) bıraktık. İbrahim’e bizden selâm olsun. Güzel amel işleyenleri biz böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı. O’na bir de salihlerden, bir peygamber olmak üzere İshak’ı müjdeledik.”

Hz. İbrahim ve İsmail’in bu fedakârlığı fedakârlıklar tarihinin en büyük ve en üstün olaylarındandır. Hz. İbrahim ihtiyarlık çağındaydı. Bu çocuk onun canı, ciğer paresi, hayatının ümidi, adının mirasçısıydı. Allah onun imanını, emrine itaat derecesini ölçmek için oğlunu kurban etmesini emretmişti. Baba ve oğul her türlü beşeri istek ve zaaflara direnerek bu imtihanı kazandılar. Allah’ın emri karşısında “baş üstüne” dediler. Kelimeler ve kalemler bu fedakârlığı tasvirden aciz kalır. İnsanın en değerli varlığı canı ve ciğer paresi olan çocuklarıdır. Bunları canan için verebilmek sevgi ve itaatın zirvesidir. Bunları feda edebilen her şeyini Allah için feda edebilecek demektir. Bu tablo da iki yönden fedakârlık vardır. Babanın çocuğunu, çocuğun da kendisini feda etmesi. Yüce Mevlâ elbette insanların kurban edilmesini istemez. Maksat; fedakârlığın derecesini ölçmektir. İmtihana tabi tutulmaktır.

Çetinoğlu: Diğer fedkârlıklardan da bahseder misiniz?

Temel: Cihad candan, zekât maldan, hicret vatandan geçebilme imtihanıdır. Allahın emri karşısında bırakın candan geçmeyi en ufak bir zahmeti bile göze alamayanlar hangi imtihanı kazanmış olacaklar? Oğlunu kurban etmeyi göze alabilen bir İbrahim yanında Allah’ın lutfettiği bir koyunu bile kurban edemeyen kimse nasıl kulluk iddiasında bulunabilir?

 

Aslında bütün ibadetlerden maksat sınamadır. Kullar şükrediyor mu etmiyor mu? İtaat ediyor mu etmiyor mu? Haramlardan ve yasaklardan maksat da budur. Emirleri yerine getirme, yasaklara karşı direnebilme iradesi kulluğun göstergesidir.

 

İman; dillerin gevelediği kuru bir iddia değildir. İman; herhangi bir zamanda üzüntülere karşı bir avunma aracı değildir. İman; kelam veya felsefenin konusu olan kuru bir nazeriye de değildir. İman; Mevla’nın iradesine tam manasıyla teslim olmak, icabında onun yolunda en değerli şeyleri dahi feda edebilmektir.

 

 

ALİ RIZA TEMEL:

1946 yılında Manisa’nın Demirci ilçesi’nde doğdu. 1967'de Balıkesir İmam-Hatip Okulu'nu, 1971’de İzmir Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdi. 1967-1975 yılları arasında vaizlik yaptı. 1976'da Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kurs sonunda aynı merkezde asistan olarak görevlendirildi. 1982-1987 yılları arasında Brüksel İslam Kültür Merkezi’nde Türk temsilcisi olarak görev yaptı. Aynı merkezdeki İslam Enstitüsü'nde Ulumu'l-Kur'an dersleri okuttu. Halen Haseki Eğitim Merkezi'nde Arapça ve tefsir dersleri okutmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Yayınlanmış Eserleri:

1- İslam Davası ve Münafıklar, 2- İslam'da Dış Politika ve Diplomasi, 3- İslam 'da ve Batıda İnsan Hak ve Hürriyetleri, 4-Ayet ve Hadisler Işığında Dini ve Sosyal Hayatımız, 5- Mutlu Bir Yuva Nasıl Kurulur? 6- Müslümanların Dünü, Bugünü, Yarını (Tercüme), 7- İslam İktisadının Üstünlüğü (Tercüme), 8- İnsanlara İyilik Hakkında Kırk Hadis (Tercüme), 9- Sağduyu Çağrısı.