IMG-LOGO
Güncel

Kılavuzu Fesli Kadir Olanın

28 07 2020

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın milletin sinir uçlarına dokunma cüreti ilk değil.

Kurtuluşumuzun sembolü olan milli bayramlarımızda, Çanakkale Savaşı ve İstanbul’un Fethi yıldönümlerinde okunan hutbelerde Atatürk’ün adını andırtmayan ve camileri örtülü siyasi propaganda merkezleri haline getiren bir resmi görevliden bahsediyorum.

Ayasofya’nın ana binasının da ibadete açıldığı Cuma namazı hutbesinde, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş (Ayasofya dâhil) camilerimizin özgürlüğünü borçlu olduğumuz Atatürk’ün adını an(a)madan O’na lanet okudu. Hem de önceden yayımlanan resmi hutbe metni dışına çıkarak.

Rifat Börekçi’nin, Ahmet Hamdi Akseki’nin makamında oturan bu zatın maalesef Cumhuriyetin temel ilkeleri, kurumları ve değerleriyle problemi vardır.

İslamcı mahalleden yetişen Levent Gültekin’in ifadesiyle, “İslamcı hareketin” temel inançlarından biri şudur: “Türkiye Cumhuriyeti Batı’ya dini anlamda ciddi tavizler verilerek kuruldu. Yani cumhuriyeti kuranlar, dinsiz bir ülke (laiklik böyle yorumlanıyordu çünkü) vaat ettikleri için Batılılar cumhuriyetin kurulmasına müsaade etti.”

Cumhuriyetimizin kurucusu olan Atatürk’ü de bu yüzden hiç sevmezler.

“Böyle baktıkları için Ayasofya’nın ibadete açılması bir anlamda yüz yıl önce verilen bu tavizin ve beraberinde gelen esaretin de sonu anlamına geliyordu.

Dinin toplumsal hayatı belirleyen bir norm olmasının önünde, Lozan’da Batı’ya verildiğini sandıkları bu tavizin büyük bir engel teşkil ettiğini düşünüyorlardı.

Bu nedenle Ayasofya’nın camiye çevrilmesi asıl amaca giden yoldaki en önemli adımlardan biriydi.”

Bu yüzden Erdoğan’ın, Ayasofya’yı müzeye çeviren 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı için, “Tek parti döneminde alınan bu karar, tarihe ihanettir” demesi bu inancın sonucu olsa gerektir. 

Ali Erbaş’ın sarf ettiği cümleler, yaptığı nankörlük ve densizlik tesadüf değil, ideolojik bir tavır alıştır.

*********************************

Vakfiye’de Yoksa Kim Neden Uydurdu?

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ayasofya’daki ilk Cuma hutbesinde sarf ettiği“vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” cümlesinin dayanağı olan iddiayı Cumhurbaşkanı Erdoğan da dile getirmişti.

Erdoğan, Fatih'in vakfiyesinde, “Ayasofya'nın camilikten çıkarılmaması, iptal ve tebdil edilmemesi, vakıf hükmünün yürürlükten kaldırılmamasını” vasiyet ettiğini belirtti.

Ayrıca Erdoğan, “Fatih'in vasiyetine uyulmaması durumunda, uymayanlar için de büyük günah işlemiş olacaklarını, tüm Müslümanların lanetinin ilelebet üzerinde olacağını tarihe not düştüğünü” vurguladı. (10.07.2020)

Oysaki Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde böyle bir cümle yok!

Bu gerçeği tarihçi Murat Bardakçı ta 2012’de bir TV programında açıklamıştı. Bardakçı, Vakfiyede bu anlama gelebilecek herhangi bir beyan bulunmadığını, vakfın ve devletin parasını kendisi için harcayacak hırsızlara yönelik beddua olduğunu söylüyordu.

Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde kimseye bir lanet okumadığını Diyanet İşleri Başkanının bilmemesi mümkün değil.

