IMG-LOGO
Güncel

Vahşi Kapitalizmin, Emeğine Çöktüğü Bir Dahi: Nikola TESLA

27 June 2020

Nikola Tesla. Sırbistan asıllı bir bilim insanı, bir dâhi. Hayatını bilime ve insanlığın hizmetine adamışların formal bir milliyeti olsa da, aslında onlar bütün insanlığın ortak değeri olmalıdır. Nitekim öyle de oldu. Nikola Tesla dünya için adeta “bizim Tesla” yakınlığını vermişti. Çünkü Tesla, enerjiyi paketleyip satan vahşi kapitalizme karşı direnmişti. Hayatının sonuna kadar hiç kaybetmediği bir hayâli vardı; dünyaya kablosuz ve bedava elektrik enerjisi sağlamak ve bunu insanlığa hediye etmekti. Ama kimlerle dans ettiğinin farkında değildi. Ne yazık ki o büyük dahi, kapitalizmin dizginlenemez azgın hırslarına yenik düşmüştü.

            Bazı yetenekler vardır ki, zamanının çok ötelerindedir. Emsalleriyle eşleştirmek, bir kalıba oturtmak nafile bir iştir. Sığmazlar. İşte Nikola böyle sıra dışı biriydi. İçtiği kahve fincanın, çorba tasının hacmini hesaplamak biraz uçuk sayılabilir. Elbette o, bundan sorumlu değildi. Zihinsel aktivitesi ultra boyutundaydı. Bir anlamda fıtrata had koyulamıyor. Tesla’nın annesi de çevresinde “pratik ev aletleri mucidi” olarak tanınan bir kadındı. Zaten genetik bir gerçek de şudur ki; çocukların sayısal zekâsı anneden gelmektedir. Ailenin “papaz” olma ısrarına karşılık o, mühendislik eğitimini seçmiştir. Nitekim o da biliyordu ki, Avrupa’nın skolastik tortuları Rönesans sonrasında da devam etmekteydi. Zaten sorgulayan biri papazlık yapamazdı. Aforoz edilir, dışlanırdı.

17.yüzyıl sonrası batıdaki bilimi ve aydınlanma dönemini anlamak için ortaçağ Avrupa’sına bakmak gerekir. O dönem Avrupa’da tam bir kaos hakimdi. Özellikle kiliseler tiranların, zorbaların elinde bir nevi baskı aracıydı. Kilise kutsal olduğu kadar bir anlamda da otoriter kurum gibiydi. Bilimsel araştırma istekleri bile kilisenin onayına sunulurdu. Bu bir anlamda bilginin îsevileşmesi demekti. Bütün bunlar “tanrı adına” yapılır, istenmeyen durumda da; “baba, oğul ve kutsal ruh böyle bir çalışmayı istemiyor” denilirdi. Kilisenin reddettiği bir konu son nokta sayılırdı. Aksi durum ise engizisyon mahkemelerinde (hep kilise lehine) çözülürdü. Avrupa tarihi için engizisyon hiç bir hukuk sistemine uymayan ve silinemeyen bir kara leke olarak kalmıştır. Rönasans ve reformlara kadar Avrupa, yüzyıllarca süren gerçek bir fetret dönemi yaşamıştır.  Kilise otoritesiyle baskılanan araştırmalar ise, bu dönem sonrasında bir nevi bilimsel açlığa dönüşmüştür. Bu etkiyle mi bilinmez, dünya bilim tarihinde çok hızlı önemli ve büyük gelişmeler kaydedilmiştir. İşte Nikola Tesla bu dönem sonrasının bir meyvesidir.

Tesla’yı anlatmak gerçekten zordur.  Yedi yüzü aşan patent ve buluşlarının hangi birisi anlatılabilir? Onun için; kablosuz mucîdi mi, frekans mı, alternatif akım mı demeli, fraktal şimşekler mi?  Elektron mikroskop mu, Tesla bobini ile yüz binlerce volt mu? Ya da iyonosfere; elektrik enerjisi, radyo ses ve elektromanyetik dalgaları kablosuz transfer etmek isteyen bir çılgın mı? tanımlamak kolay değil. Yüz otuz yıl öncesini tasavvur ediniz; hayâl bile edilemeyecek o yıllarda uzaktan kontrol sistemini kuran bir ultra zekâyı.  Yaklaşık kırk km. uzaktaki radyo alıcılarıyla bir dizi ampulü kablosuz yakan bir bilim şövalyesini.

