IMG-LOGO
Güncel

Türkiye Erdoğan’dan Daha Değerlidir

01 07 2020

Değerli büyüğüm Av. Ruhittin Sönmez’in 29 Haziran günü yayınlanan “Devlet mi Önemli, Devlet Başkanı mı?” adlı yazısını (1) hem pişmanlık hem de hafiften kıskançlıkla okudum. Çünkü ben de epeydir bu konuyu yazmayı tasarlıyordum ancak kısmen yoğunluktan kısmen (kendimce) farklı önceliklerden kısmen de tembellikten yazmaya fırsat bulamamıştım. Şimdi, Ruhittin Bey’in araladığı o kapıdan geçerek meramımızı ifade edelim.

 

            En başta şunu belirteyim, benim Erdoğan’ın ne şahsıyla ne de dünya görüşüyle hiçbir problemim yok. Hatta Erdoğan’ı diğer siyasetçilere göre daha sempatik ve daha muhabbet edilebilir biri olarak gördüğümü itiraf etmeliyim. Dünya görüşü olarak da birbirimize uzak kişiler değiliz. Ancak Erdoğan ülkeyi çok kötü yönetiyor, öyle kötü yönetiyor ki Türkiye ve Türk halkı bugün hak ettiği konumdan çok çok gerilerde ve bunun da müsebbibi Sayın Erdoğan’dan başkası değil. Benim Erdoğan’a muhalefetimin yegâne sebebi de budur.

 

            Dünyanın her ülkesinde ülkeyi yönetenlerle yönetilenlerin menfaatleri daima çatışır. Birinin lehine olan diğerinin aleyhinedir. Aynı realite Türkiye için de geçerli. Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaatine, lehine olan şeyler Erdoğan’ın aleyhine; Erdoğan’ın lehine olan şeyler ise Türkiye’nin aleyhinedir. Örneğin yargının siyasi iktidarın tahakkümünde olması Erdoğan’ın lehine Türkiye’nin aleyhinedir. Medyanın siyasi iktidarın güdümünde olması Erdoğan’ın lehine Türkiye’nin aleyhinedir. Ne başkanlık sistemi ne de aslında sistem bile olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Erdoğan’ın lehine Türkiye’nin aleyhinedir. Türkiye ve Türk milleti bugün öyle bir noktaya gelmiştir ki kendi menfaatleriyle Erdoğan arasında bir tercih yapmak zorundadır.

 

            Erdoğan’ın iktidarda bulunduğu 18 yıl boyunca bu ülkeye ne kattığı tartışılır. Ancak ülkenin Erdoğan’a kattıkları gün gibi ortadadır. Bu katkının içeriğine burada girmeyeceğim bile. Erdoğan’ın Türkiye’ye verdikleriyle Türkiye’nin Erdoğan’a verdiklerini bir terazide tartmaya kalktığımızda, terazinin kefelerinin asla dengede kalmayacağını söylemeye gerek bile yok. Türkiye Erdoğan’a kendisinin hayal bile edemeyeceği devasa bir servet ve saltanat verdi. Erdoğan ise Türkiye’ye kötü bir eğitim sistemi, kötü bir yargı sistemi, gitgide daha çok bozulan ekonomi, vatandaşa hizmet etmekten uzaklaşan bir bürokrasi, partili olmayanların hizmet alamadığı hatta son zamanlarda partililerin bile hizmet alabilmekten uzak kaldığı bir devlet anlayışı getirdi.

 

            Erdoğan, Türkiye’nin kendisine verdiklerini yeterli görmüyor olacak ki Türkiye’nin kendisinin tapulu malı olduğunu düşünüyor ve kendisinden başka hiç kimsenin seçim kazanmaya hakkı olmadığını açık veya örtülü olarak ifade ediyor. Muhalif en ufak bir sese tahammül edemeyerek bunu ifade ediyor, medyada muhalefete yer verdirmeyerek ifade ediyor, seçim kanunlarını gönlüne göre değiştirerek ifade ediyor, baroları bölme girişiminde bulunarak ifade ediyor, son olarak sosyal medyayı tamamen kapatacağını açıklayarak ifade ediyor.

 

            Muhalefet partileri sosyal medyada ciddi bir propaganda gücüne sahip olmasalardı, Cüneyt Özdemir’in YouTube’da Ali Babacan’la canlı yayında yaptığı röportaj rekor sayılabilecek şekilde 3 milyona yakın kişi tarafından izlenmemiş olsaydı, Erdoğan’ın YouTube’da yaptığı canlı yayına yüzbinlerce “Dislike” atılmamış olsaydı Erdoğan sosyal medyadan asla rahatsızlık duymazdı. Ancak görünen o ki taht sallanıyor, koltuk elden gidiyor ve Erdoğan iktidarını korumak için gerekirse bütün ülkeyi, bütün milleti ateşe atmaya hazır bir görüntü çiziyor.

            Hâlbuki seçim kazanmak, iktidar olmak sadece Erdoğan’a ait bir hak değil. Bu ülkenin vatandaşı olan herkes seçim kazanabilir ve iktidar olabilir. Bu ülkenin vatandaşı olan herkes ülkeyi yönetmeye talip olabilir. Bu ülkenin vatandaşı olan herkes Erdoğan’ı sandıkta devirebilir.

 

            Seçim kazanmak ve iktidar olmak bu ülkenin bir vatandaşı olduğu için elbette Erdoğan’ın da en tabii hakkıdır. Ancak 18 yıl sonra gelinen noktada, yaptığı bunca yanlışın ardından Erdoğan sandıkta kaybetmelidir. Ve öyle bir kaybetmelidir ki, kazanan diğerlerine ibret olmalı ve yeni kazananlar Erdoğan’ın yaptığı yanlışları yapmayı akıllarından bile geçirmemeli, milletin sandıkta nasıl bir fatura kestiğini görmelidirler.

 

            Türkiye çok değerli bir ülke. Türkiye ve her bir Türk vatandaşı Erdoğan’dan da daha değerli, ittifak ortağı Bahçeli’den de daha değerli, Kılıçdaroğlu’ndan da daha değerli, Akşener’den de daha değerli, hülasa bütün siyasetçilerden çok daha değerlidir. O nedenle ben ülkemi Erdoğan’dan da Bahçeli’den de diğer siyasetçilerden de daha çok seviyorum. Erdoğan, hiçbir katkı sağlamadığı Türkiye’yi sırf kendi iktidarını korumak için kurban etmeye çoktan hazır. Ancak ben Erdoğan’ın kişisel menfaati uğruna ülkemi kurban edemem.

 

            Tekraren belirteceğim üzere, bugün Erdoğan’ın menfaatleri ile Türkiye’nin menfaatleri çatışmaktadır. Bu ülkenin vatandaşı olan herkes Türkiye ile Erdoğan arasında bir tercih yapmak zorundadır. Ben tercihimi Türkiye’den yana yaptım. Umarım bütün vatandaşlarımız tercihlerini Türkiye’den yana kullanırlar. Aksi halde –Allah korusun- bundan sonra tercih hakkına sahip olduğumuz bir Türkiye bulamayabiliriz.