IMG-LOGO
Güncel

Maksat Baroları da Ele Geçirmek

25 06 2020

“AKP’den önce de siyasi partiler kendilerine yakın olanları kayırır, belirli kurumlarda ve STK’larda güçlü olmaya çalışırlardı.

Ancak iktidarda olan partiler yasama + yürütme + yargı + medya güçlerinin tamamında aynı güçte olmadıkları gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, sendikalar, STK’lar gibi bütün kurum ve kuruluşlarda hâkimiyet sağlamış değildi.  İktidarda olanlar da, muhalefette olanlar da iktidar gücünü farklı oranlarda da olsa kullandıkları alanlara sahipti. Bu yüzden toplumun bir kesimi kendisini “öz vatanında parya” gibi görmezdi.

Ama 18 yıllık iktidarında bütün bu alanların tamamına yakınında Ak Parti ezici bir hâkimiyet sağladı. Devlet imkânlarını sadece yandaşlara kullandırdı. “Kendilerinden olmayanları” ötekileştirdi, yasal haklarını dahi kullanamaz hale getirdi. 

AKP’nin siyaset alanlarının tamamını ele geçirme hırsı ve iştiyakı hiç eksilmedi. Muhalif olmak başlı başına bir risk haline geldi. AKP’li olmayanların nefes alabileceği bir siyaset alanı bırakılmadı. Muhalif olmak demek “öz vatanında garip, öz vatanında parya olmaktır” duygusunu yaşatır hale geldi.

Kediyi bile bu kadar duvara sıkıştırırsanız üzerinize atlar, bir yerlerinizi tırmalar.”

Geçtiğimiz yıllarda AKP’nin eski milletvekillerinden bir arkadaşıma bu uyarılarda bulunmuştum.

Hatta dedim ki, “iktidardan uzaklaştığınız zaman bu ötekileştirdiğiniz kesimlerin biriktirdiği kin ve nefret yüzünden sokağa çıkamaz hale gelebilirsiniz. Lütfen toplumun huzuru ve milletin birliği için muhalif insanların nefes alabileceği alanlar bırakın.”

O eski milletvekili arkadaşım beni haklı bulmuş ve hatta şöyle bir örnek vermişti: “Bazen bir mahalle futbol takımının yöneticiliğine soyunan AKP’li bir vatandaş, çeşitli kanallardan Tayyip Bey’e ulaşabiliyor ve yardımını isteyebiliyor. Tayyip Bey de hemşerilik, tanışıklık veya referansların hatırına ‘bu arkadaşa yardımcı olun’ talimatını veriyor. Oysaki mahalle futbol takımının yöneticisi Ak Partili olsa ne olur, olmasa ne olur?” demişti.

Otoriterlik görüntüsü veren bu tür güç kullanımlarının, bazı önemsiz yerlerde bile, devreye girmesinde esas saikin güç kullanma hazzı veya muktedirliğin verdiği kibir olduğunu düşünmüştüm.

*******************************

Çoklu Baro Akıl ve Vicdana Aykırıdır

Ak Parti’nin bütün kurumları ve kuruluşları ele geçirme hırsına rağmen etkili olamadığı nadir kurumlardan biri barolardır. Barolar avukatların üye olduğu, kamu kurumu niteliğinde, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşlarıdır. Türkiye’deki bütün baroların katılımıyla üst meslek kuruluşu Türkiye Barolar Birliği oluşur.

Baro başkan ve yöneticileri seçimlerle gelirler. Ancak şimdiye kadar AKP birçok ilin baro seçimlerinde yandaş adaylar çıkararak müdahil olmuşsa da başarılı olamamış, barolar iktidara yandaş birer kuruluş haline gelmemiştir.

Muktedir olmanın gurur ve kibrini yaşayamadığı bu nadir alanın da ele geçirilmesi tutkusu ile iktidar yeni bir kanun hazırlığına girişti.

İktidarın Avukatlık Kanununu değiştirerek büyükşehirlerdeki Baroları bölmek, kendi taraftarlarının daha etkin olabileceği bir “çoklu baro sistemi” getirmek istediği ortaya çıktı.

Taslağa karşı çıkan baro başkanlarının Ankara’ya yürüyüşleri polis barikatları kurularak engellendi.

Anayasa’nın “Madde 34 -Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” hükmü çiğnendi.

Polis kuşatması altında tutulan avukatlara yağan yağmurda ıslanmamaları için getirilen şemsiyelere bile izin verilmedi. 27 saatlik eziyetten sonra polis engellemesi kaldırıldı.

Türkiye’nin çok ağır bir ekonomik kriz, dış sorunlar ve koronavirüs salgını ile mücadele ettiği bir dönemde Avukatlar Kanunu, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarını değiştirmeye çalışmasının zamanlamasını anlamak güçtür.

Zamanlamasını anlamakta güçlük çeksek de Avukatlar Kanunu, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarını değiştirmeye çalışılmasının sebebinin iktidarın gücünü yaymak ve tahkim etmek olduğuna kuşku yoktur.

Bu kanunlarda değişmesi gereken bölümler yok mudur? Elbette demokratik ilkelere aykırılıklar, uygulamada görülen aksaklık ve yanlışlıklar ilgili tarafların görüşleri alınarak, ortak akılla ve uzlaşmayla yeniden düzenlenebilir.

Ancak amaç kurumları, kuruluşları ele geçirmek ve iktidarın gücünü tahkim etmek olmamalı.

Çoklu baro sistemi 12 Eylül 1980 öncesi poliste, emniyette, eğitimde, sağlıkta siyasi görüşlerine göre kamplaşmanın yaşattığına benzer sıkıntılar yaşatır.

Yargılama süreçlerinde hâkim ve savcıların önüne gelen dosyalarda görevli avukatların iktidara yakın baro üyesi olanlar ve olmayanlar kriterine göre karar vermeyeceğini kimse garanti edemez. Böyle uygulamalarla adalete güven iyice sıfırlanır. Devletin temeli olan adalet dinamitlenmiş olur.

Türkiye’deki baroların tamamı bu yüzden çoklu baro sistemine karşıdır. Muhalefetteki bütün partiler de çoklu baro sistemine karşıdır.

Böylesine ağır sonuçları olabilecek bir düzenleme için iktidarın ortak akıl ve toplumsal vicdanın gereğini yerine getirmesini diliyorum.