IMG-LOGO
Kültür - Sanat

İdil - Ural Kurultayı

16 June 2020

1914-1918 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı’nın neticelerinden rahatsız olan Almanya, 1 Eylül 1939'da Polonya'yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattı. Rusya Savaşa girdikten sonra, işgali altında bulundurduğu Türk yurtları Tataristan, Kırım, Başkurdistan Çuvaşistan’dan, Mari, Udmurt bölgelerinden, İdil-Ural Türklerinin bir kolu olan Mordvinlerden, Kafkasya’dan, Türkistan’dan, Ahıska Türklerinden pek çok insanı, hiçbir askerî eğitime tâbi tutmadan cepheye sürdü. Bunların arasında, sonraki yıllarda Kırım’ın dünyaca tanınmış yazarı olarak şöhrete kavuşacak olan Cengiz Dağcı da vardı.

Savaş, başlangıçta Almanya’nın üstünlüğünde seyrediyordu. Bu dönemde Almanlar, söz konusu Türklerinden 3.000.000 soydaşımızı esir aldılar. Neşe Sarısoy Karatay’ın, ‘Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında’ isimli kitabında soydaşlarımızın dramı anlatılmaktadır. ‘Kayıp Türkler’ isimli bir başka kitapta da aynı konuya temas edilmektedir.  

Alman Ordularının Leningrad ve Moskova kuşatmaları uzun süre devam edince, ‘Ayaz Paşa’ olarak anılan bölgenin öldürücü soğukları, Alman ordusunu iyice zayıflattı.  Almanların elinde esir bulunan Türkler, İdil-Ural Lejyonu*, Türkistan Lejyonu, Kafkas Lejyonu adı altında ve gruplar hâlinde teşkilatlandırıldı.

İdil-Ural Türklerinden olup Tataristan’ın başşehri Kazan yakınlarında dünyaya gelen Roza Kurban, 2014 yılında yayınlanan ‘Biz İdilden Ural’dan’ isimli eserinden sonra yazdığı ikinci kitabında, İdil-Ural Lejyonu ile alâkalı bilgiler yer alıyor. Eser, ilmî kitap usulleriyle hazırlanan titiz bir çalışmanın ürünüdür. Bağımsızlık ateşi ile alev alev yanan bedenlerin vatan aşkı için giriştikleri cansiperane mücadeleler, yer yer macera romanı heyecanı ile okuyucuyu, kitaba bağlıyor.

Ne hazin bir tecellidir ki böylesinde ateşli bağımsızlık mücahitlerini barındıran ülkelerin hiçbiri tam bağımsızlığını elde edemedi. Onlar ümitlerini Almanya’ya bağlamışlardı. Almanya savaştan galip çıksa idi, ümitler yeşerebilecek miydi? Hitler’in yönetimindeki Almanya’nın onlara bu imkânı vermesi hayâl bile edilemezdi. Ne var ki soydaşlarımız, çok haklı olarak Rus’un Komünizmi yanında Hitler’in faşizmini ehven-i şer olarak görüyorlardı.  

Fâili meçhul bir suikastla katledilen Kırım Türklerinden şehit Necip Hablemitoğlu  (1954-2002), ‘Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri 1905-1917’ isimli eserinde, İdil Ural Türklerinin ilk 4 kurultayı hakkında bilgi verirken, bir taraftan Türklerin bağımsızlık aşkını, diğer taraftan Lenin’in yönetimi altındaki Türklere uyguladığı insanlık dışı işkence ve katliamı gözler önüne seriyordu.

Roza Kurban’ın 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 144 sayfalık eseri, bir bakıma Hablemitoğlu’nun eserinin bir başka açıdan devamı gibidir.

Sayın Kurban’ın İdil-Ural Kurultayı isimli eseri, eşi İklil Kurban’ın kaleme aldığı giriş bölümü dışında üç bölümden oluşuyor. Son iki sayfa, faydalanılan kaynaklar, devamındaki 12 sayfada lejyon ve kurultay ile alakalı tarihî belge ve fotoğraflar yer alıyor. 4 sayfalık ‘Dizin’ ile eser tamamlanıyor. 

