IMG-LOGO
Güncel

5G Teknolojisi Üzerine

31 07 2020

Mobil iletişimin vazgeçilmezi olan cep telefonlarında, birinci nesilde (First Generation-1G) bas-konuş, ikinci nesilde (2G) kısa mesaj (SMS), GPRS (General Packet Radio Service), üçüncü nesilde (3G) yüksek hızlı internet bağlantısı, görüntülü konuşma, dördüncü nesilde (4G) ise HD TV içeriklerini izleyebilme, canlı video yayınları gibi teknolojileri kullanıcılarına sunan operatörler, kullanılan mobil veri kapasitesinin artması ile birlikte, bu yüksek miktardaki verinin daha hızlı ve kayıpsız kullanılabileceği, daha geniş band aralığına ve daha yüksek hıza sahip yeni bir platform arayışına girdiler. Mobil veri iletişiminde beşinci nesil (5G) olarak isimlendirilen bu teknolojinin 4G teknolojisinden olan en önemli farklılıklarına baktığımızda, 4G’ye göre daha hızlı ve kesintisiz veri aktarımı, aynı anda daha fazla sayıda kullanıcının hizmet alabilmesi, şehir merkezlerinde karşılaşılan kapsama alanı dışında kalma veya zayıf kapsama alanı problemlerinin ortadan kalkması, buna bağlı olarak cihazlarda daha uzun pil ömrü gibi son kullanıcıyı, yani bizleri cezbedici özellikleri görmekteyiz. Tüm bu farklılıkların gerçekleşmesi için yapılması gereken ise 4G teknolojisinde kullanılan dalga frekanslarından daha yüksek frekanslara sahip dalgalarla mobil iletişimi sağlamaktır. Frekansı kısaca saniyedeki salınım sayısı olarak tanımlayabiliriz. Bir saniyede bir kez salınım veya titreşim hareketi yapan sistemin frekansı 1Hz (Hertz) olacaktır. 4G teknolojisinde 2.4-2.9 GHz (saniyede 2.4-2.9 milyar salınım hareketi-GigaHertz) frekanslarında mobil veri iletişimi sağlanırken, 5G teknolojisinde bu rakamın 30-100 GHz hatta 300 GHz değerlerine ulaşacağı bilinmektedir.

 

FM (75-108 MHz) radyo yayınlarına dikkat edersek, otomobillerimiz ile şehir dışına çıktığımızda genellikle favorilerimiz arasına eklediğimiz birçok radyo kanalını dinleyemediğimizi görürüz. Oysa TRT’nin Orta Dalga (300 kHz-3 MHz) veya Kısa Dalga (3-30 MHz) radyo yayınlarını dünyanın birçok yerinden dinlemek mümkün olabilmektedir. Yüksek frekanslı dalgalar, kaynağından uzaklara gidemedikleri için taşıdıkları enerjiyi (bilgiyi) de uzağa götürememekte, ancak vericinin gücü kadar uzağa iletebilmektedirler. Bu durumda 5G teknolojisinde kullanılacak olan yüksek frekanslı dalgaların taşıdığı enerjiyi veya mobil veriyi çok uzağa iletemeyeceği de açıktır. Çok yüksek frekanslı bu dalgalar duvarlardan, sulardan, yoğun bitki örtüsünden geçememektedir. Bu durumda mobil iletişim verisini duvarların, bitkilerin arkasına geçirmek için uygulanabilecek tek çözüm baz istasyon sayısını arttırmaktır. Nitekim New York’ta yapılan bir araştırma, 5G sinyallerinin kayıpsız bir şekilde şehirdeki tüm bina içlerine etkin bir şekilde ulaşabilmesi için her 200 metre yarıçaplı bir alana bir baz istasyon kurulması gerekliliğini göstermiştir. Kırsal bölgelerde ise yapılaşma ve yapı malzemesi özelliklerine göre yarıçap değeri biraz daha büyük olacaktır. Bu arada operatörlerin yapacağı bu büyük altyapı yatırımının son kullanıcıya fatura edileceğini, şu an kullanmakta olduğumuz akıllı telefonları da 5G teknolojisinde kullanamayacağımızı da belirtmek yararlı olacaktır.

 

