IMG-LOGO
Güncel

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Dair Görüşler

21 June 2020

Dünya üzerinde anayasa hukukunun neredeyse bütün kavramlarının kısa aralıklarla uygulandığı Türkiye’den başka bir ülke var mıdır bilmiyorum. Türkiye için bir çeşit anayasa hukuku laboratuarı dersek abartmış olmayız. Ben hukuk fakültesine başladığımda ülke parlamenter sistemle yönetiliyordu. 21 Ekim 2007 tarihindeki referandumla birlikte gerçekleşen anayasa değişikliği ile resmen, 10 Ağustos 2014’te gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimi ile de fiilen yarı başkanlık sistemine geçtik. Yine 16 Nisan 2017’de gerçekleştirilen referandumla resmen ve 24 Haziran 2018’de gerçekleştirilen seçimlerle birlikte de fiilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçmiş olduk. Burada bir hususa kısaca değinmek lazım; Türkiye’deki mevcut sistem “Başkanlık Sistemi” olarak adlandırılamaz. Çünkü başkanlık sisteminden bahsedebilmek için en başta kuvvetler ayrılığı ilkesinin sert bir şekilde uygulanıyor olması lazım. Ancak Türkiye’de gerçek anlamda bir kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsedilemeyeceğinden ve diğer başka sebeplerden dolayı mevcut sistemi başkanlık sistemi olarak adlandıramayız. Bu konu ilerleyen yazılarda detaylı anlatılacağı için şimdilik geçiyoruz.

            Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem öncesinde hem sonrasında ciddi itirazlara uğradı. Referandum günü oylama devam ederken YSK’nın aldığı “mühürsüz oylar da geçerlidir” kararı referandum sonucunu direkt etkiledi. Referandum şaibe iddialarının gölgesinde sonuçlandı. CHP ve HDP referandumun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Aradan üç (3) seneden fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi’nin hala referandumun iptali için yapılan başvuru hakkında bir karar vermemiş olması gerçekten ilginç! Öyle görünüyor ki siyasi hava Ak Parti’nin aleyhine döndüğü anda Sayın Cumhurbaşkanı talimatı verecek ve Anayasa Mahkemesi de referandumu iptal ederek hem “kısa yoldan” eski sisteme dönüşü sağlayacak hem de Ak Parti referandum iptalini her zaman yaptığı gibi bir “mağduriyet” aracı olarak kullanacak. Çünkü bütün ülkenin kaderini ilgilendiren konularda ülke genelinin çıkarı değil tek bir grubun hatta kişinin çıkarı düşünülerek hareket ediliyor. Daha da kötüsü ülke menfaati ile tek bir kişinin menfaatinin çatıştığı durumlarda o tek kişinin menfaati doğrultusunda hareket edilmesine biz fena halde alıştık!

 

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem

 

            Asıl konumuza dönelim. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmaları ve sisteme yönelik eleştiriler kapsamında son zamanlarda “güçlendirilmiş parlamenter sistem” söylemleri özellikle muhalefet tarafından çok fazla dile getiriliyor. İstisnasız olarak bütün muhalefet partileri mevcut durumun “tek adam rejimine” ve dolayısıyla en nazik tabirle otoriterliğe yol açtığını ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Bunu ifade ederken de parlamenter sistemin kendi içinde ciddi problemler ve sakıncalar taşıdığını da açık veya zımni olarak kabul ediyorlar.

            Türkiye’de siyaseti doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konular tartışılırken, tartışma objektif kriterler üzerinden değil tartışılan kişiler ile tartışan kişilerin pozisyonu üzerinden devam eder. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi - (güçlendirilmiş) parlamenter sistem tartışması da böyledir. Bu tartışmada iktidara mensup olanlar sistemin nimetlerinden faydalanıyor oldukları için sistemin (aslında Türkiye’deki şey bir sistem değil sistemsizliktir, bunu ileride açıklayacağız) olumsuz yönlerini görmezden gelerek, sistem perdesi altında kendi menfaatlerini savunuyorlar. Muhalefet ise tartışmaya aynı nimetlerden hali hazırda faydalanamıyor olmanın getirdiği öfke ve faydalanmak istemenin verdiği iştahla yaklaşıyor. Dolayısıyla hem iktidar hem de muhalefet konuya sadece kendi menfaat penceresinden baktıkları için objektif bir tartışma zeminine girilemiyor. (Burada hiçbir çıkar gözetmeden salt ülke menfaati için konuya dâhil olup görüş bildiren herkesi tenzih ediyorum) Bu nedenle yarın iktidar ve muhalefetteki kişiler rolleri değiştirdikleri zaman, bugün mevcut sistemi savunanların bu sisteme sert bir şekilde muhalefet edeceklerini ve hatta “bu diktatörlüktür” gibi laflar edeceklerini; bugün sisteme muhalif olanların ise iktidar nimetine kavuşmanın bir sonucu olarak sistemi can-ı gönülden savunacaklarını göreceksiniz.