Birinci bölüm, Lejyonların teşkil fikri ile başlıyor. 6 Ekim 1942 tarihinde lejyon oluşturuluyor. Hemen ardından Kurultay fikri doğmuş, gerçekleşmesi için komisyon kurulmuştur. Bu çalışmalara Alman yetkililer de destek vermişlerdir.

Kurultay’da yapılan konuşmalardan cümleler:

‘…bizim maksadımız milletimizi Bolşevizm köleliğinden kurtarıp, millî devlet kurmak ve bu esasta milletimizi terakki ettirmektir. Büyük Almanya’nın yardımcı olacağına inanıyoruz.’  K. Salih.

Din bizim millî bağımsızlık mücadelemizde en önemli yeri tutmalıdır. Çünkü din ahlâkın temelidir. Bizim bütün halkımız dine bağlıdır. Millî Ahlâkı olmayan halklar, yok olmaya veya başka halkların boyunduruğu altında kalmaya mahkûmdur.’ Gabdullah                                                       

Bolşevikler** milletimizin millî birliğini çeşitli yollarla bölmekle yetinmeyip, bizim ana dilimize saldırıp, milletimizi yok etmek için yeni bir adım attılar. Yeni alfabeyi bitirip, Bolşeviklerce Rus harflerinin getirilmesi Türk-Tatarların milliyetçiliğini bitirmeye yönelik bir hücum, Kazan Hanlığı’nın işgalinden sonraki en ağır hücumlardan biridir.’ Çişmele 

25 yıl Bolşevizmin pençesi altında ezilen gençlerimiz arasında ancak devamlı ve esaslı propaganda olduğunda, biz maksadımıza ulaşacağız.’ Kasıymov

5 Mart 1944 tarihinde sona eren Kurultayda alınan kararlardan önemli maddeler:                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

ü  Biz İdil-Ural halklarını (Tatar, Çuvaş, Başkurt, Mordvin, Mari, Udmurt) bağımsız millî devlet safında birleştirmek için mucide ediyoruz.

ü  İdil-Ural devleti safına dâhil olan bütün milletler eşit haklara sâhip devlet üyeleri olarak sayılacaktır.

ü  Kolhozlar köylüleri fakirliğe sürükledi. Biz toprakları ve köy ekonomisinin kaynaklarını çiftçilerin özel mülküne vereceğiz.

ü  Yeraltı kaynakları, ormanları, suları ve vatanımızın diğer zenginlikleri milletin özel mülkü olmalıdır.

ü   Biz, millî kültürümüzü, gelenek-göreneklerimizi ve ana dilimizi koruyup geliştireceğiz. 

ü  Dinî inanç ve ibadetin serbestliğinin devlet kanunları ile korunması gerektiğini savunuyoruz.

Kitabın ikinci bölümünde, İdil-Ural Tatar Türkleri Kurultayında yapılan konuşmaların tam metni, Üçüncü bölümde ise ‘1944 İdil-Ural Kurultayı Raporu’ ve ‘İdil-Ural Lejyonuyla İlgili Bazı Belgeler’ yer alıyor.  

Tarih kitapları, tam bağımsızlığını elde edememiş insanların mücadeleleri ile doludur. Mücadeleler dünya durdukça devam edecektir. Devletler, hak-hukuk ve adâlet şartlarına riayet edilmediğinde tarih sahnesinden silinir. Milletler ise dillerinin bozulması ve erimesi, dinlerini unutmaları sebebiyle yok olurlar. Çünkü insan topluluklarını millet hâline getiren en önemli unsur dildir. Dil yoksa millet de kavramı yerine insan topluluklarına bırakmıştır. Bahtiyar Vahapzâde diyor ki: Dil yoksa millet de yoktur. Bir milleti yok etmek isteyenler, onun dilini bozarlar.