Yüksek hızda ve kesintisiz veri iletimi, uzun süren pil ömrü, tam kapsama alanı gibi son kullanıcı için oldukça çekici olan bu özelliklerin yanı sıra, 5G teknolojisinin beraberinde getirdiği ancak pek gündeme gelmeyen ama önemli bir tartışma konusu da insan sağlığı için zararlı olup olmadığıdır. Türkçesi “yayınım” olan, İngilizce “radiation” kelimesinden türeyen radyasyon, mobil veri iletişiminde de kullanılan elektromanyetik dalgaların yayınımı sonucunda gerçekleşmektedir. Radyasyon, ilerleyen dalganın frekansına bağlı olarak “iyonize olmayan” ve “iyonize” radyasyon olarak ikiye ayrılmaktadır. İyonize radyasyon, çok yüksek frekanslı dalgaların taşıdığı enerjinin, karşılaştığı atomdan bir elektron koparıp onu iyonlaştırması ile gerçekleşir ve insan sağlığı için en tehlikeli yayınım şeklidir. 300 PHz (saniyede 300 Katrilyon salınım hareketi-PetaHertz) ve üzerindeki frekanslarda olan X-ray ve Gamma ışınımları bu yayınımlara birer örnektir. 300 PHz’in altındaki yayınımlar, iyonize olmayan yani insan sağlığı için bir tehdit oluşturmayan radyasyon olarak isimlendirilirler. Ancak, yapılan birçok araştırma iyonize olmayan bu radyasyona uzun süre maruz kalınması durumunda, DNA bütünlüğü, hücre zarı, genler, protein sentezi, nöral fonksiyonlar, kan-beyin bariyeri, melatonin üretimi, erkeklerde spermler, kadınlarda yumurtalar ve bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkilerinin oluştuğunu ortaya koymuştur. İyonize olmayan radyasyonun beyin kanserine yol açtığı da yine bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü elektromanyetik alan kaynaklı etkilerin kanserojen olduğunu 2011 yılında kabul etmiştir. Tüm bunlara ek olarak, iyonize olmayan radyasyon olarak adlandırılan, 30 GHz ile 3 PHz arasında kalan Infra-red, görünür ışık ve ultraviyole ışınlarının ise ancak uygun dozlarda ve sürelerde alındığı takdirde insan sağlığı için bir tehdit oluşturmadığı, eğer belirli doz ve sürelerin üzerinde maruz kalınırsa insan sağlığı için ciddi tehditler (kanser) oluşturduğu da bilinmektedir. İşte 5G nin sağlık üzerine yaratacağı sorunlar tam da burada başlamaktadır. Hemen 200 metre uzağınızda, 30-300 GHz frekansında 7/24 dalga yayacak olan baz istasyonlar, iyonize olmayan radyasyonu hangi uygun dozda sunacaklardır? 4G teknolojisinde, insan birim kütlesinin emdiği değeri ifade eden SAR (Specific Absorption Rate) değeri ile iyonize olmayan radyasyon miktarını kontrol altına alınabilirken (?), 5G için nasıl bir yol izlenecektir? Bu soruların şimdilik net bir cevabı bulunmamakla birlikte, yüksek frekanslı dalga yayınımının insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik yapılmış çalışmalara bakıldığında, insanlarda deri ile ilgili problemlerin artmaya başlayacağı, özellikle baz istasyonlara çok yakın bölgelerdeki insanlarda, gözlerde retinal sinirlerde bozulma, katarakt oluşumunun artma eğilimine girebileceğinden endişe edilmektedir. Tabii bu endişelerin tamamının gerçekleşeceğine dair bilimsel bir sonuca, en azında günümüzde, sahip değiliz. Bu endişelere benzer bir örnek vermemiz gerekirse, güneşlenme sürelerinin çok uzun olduğu Akdeniz Bölgesinde rastlanılan en sık kanser vakasının, ultraviyole radyasyonuna bağlı olarak cilt kanseri olması beklenirken mesane kanseri olarak görülmesini gösterebiliriz. Ancak var olan endişelerin en aza indirilmesi 5G altyapısını sağlayan şirketlerin öncelikli çalışma alanlarından birisi olmalıdır, olmak zorundadır.

 

5G teknolojisinde kullanılacak olan yüksek frekanslı dalgaların doğa ve diğer canlılar üzerine etkileri de henüz tam olarak bilinmemektedir. 1990 yılında, Meyve Sineklerinin yüksek frekanslı dalgalar karşısındaki davranışlarının incelendiği bir çalışmada, 46.35 GHz frekansına sahip dalgalara maruz bırakılan embriyoların, şekilsel olarak farklılıklar gösterdiği ve yaşama oranlarının düştüğü belirtilmiştir. Bu, maruz kaldıkları frekansta, meyve sineklerinin DNA yapılarının bozulduğunu veya mutasyona uğradığını göstermektedir. Ancak 46.42 ve 46.50 GHz lik frekanslara sahip dalgalara maruz bırakılan embriyolarda ise herhangi bir değişikliğe rastlanılmadığı rapor edilmiştir. Yine hastane enfeksiyonunun sebebi olarak bilinen Staphylococcus aureus isimli bakteri üzerinde 1996 yılında yapılan bir diğer çalışmada, bakterinin yüksek frekanslı dalgalara maruz kaldığında, kendisine uygulanan antibiyotiklere karşı farklı tepkiler gösterdiği rapor edilmiştir. Peki bu durumda, Covid-19 virüsünün bir 5G şehri olan Wuhan’dan Dünya’ya yayılması bir rastlantı olabilir mi? Acaba var olan bir virüsün DNA yapısı mutasyona mı uğradı? Bu sorunun cevabı da şimdilik bilinmezler arasında olmakla birlikte, aklımıza da “ateş olmayan yerden duman tütmez” atasözü gelmektedir.

 

Artıları ve eksileri ile hayatımıza girecek olan 5G teknolojisinin olumlu etkilerine amenna derken, olumsuz etkilerinden kurtulmanın yolu yine bizim çabamızla olacak gibi görünüyor. Bunun için yapabileceklerimiz arasında; akıllı telefon yerine sabit telefon hatlarını kullanmaya ağırlık vermek, kapsama alanının zayıf olduğu yerlerde telefon konuşması yerine mesaj servislerini kullanmak, telefon ile mümkün olduğunca az zaman geçirmek (internet kullanımı), telefon görüşmelerimizde kulaklık kullanmak, gösterilebilir. Unutmayalım ki, kendi sağlığımızı kendimizden başkası koruyamayacaktır.

 

Sağlıcakla…