 

Bu dünyadan birçok bilim adamı geldi geçti. Newton, Galile, Arşimet, Pisagor’lar. Faraday, Maxwell’ler, Albert Einstain’ler. Ya da Türk- islam dünyasından; Katip Çelebi, Hezarfen Ahmed, El-Harezmi, Cabir bin Hayyan’lar.  El-Kindi, Farabi, İbni Sina, İbn-i Heysem’ler. Hepsi ve daha nice bilim insanı dünya uygarlığına çok önemli katkıda bulunmuşlardır. Ancak Tesla çok daha başka biriydi.

 

Nikola Tesla, Hırvatistan’lı bir garibandır. Eğitimi sonrasında ünlü Ford şirketinde indüksiyon ateşleme bobini geliştirmiş ancak patentini şirket kapatmıştır. Piyasanın ilk tokatını yiyen Tesla, acımasız kapitalizmin ikinci tokatını da Edison’un Fransa şubesinde vaad edilen primin verilmemesiyle yemişti. Daha sonra ABD’ye giderek yine Edison’un şirketine muhtaç olmuştur. Bir sermaye devi olan Edison’un yanında yeniden çalışmış, yeni tasarımlarla ve geliştirdiği otomotik kontrol sistemiyle onun şirketine büyük servetler sağlamıştır. Ancak Edison tipik bir piyasa adamı (ya da basit bir yalancı) edasıyla vaad ettiği elli bin doları için “bu bir Amerika espirisiydi” demiştir. Burada bir ayrıntıdan söz etmek gerekirse o da şudur; Edison zeki bir adamdır. Elektriği değil, ampulü bulmuş, üretmiş ve tanesini 2,5 dolara pazarlamıştır. Yani bir bilim insanından çok bir işadamıdır. Ayrıca ucuz bir yalancı ve emeğe çöken acımasız bir “kapitalci”dir. Bu yaklaşım, bir servet düşmanlığı olarak algılanmamalıdır.  Ayrıca çalışanların hakkını veren ve katma değer üreten girişimcileri tenzih ederiz. Bilim adamı bilimi ve araştırmayı bir pazarlama vesilesi yapamaz. Onun adı “inovasyon”dur.  Bilim ve teknolojiyi kullanır ancak ciro ve kâr amaçlıdır. İşte daha önce kilisenin baskıladığı bilimsel gelişme bu dönemde de sınırsız rant ve rekabetçi sermaye ile yeşermeden kurutulmuştur.  Öyle olmasaydı insanlık bugün bedava enerji kullanacaktı. Global kapital hırsı buna izin vermemiştir.

Sonuçta; Tesla kirasını ödeyemeyen bir borçlu olarak göçüp gitmiştir. Ortada büyük ve devâsa bir emek var. Bunlar dünya kamuoyuna mâl olanlar. Bir de bilinmeyen projeleri var ki, ona da ABD istihbaratı el koymuştur. Buna hakkı var mıdır, sormak gerekir. İnsanlık için hayatını teknolojik buluşlara harcayan bir dâhinin mirası, elbette bütün insanlığa ait olmalıydı. Eserleri, hayatın her alanında. Her gün defalarca kullandığımız ileri teknolojilerde; röntgen, radyo, robot teknolojisi, uydu sistemleri, radarlar, indüksiyon-transformatörler ve daha yüzlercesinde onun emeği ile yüz yüzeyiz. Artık “bunlar kuranda zaten vardı” demeyiniz lütfen. Elbette ilahî kitabımızda; yeryüzüne (adeta) tefriş edilmiş nimetler olduğundan söz eder. Elektik de, elektromanyetik de, optik, hidrodinamik ve fiziğin bütün ilkeleri de işte o bahsedilen  harika nîmetlerdir. Ancak arayıp bulursanız onlara erişilir. Gerisi kolaycılık ve boş laftır.

Minnettarız Tesla, hem de çok. Emeğini bir borç, insanlığa-bilim camiasına bir hediye olarak biliriz.  İyi ki papaz olmamışsın. Dünya, doymak bilmeyen, zalim ve yayılmacı güçlerle yeteri kadar “papaz oldu” zaten.