IMG-LOGO
Güncel

Nereden, Nereye? (1974’ten, 2020’ye Kıbrıs)

17 07 2020

O sabah Kıbrıs’ta yaşanan tarihsel olayların akışına nokta koyacak bir harekâtın yapılabileceğini hiç kimse bilmiyordu!

    20 Temmuz 1974’ün ilk saatlerini yaşıyordu ada…

     Bir tatil gününün rehaveti adayı saran cehennemi sıcaklıkla birleşmiş; sakin, sessiz bir güne uyanmıştı ada halkı…

    Sanki hiçbir şey yaşanmıyorcasına, sanki ada Türkleri bir ölüm çemberine alınmamışçasına, sanki adalı Rumlar ellerinde silah, yakaladıkları Türkleri katletmiyorlarcasına her yer sessizdi.

    Sanki yaşamın izi dahi yoktu adada!

    Ya karşı kıyıda neler oluyordu?

    Hani Rumların, yıllardır adalı Türklerle, ‘’Bekledim de gelmedin. Bu Kaçıncı Bahar’’ diye alay ettikleri ana vatanlarında, Türkiye’de neler oluyordu?

    Türkiye adada yaşanan katliamlara daha fazla kayıtsız kalmamış, ata yadigârı Kıbrıs adasında yaşayan soydaşlarımızı Rum mezaliminden kurtarmaya karar vermişti.

    Daha önceki kararlar gibi bu kararında uygulanmayacağına inanan dünya devleri dahi o sabah adaya hareket eden Mehmetçiğin Kıbrıs semalarında göründüğünü, Girne kıyılarına çıktığını işte o saatlerde öğreniyor; çok acil, çok önemli koduyla dünya kamuoyuna duyurmak zorunda kalıyordu!

    Evet, Mehmetçik nihayet adaya ayak basmış, Kıbrıs Türk’ü özgürlüğe giden yola ilk adımını atmıştı…

    Her şey öylesine çabuk, böylesine zor bir ada harekâtı öylesine başarıyla gelişmişti ki, Rumların asla geçilmez dedikleri Beşparmak dağları, daha ilk günden geçilmiş. Girne’ye girilmiş, iki gün içinde Boğaz-Gönyeli-Lefkoşa üçgeninde sıkışıp kalan Kıbrıs Türk Halkı Mehmetçikle kucaklaşmıştı bile…

   Sonrasında ikinci harekât, Mağosa-Güzelyurt-Yeşilırmak ve bugün Türk tarafının yaşadığı tüm topraklar adanın gerçek sahipleriyle buluşuvermişti.

    Kıbrıs Türk’ünün yıllar boyunca vermiş olduğu o muhteşem direniş mutlu sonla bitmiş; anavatan Türkiye sayesinde özgürce yaşama kavuşmuşlardı.

    Adanın kuzeyinde 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983’te KKTC Devleti kuruldu…

   Bir zamanlar, göçmenliğin zor şartlarıyla Hamitköy ovasında çadırlarda yaşayan! Bir yerden, bir yere gitmek için Rumlardan izin almak zorunda olan, değil evi barkı, sürecek tarlası dahi kalmayan Kıbrıs Türk’ü; artık kendi devletinde yaşamanın, 1963 öncesinde kaybettiği mal, arazi, ev varlığına yeniden sahip olmanın zenginliğini yaşıyordu…

   Yıllar, yılları kovaladı…

   Adanın güneyinde yaşayan Rumlar, yasal hükümet olarak tanınmanın gücünü, AB’ye üye olmanın avantajını her platformda kullandı.

     Ancak adanın kuzeyinde Kıbrıs Türk’ünün yaşadıkları, adalı Rumlarla gelişen ilişkilerin izdüşümü adanın kuzeyini öylesine etkiledi, bu etkileşim öylesine büyük oldu ki!

      KKTC devleti 2004’te neredeyse Annan planı ile tarih oluyor, Türkiye AB’ye üye olabilmek adına Kıbrıs Milli Davamızdan bazı tavizler vermenin zamanı geldi diyordu!

     Gün geldi, Kıbrıs Milli Davamızın lideri KKTC devletinin kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Denktaş dahi, aktif siyaset hayatına veda etmek zorunda kaldı…

     Gün geldi, Annan Planı öncesinde Kıbrıs konusunu Anadolu insanımıza anlatmak adına Türkiye’de konuşmalar yapan Denktaş’a; ‘’Siyaset yapacaksan ülkende yap. Git davanı kendi ülkende anlat’’ dendi!