Unutulmamalı: Dilimiz Türkçeyi kaybedersek, candan aziz vatan toprakları dâhil, kaybedecek hiçbir değerimiz kalmamış demektir.

Roza Kurban’ın telif ve tercüme ettiği eser, bu tarihî hakikatleri ve günümüz gerçeklerini veciz bir şekilde yeniden hatırlatması bakımından çok önemlidir.

HİTABEVİ YAYINLARI:

Aksoy Çarşısı. Kızılay, Ankara. Telefon: 0.312-435 55 66 e-posta: hitabevi@gmail.com

----------------------

*Lejyon: Bir devletin millî ordusuyla birlikte hareket eden fakat farklı bir millete mensup insanlardan oluşan askerî birlik.

**Bolşevikler: Lenin taraftarları, Komünistler.

 

 

ROZA KURBAN

     24.09.1965 tarihinde Tataristan’ın Yeşel Üzen (Yeşil Dere) bölgesi Mulla İle (Molla İli) köyünde doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini doğduğu köyde yapmıştır. Liseyi, Mulla İle köyünden 5 km. uzaklıkta olan Norlat kasabasında okumuştur. Yüksek öğrenimine Tataristan’ın başkenti Kazan’daki 1 Numaralı Pedagoji Üniversitesi’nin Ana Sınıfı Öğretmenliği bölümünde başlamış ve 1990 yılında bitirmiştir. Aynı yıl Kazan Devlet Üniversitesi’nin Filoloji: Tatar Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmıştır. 1996 yılında ‘Tatar Ana Okullarında Konuşma Geliştirme Dersleri’ başlıklı tezini savunarak mezun olmuştur.

     1982 yılında Norlat kasabasındaki Ana Okulunda öğretmen olarak iş hayatına başlamış ve 1993 yılına kadar orada çalışmıştır. 1993 yılında Ana Okuluna müdür olarak tâyin edilmiştin. 1995 yılında evlenince Türkiye’ye gitmek zorunda kaldığı için müdürlük vazifesinden istifa etmiştir.

     Türkiye’ye gelince Tatarlar üzerinde çalışmalarına devam etmiş, eşi İklil Kurban ile beraber Rusçadan Türkçeye iki tane kitap çevirmiştir.

     Yayınlanmış Eserleri: 

1-S.İ. Rudenko, Başkurtlar: (Rusçadan çeviren İklil Kurban, Roza Kurban) Kömen yayınları, Konya 2001.

2-M.G. Hudyakov, Kazan Hanlığı Tarihine Özgü Araştırmalar: (Rusçadan çeviren İklil Kurban, Roza Kurban) , Epubli Yayınları, Berlin 2008.

3-Biz İdil’den, Ural’dan…: Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul 2014.

Tarihi İdil-Ural Kurultayı: 17. Türk Tarih Kongresi, 2. Cilt, 2. Kısım, s. 503-526, Ankara 2018.

4-İdil-Ural Kurultayı: Hitabevi Yayınları, Ankara 2020.

     Roza Kurban’ın Tatar Tarihi, Edebiyatı ve Dili üzerine yaptığı yayınlamış birçok araştırma yazıları bulunmaktadır. Yazıları Önce Vatan gazetesinde, Töre, Yeni Ses, Türk Yurdu, Türk Dünyası Tarih ve Kültür (TDAV), Türk Dünyası Dil ve Edebiyat (TDK), Türk Dili (TDK), Türk Dünyası İngiltere gibi dergilerde yayımlanmaktadır. Aynı zamanda çeşitli bilgi şöleni ve panellerde tebliğler sunmuştur.

Roza Kurban, iyi derecede Rusça bilmekte ve Tatar-Başkurt dilleri başta olmak üzere bütün Türk lehçelerinden haberdardır.

     Roza Kurban, evli ve bir çocuk annesidir.  