Bilmiyorsa sorsaydı. Murat Bardakçı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyesidir. Tarihçi Prof. Erhan Afyoncu ise Milli Savunma Üniversitesi Rektörü. Bu iki tarihçi uzman “Fatih Sultan’ın vasiyeti sayılan vakfiyesinde böyle bir lanet olmadığını, bunu bilmeyenlerin cahil olduğunu” bize olduğu gibi O’na da anlatırlardı.

Acaba Cumhurbaşkanını bile kim yanılttı, vakfiyede böyle bir ifade olduğuna kim inandırdı?

Bu açıklamalarda sözü edilen ama vakfiyede olmayan bir beyana dayanarak, ima yoluyla da olsa, Atatürk’e lanet okunmasının arkasındaki gerçek kastın araştırılması gerekir.

*********************************

Atatürk’e Fesli Kadir’in Gözüyle Bakan Bizden Değildir

Atatürk hem bu vatanın kurtarıcısı ve hem de Sevr Antlaşmasına göre işgal edilen bütün illerimizde bulunan (Ayasofya ve diğer selatin camiler dâhil) camilerimizde ezan okunup, namaz kılınmasını borçlu olduğumuz büyük Türk’ün adıdır.

Peki, CB Erdoğan ve DİB Ali Erbaş’ın bu sözlerine şaşırdık mı? Hayır.

Çünkü Erdoğan ve Erbaş, tescilli Atatürk düşmanı Fesli Kadir’e (Kadir Mısıroğlu) çok saygı ve muhabbet duyuyor olmalılar ki, hastanede ziyaret edip fotoğraflarını kamuoyu ile paylaşmışlardı.

Ben Ali Erbaş’ın Fesli Kadir’i ziyareti sonrası şu cümleleri yazmıştım: Fesli Kadir'i ziyaret etmek, meydan okumadır... - Ruhittin SONMEZ

Diyanet İşleri Başkanı'nın 10 Kasım'da resimleri servis edilen Fesli Kadir ziyareti sıradan bir mesaj değildi.

Çünkü bu adam sıradan biri değil. Kutsal dinimizi kullanarak, dinimize en büyük hizmeti yapan devlet adamlarının başında gelen Atatürk’e ve Cumhuriyetimizin temel değerlerine saldırılarıyla tanınan bir cibilliyetsiz.

İstiklal Harbimizde "Keşke Yunan galip gelseydi” diyebilecek kadar Atatürk ve Türk düşmanı…

Türkiye Cumhuriyeti devletimizin kurucusu Atatürk’e nefretini “10 Kasım'da saat 9.05’de kenefe gidin” diye açıklayan bir terbiyesiz…

"30 Ağustos zafer değil, yenilgidir… Mustafa Kemal’in verdiği zararı Yunan vermezdi” diyen bir meczup…

"Atatürk'ü sevenler ahmak ya da sahtekârdır" diyen bir edepsizdi…

Atatürk, “İslamiyet’in doğru anlaşılmasına, doğru bilinmesine ve kutsal dinimizin din bilgisi olmayanların veya istismarcıların elinde zarar görmemesine özen gösteren” bir liderdi Diyanet İşleri Başkanlığını bunun için kurmuştu.

24 Temmuz Atatürk’ün en büyük siyasi başarılarından olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan Antlaşmasının yıldönümü idi.

Fesli Kadir yaşadığı sürece siyasal İslamcı kesime “Lozan hezimettir” diye telkin etti.

Böyle bir günde kendi kurduğu Diyanet’in Başkanı dâhil bir kesimin, Atatürk’ü şükran ve minnetle anması gerekirken, lanet okuması tesadüf değil.

****

Ayasofya’nın Cami statüsüne dönmesi bütün partilerin desteğiyle oldu. Buna rağmen böyle sevinçli bir günün bile milleti ayrıştırma, Atatürk’e hakaret etme, marjinal dini grupları cesaretlendirme, milletimize karşı bir meydan okuma aracı olarak kullanılması çok acı.

Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün sözü ile bitirelim:

“Atatürk’e saldırmak daha kaliteli bir dindar olduğunuz değil, daha kaliteli bir şerefsiz olduğunuz anlamına gelir.”