IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Kur’ân-ı Kerîm apaçık delillerle Allah Teâlâ’nın varlığını ve birliğini ortaya koyar. Müslümanların mukaddes kitabıdır. Düşünebilen bir varlık olan insanı, gerek kendisi gerekse etrafındaki engin kâinat hakkında düşünmeye, buradan hareketle de herkesin ve her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah’a inanmaya çağırır.

Kur’ân-ı Kerîm, İlahî bir kitap olarak her seviyedeki insana hitap etme özelliğine sâhiptir. Ayrıca cihanşümul oluşu sâyesinde zaman üstü ve eskimeyen bir dil ve üslûp güzelliği; ırk, ülke ve sınır tanımayan bir kuşatıcılık vasfını bünyesinde taşımaktadır.

Dünya ve âhiret hayatında bütün insanlığın saâdete erişmesi için gerekli esasları ihtiva etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm insanı değerlendirirken onu, fert, aile ve toplum; itikat, ibâdet ve ahlâk; dünyevî, uhrevî ve derûnî hayat olmak üzere bütün yönleriyle kuşatır, onun her türlü ihtiyacına cevap verir.

İslâm dini, varlığını ve hayatiyetini Kur’ân’dan alır. Bu sebeple Müslümanlar, hayatlarının her bölümünde; inanç ve düşünce sâhasında olduğu gibi, beşerî ve ahlakî ilişkilerinde de tâkip edecekleri yolu Kur’ân-ı Kerîm’e dayandırmak mecbûriyetindedirler.

Kur’ân-ı Kerîm, Semâvî-İlâhî kitapların dördüncüsü ve sonuncusudur. (Dîğer üçü: Tevrat, Zebur, İncil) Allah tarafından Cebrâil isimli büyük melek vâsıtasıyla ve vahiy* yoluyla Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâma 22 sene 2 ay 22 günlük zaman içerisinde aralıklı olarak ve bölüm bölüm ve Arapça diliyle indirilmiştir. İçine, Hz. Peygamber dâhil hiçbir insan sözü karışmamıştır. Peygamber-i Ekber’e indirildiği ve O’nun ilk Müslümanlara bildirdiği aslî şekli ile her hangi bir bozulmaya, değişmeye uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. İslâm’ın temel ibâdetlerinden ve beş şartından biri olan namaz kılınırken, aslî şekli ile kıraati, okunması namazın şartlarından olduğu gibi, namaz dışında okunması ve dinlenmesi de ibâdet hükmündedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in özel bölümlerine sûre denir ki 114 tânedir. Her sûrenin (o sûrede geçen özel isim veyâ başka tâbirlerden alınmış) bir ismi vardır. Sûrelerin ibâre, cümle, kelime veyâ daha uzun ifâdeler şeklindeki bölümlerine de ‘âyet’ denir. Âyet; işâret, Allah tarafından verilmiş nişan (tanınma alâmeti), Allah’ın varlık, irâde ve işlerinin belirtisi (nişânesi) demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de 6.000 (altı bin) kusur âyet vardır. Kolay hatırlanabilir ve tekrarlanabilir bir rakam olarak 6666 olarak da ifâde edilir.  Farklı âyet sayısı söylenmesi, sayma metodu ile ilgilidir. Hangi sayı verilirse verilsin, hepsinin ifâde ettiği gerçek birdir. Yalnız, bâzı ibâre ve cümleleri ayrı veyâ bir âyet saymağa, sûrelerin başındaki besmeleleri ayrı ayrı sayıma dâhil edip etmemeğe göre söylenen sayılar değişmektedir.

Bâzı âyetlerin de sûreler gibi kendilerine mahsus isimleri vardır: Âyetü’l Kürsî (Bakara Sûresi, 255. Âyet) gibi.

Kur’ân sûre ve âyetleri vahiyler hâlinde geldikçe, önce Hz. Peygamber, sonra da sahâbeler tarafından sağlam bir şekilde ezberleniyordu. Aynı zamanda da, vahiy kâtipleri denilen, okuryazar sahâbîler tarafından ince taşlar, kürek kemikleri, hurma dalları, deriler v.b. yazmaya müsâit düz satıhlar üzerine yazılıyordu. Hz. Peygamber’in sağlığında henüz vahiy tamamlanmadığı için, bizzat O’nun öğreticiliği ve kontrolü altında pek çok hâfız yetiştiği için; âyetler iniş sırasına göre değil, Hz. Peygamber’in işâret ettiği sıraya göre sûrelere yerleştirildiği ve bu sebeple de vahyin tamamlanmasını beklemek gerektiği için Kur’ân’ın kitap hâlinde düzenlenmesi imkânsızdı ve bunda bir mahzur da yoktu. Fakat vahiy tamamlanıp, Hz. Peygamber de ebediyete göçtükten sonra bir araya toplanıp kitap hâline getirildi.  