  

KUŞBAKIŞI

Türk Dünyâsında Ortak Alfabe Uygulamalar, Arayışlar, Teklifler

Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991 tarihinde dağılmasından sonra, ‘Türk Dünyası’ kavramı konuşulmaya başlandı.  En çok dile getirilen konu, ‘Türk Dünyası’nda Ortak Dil ve Alfabe’ olmuştur. Aradan geçen 30 yıla rağmen çözüm bulunamadı. Sebebi biliniyor. Sebep olanları gücendirmemek için isim telaffuz edilemiyor. 7 Türk Cumhuriyeti’nin edebiyatçıları ve Türk Birliği’ni, hava gibi-su gibi hayatın ‘olmazsa olmaz’ı olarak kabul eden vatanseverler, ‘Ortak Alfabe - Ortak İletişim Dili’ oluşturulamadığı takdirde; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkiye ve Türkmenistan’ın; çok verimli topraklarda boy salmış, şahane meyveler veren muhteşem ağaçlar gibi yan yana durmaya devam edeceklerini ifade ediyorlar.  Tertip edilen bilgi şölenleri, zirve toplantıları, kongreler, konferanslar… İştirak edenler için turistik gezi olmanın ötesinde bir mâni ifade etmiyor. Havanda dövülen sular hiçbir işe yaramıyor.

Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından 20-21 Kasım 2018 tarihleri arasında İstanbul’da tertip edilen ‘İkinci Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu’nda; Türkiye’den 10, Azerbaycan’dan 2, Kırgızistan’dan 2, Özbekistan’dan 2, Tataristan’dan 2, Başkurdistan’dan 1, Doğu Türkistan’dan 1, Kazakistan’dan 1 olmak üzere 21 ilim insanı tarafından çok değerli fikirler seslendirildi. Ne yazık ki aradan geçen 18 aya rağmen, netice: sıfıra sıfır elde var sıfır.

Sempozyumun Sonuç Bildirgesi

-Tavsiye edilen Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesinin kullanılması, sempozyum katılımcıları tarafından oy birliğiyle tasvip ve tasdik edilmiştir.

- Lâtin alfabesine geçiş hususunda Türk Dünyası aydınlarının birbiriyle daha çok iletişim hâlinde olması ve mümkün oldukça Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesini esas alarak çalışmalarını devam ettirmesi tavsiye ve temenni edilmiştir.

-Sempozyuma katılan ilim insanları, bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi, diğer Türk devlet ve topluluklarında da Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesinin kabulünün, Türk halklarının birbirini anlamasında ve kültür birliğinin pekiştirilmesinde çok önemli bir unsur olduğunu vurgulamışlardır.

-Sempozyum katılımcıları, Lâtin alfabesine geçme kararı alan Kazakistan'ın belirlediği Kazak Lâtin alfabesinin Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesiyle uyumlu olması ve bu alfabedeki karakterlerin yer aldığı ISO/IEC 8859-9 Lâtin-5 karakter seti içerisinden seçilmesi yönündeki arzu ve temennilerini dile getirmişlerdir.

-Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesinin uygulamaya geçirilebilmesi için Türk devlet ve topluluklarında belirli aralıklarla toplantılar düzenlenmesi, bunun için internet ağının kurulması ve böylelikle konunun gündemde tutulması tavsiye edilmiştir.

-Lâtin esaslı Türk Dünyası ortak alfabesinin Türk halklarında uygulamaya geçirilmesi çalışmaları için Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Keneşi) bünyesinde bir Alfabe Komisyonunun kurulması ve 1920'li yıllardan itibaren Türk Dili, Türk Dünyası, Türk yazı dilleri ve alfabeleri üzerine yüzlerce faaliyet düzenlemiş, eserler yayımlamış olan Türk Dünyası Dil Kurumlarının tecrübelerinden faydalanılması teklif edilmiştir.

-Bu sempozyumda alınan ilmî kararların yetkili organlara duyurulması tavsiye edilmiştir.