    Gün geldi, Türkler Rumlarla iç, içe yaşamalıdır diyenler KKTC’de iktidara geldi.

    Gün geldi, verilen şehitler pahasına Kıbrıs Türk’ünün kazandığı egemenlik hakkı için; ‘’Egemenlik, uğruna ölünecek leyla’’ değildir, diyebilen bir siyasetçi KKTC’de Cumhurbaşkanlığı makamına geldi!

    Gün geldi adalı Türkler, oraya gelip de yerleşen Türkiyelilere bambaşka gözlerle bakar oldu! Rumlar bu farklı bakışları kullandı, 1974 sonrası adaya gelenlere ‘’Yerleşikler’’ adını koydu!

     Her müzakere döneminde ‘yerleşikler’ adayı terk etmelidirler, hele ki, Türk askeri adayı terk etmediği sürece, Türklerle anlaşma asla olmayacak dendi…

   1968’den beri süregelen müzakerelerden bugüne değin hiçbir sonuç çıkmadı! Bundan sonra da çıkacağı yoktur.

   Çünkü Rum tarafının bu müzakere sürecinden beklediği hiçbir şey yoktur! Onlar zaten adanın yasal hükümeti olarak tanınıyor, AB üyesi olmanın tüm avantajlarını da kullanmaya devam ediyorlar.

    46 yıl sonra bugün adanın değişen yapısına, yerleşimlerin paylaşımına, adalı Türklerle, adalı Rumların yaşam şartlarına bakıldığında; her iki halk da mevcut koşullara alışmış, Kıbrıs adasının bugünkü yapısını benimsemiş durumdadır.

     Her iki tarafın anavatanları, Türkiye ve Yunanistan Kıbrıs’taki soydaşlarına yardım etmeye devam etmektedir. Rum tarafının diğer bir avantajı da AB üyeliğidir. Çünkü buradan gelen milyonlarca avro onların kasasına girmektedir.

      Aslında adadaki yaşam rahat bırakılsa, taraflar bu süreci belki de daha iyi yönetecek, belli bir süre sonra da mevcut durum karşılıklı özverilerle sona erecek, yasal anlaşmayla kabul görecektir.

      Kıbrıs adası; Akdeniz ve ada çevresindeki zengin enerji kaynakları başta ABD olmak üzere, hem çevre ülkelerinin, hem de AB ülkelerinin iştahını kabartmakta; bu adanın stratejik konumunun avantajlarını, enerji kaynaklarının zenginliklerini ne Türklere, ne de Rumlara bırakmak istememektedirler!

      Rum tarafı da bu iştah kabartan avantajları kullanarak emperyalist ülkelerle paylaşım anlaşmaları imzalamış; bu anlaşmalarla hem Türkiye’yi, hem de ada Türklerini Kıbrıs ve Akdeniz’den dışlamanın sinsi planlarını yapmaktadır!

     1974’ten, 2020’ye Kıbrıs konusunun özetle gelişimi budur.

     Tüm yaşananlara rağmen ne Türkiye, ne de Kıbrıs Türk’ü adadaki yasal ve tarihsel yaşam haklarından asla vazgeçmeyecektir. Kıbrıs Türk Halkının ata yadigârı ada topraklarındaki geleceği aydınlık, yarınları daha güzel olacaktır.

    Çünkü Türkiye Kıbrıs Türk Halkının her zaman yanında olma kararlılığındadır.

    Çünkü adalı Türkler KKTC devletinin kuruluşu öncesinde yaşadıkları acıları unutmuş değildir.

    Çünkü Kıbrıs Türk Halkı adada yaşayabilmek, devletinin kalıcı olabilmesi için daha çok çalışmaktadır.

    Çünkü Kıbrıs Türk Gençliği vatan topraklarının aydınlık geleceğine sahip çıkmanın bilincindedir.

    (20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekâtının 46’ncı yıl dönümünü kutluyor, bu uğurda hayatlarını seve, seve feda eden Şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, mücadelede yer alan Devlet büyüklerimizi minnetle yâd ediyor, Mücahit Gazi ve Gazi arkadaşlarımı sevgiyle selamlıyorum.)