Çok titiz çalışmalarla hazırlanan bu kitap çoğaltılarak bir tânesi İslâm Devleti’nin başşehri Medine’de muhafaza altına alındı, diğerleri birer adet olmak üzere Mekke, Küfe, Basra ve Şam’a gönderildi. Bunlara uymayan mushaflarm yakılması emredildi ve bu metinlere uymayan okuyuşlar da yasaklandı.

Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona kadar okuyup bitirmeğe ‘hatim’ denir. Dilimizde ‘hatim indirmek’ şeklinde kullanılır. Peygamberimizin mühim sünnetlerindendir. Peygamber-i Ekber, her ramazan ayında, o güne kadar gelmiş olan sûre ve âyetleri Cebrâil aleyhisselâma baştan sona okur; Cebrâil de O’na tekrâr ederdi. Sahâbîler de bu olaya şâhid olurlardı. Peygamberimizin vefâtmdan önceki ramazanda bu işlem iki defa tekrarlanmış, yâni Kur’ân-ı Kerîm iki defa hatm ve mukabele edilmişti. Bir kişinin Kur’ân’ı ezberden (ki böyle okuyanlara hâfız denir) veyâ kitaptan yüksek sesle okuması, onu dinleyen topluluğun da sessizce kitaptan okuyarak veyâ hâfız olanların zihinlerinden geçirerek tâkib etmesine mukabele denir; kısaca Kur’ân’ın karşılıklı okunmasıdır.

Kur’ân’m açık ve tâne tâne ve acele etmeden, tecvîd* ve tilâvet* kaidelerine riâyet ederek ve mümkünse mânâsını anlayarak düşüne düşüne okunması ideal olan şekildir. İyi niyetle ve gücünün yettiği kadar, güç yetirebildiği şekilde okumak da makbûldür. Kur’ân-ı Kerîm tilâvetini bir menfaat ve geçim kapısı hâline getirmek, okunandan çok okuyana ve okuyuşa dikkatleri çekecek artistik tavır, edâ ve sedâlarda olmak samîmî mü’minleri inciten, hayrı ve sevâbı şüpheli bir durumdur.

Kur’ân-ı Kerîm, içinde şüphe bulunmayan, Allah’tan geldiğinde şüphe olmayan, îcâzı (söz kudreti) ile bir benzerini meydana getirmek husûsunda muarızlarına meydan okuyup onları acze düşüren; inananlara, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara doğru yolu gösteren, dünyâ ve âhiret saâdetinin aslî prensiplerini veren İlâhî kitaptır. Îman, ibâdet, muâmelât ve ahlâka dâir İslâm dîninin temel prensipleri, emir ve yasakları O’ndadır. Bu sebeple anlaşılması, tefekkür konusu yapılması, üzerinde derin derin düşünülmesi, ibret alınması ve bütün icaplarına riâyetle amel edilmesi, yânî Kur’ân hükümlerinin inananların hayâtına uygulanması Allah’ın emri ve Peygamber’in sünnetidir.

O’nun düşünüp ibret almak üzere indirilmiş feyz kaynağı bir kitap olduğu bizzat kendi metninde muhtelif âyetlerde ehemmiyetle vurgulanmıştır. Kur’ân’ın bütün dîğer sözlere üstünlüğünü ‘Cenâb-ı Hakk’ın bütün yaratıklara üstünlüğü gibidir’ şeklinde ifâde eden Hz. Peygamber’in de Kur’ân öğretiminin, Kur’ân’m anlaşılmasının ehemmiyetine; Kur’ân’ı öğrenip öğretenlerin üstün değerine dâir pek çok hadîs-i şerifleri vardır.

vahiy: Cenâb-ı Allah’ın peygamberlerine iletmek istediği mesajlarını doğrudan doğruya veya Cabrâil vâsıtasıyla bildirmesi.