21 Kasım 2018, İstanbul

Bu bilgi şölenindeki tebliğler; Prof. Dr. Okan Yeşilot, Doç. Dr. Özlem Deniz Yılmaz, Araştırma Görevlisi Dr. Yeşim Çağlar ve Araştırma Görevlisi Dr. Bihter Günışık Köksal’ın editörlüğünde hazırlanan 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 280 sayfalık kitapta toplandı. Bu kitap, ümit edilir ki Türk Dünyası’nın sevilen icracı müzisyeni Bünyamin Aksungur’un Türk Dünyası’na muhteşem bir armağanı olan albümündeki ifade ile Uykuda olan Cananları uyandırır; Kaf dağının ardındaki ümitleri hayata geçirir.  

ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş.

İstiklal Caddesi, Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50

Belgegeçer: 0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr  www.otuken.com.tr 

 

MİLLİYETÇİLİK

Kapitalizmi yargılayan hâkimlerin, daha baştan idam fermanlarını ceplerinde taşıdığı söylenir. Milliyetçilik söz konusu olduğunda da aynı durum geçerlidir. Milliyetçilik türüne, hedefine ve icraatlarına bakılmaksızın toptan bir bakışla faşizmle, ırkçılıkla, önyargı ve şiddetle ilişkilendirilir. Milliyetçiliğin bu şekilde tarif edilmesi ve değerlendirilmesi milliyetçileri ister istemez bir savunma pozisyonuna sokar. Buradaki ana problem, milliyetçiliğin faşizmle, ırkçılıkla olan sınırının çizil(e)memesi ve neyi içerdiği ve neyi dışarıda bıraktığına dair bir tarifin ortaya konulmamasıdır.

 Milliyetçiliğin sâdece tarif edileceği veya nasıl tarif edilmesinin gerektiği ile ilgili değil, ömrüyle de ilgili hatalar yapılır. Çünkü milliyetçilik sanki moderniteyle birlikte yok olacak arkaik bir düşünce ve bağlılık biçimi olarak değerlendirilmiştir. Ancak milliyetçilik, beklentilerin tersine zaman zaman farklı ideolojilerle birleşip onlardan beslenerek ve onları da besleyerek sâdece ülke siyasetlerini değil dünya siyasetini de etkilemiştir. Bu yüzden çok boyutlu bir analizi hak etmektedir.

 Milliyetçilik isimli eser, konu üzerinde yapılacak çok boyutlu analizlere katkı sunmak maksadıyla atılmış bir adımdır.

Tevfik Erdem’in telif ettiği eser, 16 X 24 santim ölçülerinde, 1117 sayfa hacimle, Mart 2020’de yayınlandı. 

OTORİTE YAYINLARI:

 Gelemiş Mahallesi, Tümler Sokağı Nu: 27 Patara, Kaş, Antalya. Telefon: 0.537-49719 14

e-posta: otoritekitap@gmail.com  www.orotire kitap.com  

 

TÜRK’ÜM ÖZÜR DİLERİM:

Genç kardeşlerimizin mutlaka okuması gereken bir kitap

Kitaptaki bölüm başlıkları: *Bizim gözümüzle biz. *Onların gözüyle biz. *Onların gözüyle dünyâ. *Kültür ve çeşitleri.  Hepsi ve daha fazlası İskender Öksüz ironisi çeşnili…

Tadımlık bir bölüm:

Bu Türkler gerçekten dünyanın başına belâ. Şimdi de azınlıkları kovdukları ortaya çıktı. Düşünüyorum da Ermeni'ydi, Rum'du, Türklerin zulmettiği her ‘etnik Grup’tan tek tek özür dilemek yerine hepsini birden halletmenin bir yolunu bulsak. Bu kadar faşizanlığın üstüne son bir tanecik daha yapıp Türkleri toptan bu topraklardan sürüversek…

