IMG-LOGO
Güncel

İngiltere’den Tespitler (2)

01 July 2020

     Bir önceki yazımda, Hollanda ve İngiltere’deki yaygın bisiklet hırsızlığından bahsetmiştim.

     İşte Batı’nın maneviyat ve inançtan yoksun ve mahrum insanlarının, bütün sosyal ihtimam ve gösterilen özene rağmen, Avrupa’nın tüm cilalı ve zahirî görüntüsünün altında yatan gerçek bu! Nitekim bir yakınım da, külüstür bir bisikleti olduğu halde çaldırmıştı!

     AB’ye aşırı iştiyak duyan ve iflah olmaz istek içinde kıvrananların; düşünmesi gereken, ince noktalardır bunlar. Anlayana sivrisinek saz.

     TRT - I İzmir stüdyolarından halka seslenen sanatçımız Hollanda’yı anlatırken, Hollanda’nın bir Lâle cenneti olduğundan da bahsetti.

     İngiltere’deki şehirler de Lâle sevgisiyle hemhâl olmuş. Lâleye düşkünlükleri had safhada. Yol kavşaklarında, yol kenarlarında, kendi bahçelerinde, özellikle parklarda; her çeşidi, her rengiyle dikkatimizi çekiyor. Gözümüzü üstünden alamaz oluyoruz.

     İşte bu yüzden sanatçımız, Hollanda’dan dem vururken; bizler, hemen buradaki lâleleri düşünüyor ve sormadan edemiyorum:  ”Neyin nesi bu Lâleler?” Derken sanatçı hanım şu yorumu yapıyordu:

     “Osmanlı Lâlesini ya çalmışlar, ya hediye olarak getirmişler. Hollanda’yı Lâle cennetine çevirmişler.” Oradan da Lâle sevgisi Avrupa ve İngiltere’yi sarmış olsa gerek.

     Hollanda hakkında işittiklerim ve Cambridge’de gördüğüm renk renk, çeşit çeşit Lâle öbekleri; bu Lâle sevgisinin altında yatan, itici gücün ne olduğunu düşündürdü ve şu tespiti hatırlattı bana:

     “Taharri-i hakikat, muhabbet iledir.” Yani hakikati aramanın altında, hakikati bizzat sevmek yatıyor.

     İşte diyorum, İngilizlerin Lâle sevgisi, İngiltere’yi “”Lâlezâr” yapmaya yetmiş. Köyüne, kentine bu Lâle sevgisini işlemiş.

     Bu da gösteriyor ki: Dünyanın neresine gitsek, Osmanlıyı hatırlatacak bir şeylerle karşılaşmak mümkün.

     “Bana her şey seni hatırlatıyor.” mısraı aklıma geliyor hemen.

     Osmanlı Devleti’ni her zaman olduğu gibi:

 

          Yine muhabbet ve minnetle anıyorum tüm kalbimle;

          Dünyanın neresinde, hattâ yâd ellerde olsam bile.

 

     Cambridge’de emlâk işleri çok düzenli. Ev sahipleri; satılacak veya kiraya verilecek evlerini, emlâkçıya bildiriyorlar.

     Evi alacak veya kiralayacak olan kimseler; ancak emlakçıya başvurmak zorundalar.

     Kiralık bir evin rast gele kapısına dayanıp, evi görmek istiyorum diyemezsiniz! Zaten emlâkçı, içinde oturanlardan randevu almadan asla, kimseyi eve götürmez. Görecek kimseyi de göndermez.

     Kaldı ki habersiz gittiğiniz takdirde eve kabul edilmezsiniz. Tabii bu davranışta, insanların birbirine itimat edemeyişin de rolü var. Can, mal ve ırz endişesinin de şüphesiz bunda payı var.

     Kiraladığınız takdirde muhatap, her zaman emlakçı oluyor. Emlakçı ev sahibinin vekili durumunda. Her konuda mal sahibine vekâlet ediyor. Kirayla da o meşgul olup uğraşıyor.

     Altı ayda bir emlakçı eve geliyor. Evi inceden inceye kontrol ediyor. Evi teslim ettiği gibi bulamazsa, hemen kiracıdan gerekeni yapması isteniyor. Meselâ taban halıları mı kirlenmiş; hemen halı yıkama makinesiyle temizlenmesini talep ediyor.

     Meselâ badanasında veya duvar boyalarında kirlenme mi var, hemen giderilmesini istiyor.

     Bozulan bir şey, tabii bir durumsa; ev sahibi adına emlakçı tamir ettiriyor. Şayet kiracının sebep olduğu bir bozukluk zuhur ederse; kiracıdan hemen bozukluğun giderilmesi isteniyor.

     Bu durumlar emlakçı tarafından ev sahibine periyodik / düzenli ve daimî şekilde rapor ediliyor.

     Sözleşme bitiminden altı ay kadar önce kiracıya soruluyor. “Tamam mı devam mı?” diye. Yani “Oturmaya devam mı edeceksin? Yoksa evi boşaltacak mısın?”

     Keza / şayet ev satılacaksa; bu durumdan kiracı, aylarca evvel haberdar ediliyor.

     Böylece ev sahibi, kiracı sürtüşmelerine mahal kalmıyor. Ne kiracının ne de ev sahibinin başı ağrıyor.

     Emlakçılar da geçimlerini sadece satışlardan gelecek paraya bel bağlamamış oluyor. Bu hizmetlerinden ötürü, düzenli bir gelire sahip bulunuyorlar.

     Emlakçı vitrin ve camekânlarının satılık veya kiralık evlerin renkli resimleriyle donatılmış olması da dikkatimi çeken ayrı bir husus.

     Böylece önceden bir fikir sahibi olan alıcı veya kiracılar; boş yere emlakçıyı meşgul etmemiş oluyor. Kendileri de reddedecekleri ev yüzünden vakitlerini beyhude yere harcamamış bulunuyorlar.

     Türkiye’deki emlakçılar da böyle olsa. Hem emlakçı kazanır, hem alıcı veya kiracı çok daha rahat eder diye düşündürdü beni, bütün bu tespitlerim.