 muhkem âyet: Mânâsı kolaylıkla anlaşılan, yoruma ihtiyaç göstermeyen, ne söylemek istediği bir bakışta anlaşılan âyetler için kullanılan bir tâbirdir.  

müteşâbih âyet: Mânâsı kolaylıkla anlaşılmayan, birçok mânâsı olma ihtimali bulunan, bunlardan doğru olan birinin bulunması için akıl yürütülmesine ihtiyaç olan âyetlerdir.  

tecvid: Kur’ân-ı Kerîm’i, yerine göre uzatarak, lâzım gelen yerde durmak, sesleri birbirine katmak veya kesme gibi özel kurallara riâyet ederek güzel okumak.

tilâvet: Kur’an-ı Kerîm’i bildirme ve duyurma maksadıyla okumak.

Faydalanılan kaynaklar:  

Heyet: Dinî Kavramlar Sözlüğü. Diyânet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara 2006.

Heyet: İslâm’a Giriş. Diyânet İşleri Başkanlığı Yayını. Ankara 2008.

Heyet: Yeni Türk Ansiklopedisi. Ötüken Neşriyat, İstanbul 1985.

Yusuf Ziya Yörükân: Müslamanlık. Kültür Bakanlığı Yayını. Ankara 1998.

 945

 

KUŞBAKIŞI

 

TÜRKÇENİN TADI VE ÂHENGİ:

Gazeteci Yazar Refik Hâlid Karay’ın, (1888-1965) değişik mecmua ve gazetelerde 1938-1965 yılları arasında yayınlanmış makalelerinin Tuncay Birkan tarafından derlenmesi suretiyle hazırlanan kitap, 13,5 X 19,5 santim ölçülerinde 704 sayfadır.

 

Eser; Giriş, Önsöz ve Sunuş başlıklı bölümler dışında 13 bölümden oluşuyor.

 

1-Dil Reformu Lehine, Arapçacılık Aleyhine. 2-Dil Reformunda İfrada Karşı ve Türk Dil Kurumu. 2-Tefride Karşı. 4-Dil ve Toplumla Alâkalı Değişim. 5-Gramer. 6-Üslûp Meseleleri. 7-Kelimeler Etrafında. 8-Kelimelerde Nüans İhtiyacı. 9-Kelimelerin Hatırlattığı Kelimeler. 10-Deyimler, Atasözleri, Bilmeceler ve Özlü Sözler. 11-İmlâ. 12-Telaffuz ve Hitâbet. 13-Eğitim ve Yabancı Diller.

 

Yazıların en eskisi 82, en yenisi 55 yıl önce yazılmasına rağmen hepsi bugün gündemde olan meselelerle alakalıdır. Evveliyatı da olmakla birlikte 1911 yılında Ali Cânip Yöntem ve Ömer Seyfettin’in Genç Kalemler Mecmuası’nda başlattığı ‘Dilde Sâdeleşme Hareketi’ ni temel kabul edersek, 109 yıldır, Türkçenin durumu ve geleceği hakkında yazıp konuşuluyor. Eli kalem tutan, salonlarda ve radyoda mikrofonlardan dinleyicilerine, televizyonlardan seyircilerine hitap etme imkânı bulan pek çok kişi, dil meselesinin çeşitli yönleri hakkında fikir beyan ediyor. Türk Dil Kurumu gibi anlı-şanlı bir teşkilat 12 Temmuz 1932’den bu yana 88 yıldır devlet imkânlarıyla faaliyette.  Temel vazifesi Türkçenin yabancı kelimeler tarafından işgalini önlemek, ihtiyaç hâlinde Türk dil bilgisi kaidelerine uygun kelimeler türetmek olan kurum, her iki sâhada da varlık gösterememiştir. Agresif, aktif, alarm, alternatif, ambulans, antik, aplikasyon, brifing, center, defans, deklarasyon, destinasyon,  detay, deterjan, dizayn, doküman, egzersiz, enternasyonal, enstalasyon, erozyon, favori, filtre, final, format, galeri, izolasyon, kabine, kombinasyon, komisyon, kompozisyon, korner, kuaför, lansman, legal, lider, lokasyon, market, medya, miting, operatör, operasyon, organizasyon, pasif, performans, prestij, radikal, segment, servis, spesiyal, sponsor, stant, star, süper, transfer, trend… gibi Türkçe karşılığı bulunan kelimeler dilimizde cirit atıyor…

 