Bütün Türkleri kovmaya da gerek yok. Meselâ Ahmet Türk kalabilir. Orhan Pamuk, Baskın Oran gibi ‘aydınlar’ da. Zaten bu öyle büyük bir etnik temizlik gerektirmiyor. ‘Ne mutlu Türk'üm diyene’ ve ‘Türk'üm doğruyum çalışkanım...’ gibi faşizan ifadeler kaldırıldıktan birkaç nesil sonra nasıl olsa, ‘Evet, ben Türk'üm, kalkıp gideyim bari’ diyecek pek kimse kalmayacaktır geride. Anadolu'nun boşalma tehlikesi de yoktur. Avrupa Birliği'ndeki müttefiklerimizin ve onların Türkiye'deki dostlarının verdiği azınlık sayılarını alt alta koyup topladığımda nüfusumuz zaten 120.000.000 geçiyor.

Böylelikle o kadar problem birden çözülür ki... Kıbrıs diye bir mesele kalmaz; dünya da biz de rahat ederiz. Avrupa Birliği'ne girmek de bir hamlede hallolur. Hatta bakarsınız Avrupa Birliği bize girer. Ermenistan sınırı açıldıydı, kapandıydı da biter. Karabağ umurumuzda olmaz. Sahi belki ‘ben Türk'üm’ diyenleri Azerbaycan'a yollarız. Oradakiler kendilerine Türk diyor ya. Biz de birkaç yıl sonra topuna birden ‘Azeri’ deriz.

Bu fantezi tabii… (İnşallah öyledir.) Fakat o kadar fantezi olmayan bir yol daha var. Eğer Türkiye'de yaşayanların aslında otuz kırk etnik gruptan ibaret olduğuna, bir milletten bahsedilemeyeceğine, etnik grupların üstünde, millet değil, olsa olsa ‘vatandaşlık’, yâni bir pasaport bürokrasisi bulunduğuna insanları ikna etmek. Böylelikle millet gider, kavga biter. Türkiye ulus devlet değil, bir etnik mozaik olur. Dubai Havaalanı'nın transit salonu gibi bir şey…

Türklerin kabahatleri:

Bu Türkler, bin yıl kadar öncesinden başlayarak önce Rumeli'yi, sonra da Anadolu'yu Türkleştirdiler. Batılı ve medenî bir millet olmadıkları için, bu Türkleştirme sırasında da yerli halkı yok etmeyi akıl edemediler. Hâlbuki İspanyolların Müslüman ve Yahudilere, Amerikanların yirmi milyon yerliye yaptıkları gibi yapsalardı, bu işgali geri püskürtmek mümkün olmayabilirdi. Bunu düşünemediler ve temizlik hiç de zor olmadı. İlk işgal ettikleri Rumeli birkaç yıl içinde pirüpak oluverdi. Ve Alev Alatlı ustamızdan öğrendiğimiz, Emest Renan'ın tahminindeki gibi Türkler bunu artık hatırlamıyorlar bile. Hatta Ernest Renan bile bu kadarını düşünememişti; kendilerini temizleyenlerden bir de özür diliyorlar. Bu ırzına geçilen kadının, mütecavizin yüzünü tırnakladığı için özür dilemesine benziyor.

İyi okumalar efendim!

PANAMA YAYINCILIK:

 Yüksel Caddesi Nu: 7-A/7 Kızılay Ankara. Telefon ve Belgegeçer: 0.312-432 14 80

e-posta: info@panamayayincilik.com internet: www.panamayayincilik.com

 

KISA KISA… / KISA KISA… 1-YÜZYILLIK HASRET – KUDÜS 1917: Nurettin Taşkesen / Mihrabat Yayınları.

2-EDEBİYAT TERAPİ: Mine Özgürel / Doğan Kitap.

3-SON DİLEK: Andrzej Sapkowski – Regaip Minâreci / Pegasus Yayınları.

4-İSTANBUL YAZILARI: M. Nisan Genim / Kırmızı Kedi Yayınları.

5- UYGUR TÜRKLERİ KÜLTÜRÜ VE TÜRK DÜNYÂSI: Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı / Çağrı Yayınları.