IMG-LOGO
Güncel

Dragon (Ejderha)

03 07 2020

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra iki süper güç olarak ortaya çıkan Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Devleti arasındaki uzay yarışı 4 Ekim 1957’de “Sputnik-1” isimli uydunun Ruslar tarafından uzaya fırlatılması ile başlamıştı. 3 Kasım 1957’de uzaya çıkan ilk canlı olan “Laika” isimli köpeği taşıyan “Sputnik-2” uydusunun fırlatılmasına, ABD’nin cevabı 1 Şubat 1958’de uzaya fırlatılan “Explorer-1” isimli uydu ile olmuştu. ABD’nin Rusya’ya karşı yaptığı ikinci atak, 17 Mart 1958’de fırlatılan, güneş enerjisinden elektrik üretmek için hazırlanan güneş panellerinin ilk kez kullanıldığı “Vanguard-1” isimli uydu ile oldu. “Vanguard-1” uydusu halen dünya yörüngesinde olup, yörüngedeki en eski uydudur. 15 Mayıs 1958’te “Sputnik-3” isimli uyduyu yörüngeye gönderen Rusya’nın asıl hamlesi ise 12 Nisan 1961’de ilk insanlı uçuş denemesi oldu. Yuri Gagarin, “Vostok-1” isimli uzay aracı ile 108 dakikada Dünya’nın çevresinde tam bir tur attı. 5 Mayıs 1961’de bu sefer ABD “Mercury RedStone-3” roketi ile 15 dakika 28 sn sürecek ilk insanlı uçuşunu gerçekleştirerek Ruslar’ın bu hamlesine cevap verdi.

 

Yaklaşık 60 yıldır, iki süper gücün önderliğinde devam eden uzay yarışı, insan hayatını kolaylaştıran birçok yeniliğin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Cep telefonlarımızda kullandığımız navigasyon uygulamaları, meteorolojik tahminlerdeki tutarlılık ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, buzullardaki erime miktarları, depremlerden sonra milimetre düzeyindeki yer hareketlerinin belirlenmesi, ormanlarda meydana gelen tahribatların izlenmesi, deniz seviyelerindeki değişimlerin izlenmesi, insan yapısı nesnelerin izlenmesi gibi birçok yenilik uzay yarışının bir sonucu olarak, belki de çok da amaçlanmadan karşımıza çıktı.

 

Günümüze kadar birçok ülkenin yer aldığı bu yarışa, 1970’li yıllarda uzaya ilk uydularını ve 2003 yılının Ekim ayında ilk “Taykonot” unu gönderen Çin’in hızlı bir şekilde dâhil olduğunu olduğuna tanık olduk. Çin’in Dünya yörüngesine 2022’de faaliyete geçecek olan Uluslararası Uzay İstasyonu benzeri bir uzay istasyonunu kuruyor olması, Ay’ın karanlık yüzüne bir kâşif indirip buradan bilgi toplaması, Temmuz-2020’de Mars gezegenine bir kâşif gönderme planlarına bakıldığında, ABD ve Rusya’nın uzay çalışmalarında 60 yılda aldıkları yolu, sadece 20 yıl gibi bir sürede alması, ABD’ye ticaret ve teknoloji (özellikle yapay zekâ) alanlarından sonra uzay yarışında da çok önemli ve ciddiye alınması bir rakiple karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

 

Bu yarışta yer alan Dragon, uzay tarihinde ilk kez bir devlet dışında, bir özel şirket tarafından geliştirilen ve yörüngeye astronot taşıyan ilk uzay aracı olma özelliği taşımaktadır. Amerikan SpaceX firması tarafından geliştirilen uzay aracı, ilk test uçuşunu 8 Aralık 2010 tarihinde gerçekleştirdi. 22 Mayıs 2012’deki ikinci test uçuşunda Uluslararası Uzay İstasyonuna başarılı bir şekilde kargo taşımış ve ilk insanlı uçuşunu ise 30 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirmişti. Ancak uzay aracının ismine bakıldığında, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) bugüne kadar kullandığı insanlı uzay araçlarına verdiği, tarihteki önemli kâşiflerin (James Cook, Henry Hudson, vb.) gemilerinin isimlerinden farklı bir isme sahip olduğunu görürüz; Dragon (Ejderha), Çin mitolojisine göre güç ve kudretin simgesi. SpaceX şirketinin sahibi Elon Musk 2012 yılında, uzay aracının isminin neden Dragon olarak seçildiği sorusuna yaptığı açıklamada, ticari insanlı uzay uçuşunu projesini yapılması imkânsız olarak görenlere karşı, “Puff, the Magic Dragon” isimli eserde, Dragon’un (Ejderha) arkadaşı Jackie Paper ile olan hikâyesine atıf yaparak, ismin buradan esinlenilerek verildiğini söylemişti. Ancak burada uzay aracının isminin yanı sıra ilginç olan bir başka detay daha göze çarpıyor. Dragon ile Uluslararası Uzay İstasyonu’nun kenetlenmesi, Çin-Moğolistan sınırının 405 km üzerinde gerçekleşmişti. Kenetlenmenin olduğu noktanın rastlantısal olmadığı, belirli miktarda hata payı içeren hassas ve detaylı hesaplamalardan sonra belirlenmiş olduğuna da dikkate alıp yeniden uzay aracının ismine gelecek olursak; SpaceX şirketinin, Çin mitolojisinin önemli bir simgesi olan Dragon ile uzay yarışında gücün ve kudretin ABD’ye ait olduğuna dair bir mesaj vermek istediği de akla gelmektedir.

 

Dragon’un uzay yarışına getirdiği bir diğer boyut ise, artık bu yarışta sadece devletlerin değil, özel şirketlerin de yer alması oldu. NASA’nın uzaya gönderdiği her astronot için Rusya’ya koltuk başına ödediği 90 milyon dolarlık rakama karşı, SpaceX şirketine 80 milyon dolar, Boeing şirketine ise 90 milyon dolar ödediği düşünüldüğünde, ayrıca SpaceX ve Boeing firmalarının ayrıca turistik uzay uçuşları için koltuk başına 20 milyon dolardan başlayan fiyatlar talep etmesi ve olası kârlılık durumları, özel şirketler için uzay yarışında yer almanın ekonomik cazibesini ön plana çıkarmaktadır. Bu durumun uzay yarışında kullanılan teknolojinin devletlerin elinden sıyrılıp özel sektör tarafından geliştirilmesine, geliştirilen yeni teknolojilerin insanlığının kullanımına daha çabuk sunulmasına katkı sağlayacağı da aşikârdır. Şimdi merak edilen ABD’nin atmış olduğu bu adıma karşı Çin’den cevap verebilecek bir teknoloji şirketinin çıkıp çıkmayacağıdır. Düşünmeye değer bir diğer soru ise uzay yarışını başlatan Rusya’nın, her ne kadar Çin ile iyi ilişkileri olsa da, Çin’in bu başarısından hoşnut olup olmadığıdır.

Sağlıcakla kalınız…