Adıl, amaç, andaç, anı, anlak, aşama, aygıt, ayrıcalık, betimlemek, birey, birim, boyut,  çalıştay, çıkarsamak, değinmek, dışsatım, direngen, dize, doğaçlama, doğal, döngü, düş, düşsel, düzey, egemen, eleştiri, eleştirmen, engel, ergimek, eril, etik, etkinlik, evre, evrim, gereksinim, gizem, gizil, görece, görsel, güvence, içerik, içselleştirmek, ilbay, ilçebay, ilgeç, ilgi, ilginç, imge, indirgemek, işitsel, iye, iyelenmek, izdüşüm, izlemek, izlenim, kanıt, karşın, karşıt, kamusal, kestirim, konuk, konut, koşul, koşut,  kuram, nesnel, ruhsal, olanak, olasılık, oylum, ödün, önem, öngörmek, öykü, özgü, özgüç, örgüt, öznel, özümlemek, özveri, sakınca, salık, sarmal, sınaç, simgesel, sorunsal, soyut, sözel, tanık, tanım, tekdüze, tin, tinsel, tümce, uğraş, uyak, uyarı, yadsımak, yanıt, yapay, yapıt, yasal, yaşam, yeğleme, yönerge, yönetsel, yöneylem, yöresel, yüküm, yükümlülük, yüzey, zoralım… gibi Türk dil bilgisi kaidelerine aykırı olarak türetilen zibidi-zıpçıktı kelimler… Türkçemizin beynine kurşun sıkıyor, kalbine hançer saplıyor.

 

Acilen bir Türkçe Suçları Ceza Kanunu çıkarmamız gerek. Türkiye’de öyle bir kanun hazırlanıp yürürlüğe konulduğunda bu satırların yazarı dâhil, para cezâsına çarptırılmayacak kişi bulamazsınız. Doğrusu hiç de fena olmaz. Korona virüs tedbirleri sebebiyle perişan olan devlet bütçesi ayağa kaldırılır. Türk Dil Kurumu’nun muhterem idârecilerinin aklına böyle bir çâreyi düşünmek geliyor mu?

 

Refik Hâlid Karay, yazı hayatı süresince bu meselelere çözüm aramak için gayret göstermiş bir insan. Her cümlesini, her kelimesini düşüne düşüne, döne döne okumak lâzım.

 

İNKILAP KİTABEVİ:

Çobançeşme Mahallesi, Sanayi Caddesi, Altay Sokağı Nu: 8 Yenibosna 34196 İstanbul.

Telefon: 0.212-496 11 11 Belgegeçer: 0.212-496 11 12  www.inkilap.com   e-posta: posta@inkilap.com 

 

 

 

EMÂNETÇİ:

 

EmânetçiTania Carver tarafından yazılan Boğaç Erkan’in Türkçeye çevirdiği bir roman. Korkunç bir katilin hikâyesi… Hâmile kadınları öldüren ve karınlarındaki bebeği alarak problemli bir hayatın içinde var olmaya çalışan bir katili anlatıyor.

 

Romanda çift taraflı anlatıcının kullanılması okuyucu açısından farklı merak unsurlarını bir araya getiriyor. Katil ve katili araştıran bir ekibin aynı olaylar etrafında verdikleri farklı reaksiyonlar kurguyu çift taraflı ele alabilmeye imkân tanıyor.

 

Roman bir cinâyet sahnesi ile açılıyor, başarılı bir dedektif olan Philip Brennan'ın olayları açıklığa kavuşturmak için başvurduğu psikolojik açıklama ve okuyucu için alâka çekici olan sorgulama tekniklerinin teferruatlı bir şekilde anlatılmasına şâhit oluyoruz. dedektifin araştırma ekibine hâmile olan ve âşık olduğu Marina Esposito'da eklenince, sıradan bir polis-katil ilişkisinin iç içe geçmiş olaylarla ince ince işleniş farklılığını görüyoruz.

 

Umûmî olarak metni okumaya başladığımızda şekil ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir husus var: İngilizce roman tercümelerindeki en büyük sıkıntılardan biri, deyimlerin tam Türkçe karşılığının bulunmasında yaşanan zorluktur. Eğer tecrübesiz biri tarafından ve üstünkörü yapılmış bir tercüme ile karşı karşıya kalırsanız birkaç sayfa sonra romanın hâli hazırdaki akıcılığı ve tabiîliği yok olacağından kitabı elinizden bırakmanız an meselesidir. Ancak Boğaç Erkan'ın başarılı tercümesi ile ilk sayfadan itibâren içine girdiğiniz romanın sizinle kurduğu iletişim çevirideki başarıyla doğru orantılıdır. Diyalogların bol olduğu metinlerde romanı tâkip etmek ve olay akışından kopmamak okuyucuyu zorlayan etkenlerden bir tanesidir.

