IMG-LOGO
Şiir Defteri

Londra Kraliyet Sanat Akademisinde: Türkler (5)

28 June 2020

          Hele el yazması birbirinden güzel Kur’an-ı Kerîmler;

          Müzeyyen, müzehheb, mücelled olarak görkemli verimler.

 

          Evrensel Kur’an mesajı taşınıyor, o güzel iki kap arasında.

          Mânâlarla Kur’an, sanki okuyanlarda somutlaşıyor sırasında.

 

          Adalet ve haşmetin timsali, tuğralı Berat-ı Hümayunlar;

          Hatırla diyor, yıkmak için devleti oynanmış nice oyunlar.

 

          Çiçeklerin rengini soldurmayan, çinilerdeki bin bir sır;

          Dört mevsimi tek bir bahara, büyük bir maharetle sığdırır.

 

          Fatih’in, hüsnü hatla baştanbaşa yazılı eğik kılıcı;

          Belli ediyor ki, bu dâhî hükümdar İstanbulu alıcı.

 

          Çelik halkalar ve gümüşten yapılan zırhtan gömlek;

          Gösteriyor olmadığını asıl gayenin ölmek.

 

          Çünkü ölüm mukadder, o istenmez, nasılsa gelecek.

          Yaşamaya bakmak gerek, nasılsa o hayatı delecek.

 

          Öncekinden düşman karşısında olmuşken şanlı bir gâzi.

          Şehit düşerse, geçerli olur Allah katında niyazı.

 

          Aziz hayatı korurken, gelirse ölüm eğer;

          Elbette bunu tebessümle karşılar, gerçek er.

 

          Medeniyet belirtisi başta yazı ve kalem demekse eğer;

          Sergideki tüm yazılar göz alıcı, göz nuru birer şaheser.

 

          O ne titiz çalışma, o ne muhteşem ince ince dokuma;

          Asırları yazmışlar sanki desenlerine, gel de okuma.

 

          Âbideler ne de ihtişam içinde, görkemli mi görkemli.

          Seyrediyor insan gurur içinde, biraz da gözleri nemli.

 

          Aylardır devam etti, açık kalarak Londra’da sergi.

          Üstelik yayımlamışlar, hakkında kitap gibi bir dergi.

 

          Mahşerî bir kalabalığın, gösterdiği bu sevgi;

          Tarihte neymiş Türkler? Oldu dünyaya nirengi.

 

          O ne ihtişam Ya Rabbi? Dünya milletlerinin ağzı açık kaldı!

          Gördükleri -emin olunuz ki- akıllarını başlarından aldı!

 

          Başka milletlerin gözüyle bakıp tarihe, göğsüm kabardı.

          Her bakıştan sonra, inanın ruhumda yeni bir sevinç vardı.

 

         Öyle derin bir iz bırakmış ki, tarih boyu Türkler;

         Diğer milletlerin merakını, daima körükler!

 

         İngilizi, Fransızı, Arabı ve Acemi; nerede kim varsa;

         Toplanmış buraya; anlatacak geridekilere ne duyarsa.

 

         “Royal Academy of Arts”da “TURKS” Türk’ün tarihten gelen sesi.

         Sergilenenler; Türkiye için ne büyük övünç vesilesi.

 

         Uygurlar, Göktürkler, Selçuklular ve Muhteşem Osmanlı;

         Büyülüyor insanları, bunların haşmeti ne şanlı.

 

         Ya Fâtih’in muktedir, mütefekkir, mûnis sûreti;

         Gösteriyor tüm cihana, neymiş cihangir savleti.

 

         Her eserin önünde, dönmüşlerdi dakikalarca şaşkına!

         Söylesinler, Türklerin neymiş medeniyetleri Allah aşkına?

 

         Velhasıl, bütün bu tarihten göz kamaştırıcı kalıntılar;

         Çeşitli müzelerden, emaneten alınan tüm alıntılar;

 

         Böylece, Türk-İslâm medeniyetinin yüksekliği ispatlanıyor.

         Buradan hareketle, madde ve mânâdaki asrîliğe atlanıyor.

 

         Medeniyetler beşiği Anadolumuz tarih kokarken buram buram;

         Yetkililer demeli: Kesinkes bu iş üstünde çok daha fazla duram.

 

         Unutma: “Geçmiş geleceğin aynasıdır.” derler bak da gör!

         Dünya görüyorken bunu, sen olma hakikate aman kör!

 

         Belli ki, senin mazin de tamamen başarılarla dolu.

         Öyleyse, alnın açık olarak sürdür, bu mukaddes yolu.

 

         Bırak da miskinliği artık, at aşağılık kompleksini üstünden;

         Sen çok daha lâyıksın yükselmeye, geç kalma, başla bu günden.

 

         Atalarından aldığın hızla, durma ilerle.

         Peşinden gelir millet -emin ol- kafilelerle.