            Bir üst paragraftaki açıklamadan sonra muhalefetin güçlendirilmiş parlamenter sistem konusundaki iki açmazına değinmek lazım. Bu açmazlardan ilki yukarıda da değindiğimiz üzere, muhalefetin parlamenter sistemin kendi içinde ciddi problemler ve sakıncalar olduğunu açık veya zımni olarak kabulü, ikinci açmaz ise muhalefetin güçlendirilmiş parlamenter sistemi önerirken, bu güçlendirmenin nasıl yapılacağına dair teknik hiçbir öneri ileri sürmemesidir. Bu teknik öneri öne sürmeme hususu muhalefetin aslında konuya gerçek anlamda vakıf olmadığını ortaya koymaktadır. Aşağıda parlamenter sistemin güçlü ve zayıf yanları kısa kısa sayıldıktan sonra, güçlendirilmiş parlamenter sistem hakkında yine kısaca bilgi aktarılacak, Türkiye’deki mevcut sistemin (daha doğrusu sistemsizliğin) tam olarak ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair önerilere ise sonraki yazılarda değinilecektir.

 

Parlamenter Sistemin Güçlü ve Zayıf Yanları

 

            Makalemizin bu kısmı Türkiye’nin önde gelen Anayasa hukukçularından Prof.Dr. Kemal Gözler’in “Anayasa Hukukuna Giriş” (*) kitabından alıntılanıp aktarılmıştır. Daha geniş bilgi için Gözler’in bahsi geçen kitabı ile yine Gözler’in Anayasa Hukukunun Genel Teorisi kitaplarından yararlanabilirsiniz.

 

            Parlamenter sistemin güçlü yanlarını şu şekilde sayabiliriz;

            Parlamenter sistemde tıkanıklıkların çözüm yolu vardır. Yasama organı (meclis/parlamento) ile yürütme (hükümet/kabine) arasında bir kriz çıkarsa bu kriz “güvensizlik oyu” “fesih” gibi araçlarla çözülebilir.

            Parlamenter sistem esnektir. Hükümet ile meclis arasındaki siyasal süreç donmuş değil bilakis sürekli gelişime açıktır.

            Parlamenter sistem kutuplaşmaya yol açmaz. Parlamenter sistemde seçimi kazanan partinin her şeyi kazandığı söylenemez, çünkü görevde kalmaya devam edebilmesi için parlamentonun destek ve güvenine ihtiyacı vardır.

            Parlamenter sistemde devlet başkanının (cumhurbaşkanı, monarşilerde ise kral) ılımlaştırıcı ve uzlaştırıcı etkisi vardır. Sorumsuz, tarafsız ve daha da önemlisi partiler üstü olan Cumhurbaşkanı, çatışan taraflar arasında arabulucu veya hakem rolü üstlenir.

 

            Parlamenter sistemin zayıf yanları ise şu şunlardır;

            Parlamenter sistem istikrarsız hükümetlere yol açar. Nitekim 1961-1980 arası ve 1990 sonrası Türkiye’de kısa ömürlü ve sürekli değişken hükümetler görülmüştür.

            Parlamenter sistem zayıf hükümetlere yol açar. Bunun nedeni parlamenter sistemde çok sık rastlanan koalisyon hükümetleridir. Koalisyon ortağı olan partiler aynı zamanda birbirleriyle hem ortak hem de rakip oldukları için çoğu konuda uzlaşma ve hızlı karar verme sıkıntısı yaşarlar.

            Parlamenter sistem düşük nitelikli demokrasiye yol açar. Çünkü parlamenter sistemde halk sadece meclisi seçer. Hükümeti ise meclis belirler, halkın kendisini yönetecek hükümeti doğrudan belirleyebilmesi söz konusu değildir. Ayrıca hükümet halka değil meclise hesap vermek durumundadır, bu da “hesap verilebilirlik” yönünden demokrasiyle bağdaşmaz. Son olarak “önceden bilinebilirlik” yönünden de sorunludur. Oy veren seçmen oy verdiği temsilcisinin başbakan olarak kimi destekleyeceğini, hangi partilerin koalisyon kuracağını önceden bilemez.