 

Romanda öğütler ve psikolojik tahminlere de yer verilmiş. Her ne kadar kurgu içerisinde bir nebze basite indirgenilmiş olsa da, bir katilin çocukluğundan bu yana yaşadığı sosyal ortamın, aile içi şiddetin ve hatta çocukların uğradığı tâciz vakalarının ilerideki hayatlarında sebep olduğu olumsuz şartların da bir tenkidi yapılıyor. Aşk hikâyesi, hayatla mücâdele, bir cinâyet serisinin çözümü ve şahısların iç dünyalarının gerçekçi bir anlatımla bir araya geldiği ‘Emânetçi’de gündelik hayattaki iç konuşmalarımızdan da örnekler sunuyor.

 

13.5 X 21 santim ölçülerindeki kitap 486 sayfadır.

 

DOĞAN KİTAP:

19 Mayıs Caddesi Nu: 1, Golden Plaza Nu:1 Kat:10 Şişli 34360 İstanbul. Telefon: 0.212-373 77 00

Belgegeçer: 0.212-355 83 16  www.dogankitap.com.tr  e-posta: satis@dogankitap.com.tr 

 

 

 

HAYAL OTEL(İ)

Nihan Erem’in yazdığı romanın kahramanları Feryal ile İsmet’in açılışını yaza yetiştirmeye çalıştıkları on iki odalı bir otel… Otelde her odanın bir adı var: Kaktüs, Ardıç, Begonvil, Kızılağaç, Şimşir, Lavanta, Menekşe, Funda, Çınar, Limon, Okaliptüs, Papatya. Feryal ile İsmet bu odalarda, bir gönül kırıklığıyla içine kapanmış, varlıkları yokluklarına karışmış, kıyıya vurmuş insanlara saâdeti tanıtmaya, tattırmaya çalışacaklar. (Not. Türk dil bilgisi kaidelerine aykırı olan otelin ismini değiştirdikten sonra… Bir de odalardan bâzılarının isimlerini tabiî ki… Gül, Karanfil ve benzeri yerli isimli odalarda kalmak isteyenlerin bulunmayacağı mı zannediliyor?

KISA KISA… / KISA KISA…

1-CENNET’E GÖTÜREN HAKİKATLER: Şükrü Yıldız / Demlik Yayınları

2- KUT VE TÖRE: Sait Başer / İrfan Yayımcılık.

3- ALPEREN: Ahmet Kabaklı. Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

4-TARİHİMİZDE YANLIŞLIKLAR GEÇİDİ: Süleyman Kocabaş. Vatan Yayınları Kayseri.

5- PALANCI YAKUP: Cevdet Akçalı. Makaleler. Cinius Yayınları.

 

YAPI KREDİ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK:

İstiklal Caddesi Nu: 161-161/A Beyoğlu 34433 İstanbul. Telefon: 0.212-252 47 00

Belgegeçer: 0.212-293 07 23 www.ykykultur.com  e-posta: ykypazarlama@ykykultur.com 

DERKENAR:

DOĞRU ZANNEDİLEN YANLIŞLAR

Sebep yerine neden; veya yerine ya da; hâtıra yerine anı; bütün yerine tüm; Kazakistan Türkleri yerine Kazaklar; millî yerine milli; hürriyet yerine özgürlük; maksat yerine amaç; ispat etmek yerine kanıtlamak; devam etmek, …ettirmek yerine sürdürmek; mânevî yerine manevi; ümit yerine umut; gayret yerine çaba; tâyin edildi yerine atandı; sun’i yerine yapay kelimelerinin kullanılması doğru değildir.

askerî tesis’ tamlamasındaki ‘askerî’ kelimesinin, ‘Türk askeri’ tamlamasındaki gibi ‘askeri’ şeklinde yazılması yanlıştır.

20 Ocak 1942 târihinde yerine 20 Ocak 1942 yılında denilmez. Birincisi yıl değildir, târihtir.

1942 yılında yerine 1942 târihinde denilmez. 1942, yıldır.