IMG-LOGO
Güncel

İngiltere’den Tespitler (1)

30 June 2020

     İngiltere’de insanlar, kadın olsun erkek olsun, birbirleriyle karşılaştıkları zaman; karşılıklı gülümsüyorlar. “Hay” diye yumuşak bir ifade, nazik bir eda ile selâmlaşıyorlar.

     Bu şekilde herkes, yekdiğerine emniyet telkin ediyor, güven veriyor. Birbirlerini rahatlatıyorlar. Birbirlerinden emn ü amanda oluyorlar.

     Böylece birbirlerini takdir etmesini biliyor; tahsin etmeyi, beğenilerini belirtmeyi seviyorlar. Özellikle erkeklerin bayanlara karşı centilmence tavırları, onlara karşı gönül alıcı söz ve cümleler sarfetmeleri; kadınları bilhassa yaşlı olanlarını mest ediyor, bundan çok memnun oluyorlar.

     Erkekler sergiledikleri bu tavra “çok naziksiniz” şeklinde bir karşılık alıyor. İki taraf da memnun ve mesrur oluyor. İçleri sevinç ve sevgiyle doluyor. Bu davranış biçimleri onları hayata daha çok bağlıyor.

     Güçlüklere dayanma gücü veriyor. Zorluklara katlanma moraliyle bir kat daha yenileniyor, gün içinde gözleri yaşama sevinci ile dolup taşıyor.

     Öyleyse bizler de birbirimizle karşılaştığımızda birkaç güzel kelime ve kelâm edelim. Hiçbir kaybımız olmayan birkaç cümleyi yekdiğerimizden esirgemiyelim. Oysa insanların bu şekilde birbirlerine söz sarfetmeye ne de çok ihtiyaç ve gereksinimleri var.

     Hem Peygamber Efendimiz “Selâmı yayınız.” demiyor mu? Yani birbirinize olan güveninizi, her fırsatta tazeleyin demek istemiyor mu? Bizleri buna teşvik edip yöneltmiyor mu?

     Hz. Peygamber: “Verecek hiçbir şeyiniz yoksa bile, bir tebessümünüz, bir gülümsemeniz de mi yok?” anlamında bizleri sorgulamıyor mu?

     Hem demiyor mu, o şanlı Nebî: “Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. Kolay gösteriniz, zorlaştırmayınız!” diye.

     Aydın ve münevverlerimizi; hele mânevî bataryaları da boş ise, buralara gelince; Türkiye ile kıyaslanamıyan tabii güzelliklerden noksanlıklara rağmen; maddî alanda şâhit ve tanık oldukları düzen ve intizam; onları düşündürüyor.

     Her şeyin hâllolmuş olduğunu görmeleri; insanların zâhiren de olsa iyi hoş tavır ve davranışları; onları buralara bağlamaya yeter de artar diye düşünmeden edemiyor! Yüzümü acı çizgiler kaplıyor! Türkiyem ve onlar adına esef edip üzülmekten kendimi alamıyorum.

     Daha önceki tespitlerim arasında yazdığım gibi, İngiltere’de, sanki devletin eli değmediği yer yok gibi. Her tarafta, yolda izde nizam ve intizam kendini hep belli ediyor.

     İşsiz kalana, iş bulana kadar -kimseye muhtaç olmayacak şekilde- para veriliyor. Evi yoksa, o da sağlanıyor.

     Böyle düşünedurayım. İnternet üzerinden dinlediğim bir Türk televizyon yayınında, tam da üstünde durduğum konu hakkında bir hanım sanatçımız Hollanda’yı anlatıyordu.

     Bu Türk sanatçı, Hollanda’nın bütün dış güzelliklerini anlattı anlattı. Sonunda, o zahirî, o dış güzelliğin altındaki sosyal gerçeği nazara verdi. Ve dedi ki:

     “Burada kadınlar şiddete maruz kalıyor! Çeşitli şiddete uğruyor. Bilhassa kocaları tarafından dövülüyor, sövülüyor, tartaklanıyorlar! Allahtan; böyle dayağa uğrayan kadınlar için, kurum ve kuruluşlar var. Kadınlara kucak açan, onlara el atan, mağdur olanları barındıran sosyal yerler var...”

     Sanatçımız bu gibi müesseselerden sitayiş ve övgüyle bahsederken, onunla röportaj / mülâkat yapan spiker / konuşmacı -haklı olarak- çıkıştı. Ve demek istedi ki, ne şiddet olmalı, ne de sığıntı yeri. Tabii ideali buydu ama, realite bu şekilde tecellî ediyor, kendini gösteriyordu ne yazık ki...

     Aslında kadın; tüm Avrupa’da, modern dünyada aynı olumsuz davranışla karşı karşıya. Şüphesiz İngiltere’de de vaziyet bu merkezde. Boşanmaların had safhada olması, bunun en açık göstergesi.

     Türk sanatçı, ayrıca İngiltere’nin de aynı şekilde başının dertte olduğu bir hususa değindi: “Bisiklet hırsızlığına.” Hollanda’da dedi, günde -inanır mısınız bilmem- beş yüz bisiklet çalınıyor!

     “Evet yanlış duymadınız! Bu sokakta çalınıyor; hemen arka sokakta satışa sunuluyor!”

     İşte Avrupa’nın göz kamaştırıcı cilâsının altında yatan sosyal / içtimaî gerçek.

     Hollanda gibi Güney İngiltere de tamamen düz bir arazi yapısına sahip. Ufak tefek dalgalanmalar dışında, dişe dokunur bir yükselti yok.

     Aynı bölgede yer alan Cambridge şehri de bisiklete çok müsait ve uygun. Herkesin en az bir -çünkü sayıca fazlası da söz konusu- arabası var. Bir köpeği var. Bir de bisikleti muhakkak var.

     Nitekim yolların kıyıları, bisiklete ait olduğu, trafik çizgileriyle belirtilmiş durumda. Çünkü bisiklet, İngiltere’de trafiğin vazgeçilmez bir parçası olmuş durumda. Bu bakımdan her yerde bisikletler için park yerleri, ayrıca belirtilmiş. Rast gele bir yere bırakamazsınız bisikletinizi.

     Fakat her şeye rağmen çalınmasına da bir türlü mâni olamazsınız! Şayet zincirle sabit bir yere raptedilse bile, hiç olmazsa tekerleği veya tekerlekleri söküp götürmeleri işten bile değil. Bu şekilde, tekerleği çalınmış bisikletleri bizzat kendi gözlerimle gördüm ve şaşmaktan kendimi alamadım.