 

Parlamenter Sistemi “Güçlendiren” Argümanlar

 

            Parlamenter sistemin güçlü ve zayıf yanlarına kısaca değindikten sonra güçlendirilmiş parlamenter sistemi tesis edebilecek araçlara değinelim. Bu bölümde de yine Kemal Gözler Hoca’nın yukarıda adı geçen eserinden alıntı yapacağız.

            Güçlendirilmiş parlamenter sistem denilen sistemin anayasa hukukunda “Rasyonelleştirilmiş Parlamenter Sistem” (rationalized parliamentarism / parlementarisme rationalisé) olarak adlandırılır. Rasyonelleştirilmiş parlamentarizm, sağlam bir parlamento çoğunluğuna dayanmayan hükümetlere güç ve istikrar kazandırmaya yönelik hukuki araçların bütünü olarak tanımlanmaktadır.

            Rasyonelleşmiş parlamentarizmin başlıca araçları şunlardır; Güvensizlik önergesi verme hakkının sınırlandırılması, serinleme süreleri (cooling-off period)’nin öngörülmesi, güvensizlik oyunda üye tam sayısının salt çoğunluğunun aranması, güven oylamalarında yalnızca güvensizlik oylarının sayılması, yapıcı güvensizlik oyu, fesih tehdidi altında güvenoyu vb. gibi. Bu araçlar hükümetin düşürülmesini zorlaştırır. Bunların bazılarını örnekleyelim.

 

            Yapıcı Güvensizlik Oyu (konstruktives Miβtrauensvotum / constructive vote of no confidence / motion de censure constructive): 1949 Alman Anayasası’nın 67. maddesine göre meclisin Başbakanı güvensizlik oyuyla düşürebilmesi için öncelikle üyelerin çoğunluğuyla yeni bir Başbakan seçmesi gerekir. Yeni bir Başbakan seçmedikçe, mecliste hangi çoğunluk toplanmış olursa olsun mevcut Başbakan (hükümet) düşürülemez.

 

            Fesih Tehdidi Altında Güvenoyu: 1949 Alman Anayasası’nın 68. maddesine göre Başbakan tarafından istenen güvenoyu meclis tarafından reddedilirse Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı meclisi fesheder. Bu usulde hükümeti devirmek isteyen meclisin kendisi de devrilecektir. Yani bu usulde, milletvekilleri kendi görevlerini (koltuklarını) kaybetme riskini göze almadan, başbakanı düşüremeyeceklerdir.

 

            Giyotin (Engagament de la responsabilité du gouvernement sur l’adoption d’un texte): Giyotin veya “bir metnin kabulü hakkında hükümetin sorumluluğunun ileri sürülmesi”, meclisin düşüremediği ama mecliste çoğunluğa da sahip olmayan bir hükümetin kanun çıkarmasına imkân veren usuldür.

 

            Teşrii Zorunluluk Hali (Gezetsgebungsnotstand) 1949 Alman Anayasası’nın 81. maddesine göre, düşürülemeyen bir hükümete kanun çıkarma imkânı tanınmıştır. Meclis, Başbakana güvenoyu vermemiş ama onun yerine yeni bir Başbakan seçerek mevcut Başbakanı da görevden almamışsa, Başbakan Cumhurbaşkanına başvurarak ya 68. maddeye uygun olarak (bkz. Fesih tehdidi altında güvenoyu) meclisin feshedilmesini ya da 81. maddeye göre teşrii zorunluluk hali ilan etmesini isteyebilir. Bu halin ilan edilmesiyle meclisin reddettiği kanun tasarıları kendiliğinden kabul edilmiş sayılır. Yine meclisin dört (4) hafta içinde sonuçlandırmadığı kanun tasarıları da kendiliğinden kabul edilmiş sayılır. Kısaca, meclis tarafından usulüne uygun düşürülmeyen Başbakan, istediği kanunları çıkarmayan meclisi altı ay süreyle saf dışı bırakma ve yasama yetkisini bu süre içinde kullanma yetkisine sahip olabilmektedir. Teşrii zorunluluk hali, bir nevi olağanüstü hal ilan edilerek, hükümetin yasama yetkilerini altı ay süreyle ele geçirmesi durumudur.

 

            Muhalefetin geçilmesinde ısrar ettiği güçlendirilmiş parlamenter sistem yaklaşık olarak böyle bir şey.

 

 

(*)       GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukuna Giriş – Genel Esaslar ve Türk Anayasa Hukuku, Ekin Yayınevi, 19. Baskı, Bursa, 2012.