IMG-LOGO
Röportaj

Şâir, Edib ve Hatip Yavuz Bülent Bâkiler ile Dilimiz Türkçe Üzerine Sohbet

13 June 2020

Oğuz Çetinoğlu: Etik’ kelimesi, ‘ahlâk’ kelimesinin yerini doldurabilir mi? Niçin?

 

Yavuz Bülent Bâkiler:“Etik”kelimesi kat’iyyen “ahlâk” kelimesinin yerini doldurmuyor, dolduramaz! Evvelâ sormak istiyorum: Bizim, Arapça asıllı olmasına rağmen, tamamen Türkçeleşmiş bir “ahlâk” kelimemiz varken, niçin onu kaldırıp atıyor, yerine zibidi bir “etik” kelimesini koyuyoruz?

 

Bizim “ahlâk” kelimesinden türettiğimiz başka kelimelerimiz de var. Mesela: “Ahlâklı-Ahlâksız-Ahlâk dışı- Ahlâkçılık-Ahlâk zabıtası-Ahlâk yasası-Ahlâka uygun-Ahlâksızlık” gibi kelimeler…

 

Şimdi aptalca bir kararla, hadi diyelim ki “ahlâk” yerine “etik” kelimesini aldık. Peki, “ahlâksızlık” yerine nasıl “etiksizlik” diyebiliriz? “Ahlâklı adam” yerine “Etikli adam”, “ahlâkı bozulmuş” yerine “Etiği bozulmuş kişi”… Bunun gibi, “ahlâk zabıtası” yerine “Etik zabıtası” demek de, kızlarımızı ve kadınlarımızı bir karış uzunluğundaki bir etekle sokaklara çıkarmak gibi bir hareket olur!

 

Çetinoğlu: İlim’ nedir, ‘bilim’ nedir?

 

Bâkiler: İlim; araştırmaya, incelemeye, hâdiselerin kanunlarını bulmaya bağlıdır. Bilim ise, daha çok, sadece görmeye, tanımaya, içgüdüye dayanır.

 

Hayvanlar bile suyu, başka sıvılardan ayırırlar. Ama suyun iki molekül hidrojenle bir molekül oksijenden meydana geldiğini sadece ilim adamları bilirler.

 

Köpekler bile sâhiplerini tanırlar. Ama bir insanın iç ve dış organlarını, sağlığını, hastalığını… sâdece ilim adamları bilir. Bir çocuk, doğar doğmaz, anne sütüne uzanır, anne sütünü tanır, anne sütüyle beslenir. Ama anne sütünün faydalarını, anne sütünün diğer sütlerden farklı olduğunu, sadece ilim adamları bilirler.

 

Her insan, depremin ne demek olduğunu bilir. Ama depreme dayanıklı evler yapmak, sadece ilim adamlarının harcıdır. Japonya’da 7.2 şiddetinde bir deprem olduğunda 3-4 kişinin ya başı yarılıyor, ya yarılmıyor. Ama Körfez depreminde olduğu gibi, 7.2 şiddetinde Türkiye’de bir deprem olduğunda, 20.000 kişiyi ebedî âleme uğurluyoruz. Neden? İlim ve bilim arasındaki büyük farktan! Bence, ilim kelimesindeki ciddiyet, derinlik, güzellik, aydınlık… bilim kelimesinde yoktur.

 

Çetinoğlu: İzlenim’ kelimesi, ‘intiba’ kelimesine tercih edilebilir mi?

 

Bâkiler: Bence, intiba kelimesi, Türkçemizde esas mânâsından farklı bir şekilde anlaşılıyor, o bakımdan izlenim yerine intiba kelimesi kullanılıyor. Bana göre izlemekte, izlenimde bir hareket vardır. Yani birisi önünüze düşer gider, siz de onu tâkip edersiniz. Burada izlemek söz konusudur. Bu bakımdan bir TV programı izlenilmez, bir konferans izlenilmez, seyredilir ve dinlenilir. Mesela, bir tiyatro eserini seyretmeye gittiğinizde, perde önüne çıkan kişi, salonu dolduranlara, “Sayın seyirciler” diye hitap ediyor. Bu hitap şekli doğrudur. Ama bir TV programı için sunucu: “Sayın izleyiciler!” diye söz başlıyor. Bu yanlış bir hitap tarzıdır. Niçin tiyatro salonunda “Sayın seyirciler” diyoruz da, bir TV başında oturanlara “Sayın izleyiciler!” diye sesleniyoruz?

 

İntiba: Arapça asıllı bir kelimedir ve: “Göz açıklığı veya hassasiyet” demektir. Dikkatli olmak, dikkat etmek mânâsında bir kelimedir. O bakımdan bana göre, ‘intiba’ yerine ‘izlenim’ kelimesinin kullanılması yanlıştır, ama kullanılıyor işte!

 

Çetinoğlu: Zannederim’ mi, ‘sanırım’ mı demek daha doğrudur?

 

Bâkiler: Bunlar, müterâdif fiilerdir. Yerine göre her ikisi de kullanılabilir. Yeter ki “san-al” gibi uydurmalara başvurulmasın, “maznûn, zanlı” gibi târihî derinliği olan kelimelerin yerine “sanık” denilmesin ve “zannî, mevhûm” gibi kelimeler tasfiye edilmeye kalkışılmasın!

 

Çetinoğlu: Hikâye’ ile ‘öykü’ arasındaki fark nedir?

 

Bâkiler: Seksen iki yaşındayım. Şimdiye kadar 24 kitabım yayımlandı. Binden fazla makalem çeşitli gazetelerde çıktı. Ben bir kere bile ‘öykü’ kelimesini kullanmadım. “Hikâye” bizim bin yıllık dostumuzdur. Öykü ise daha dünün fırlaması…

 

Çetinoğlu: Şâir’ ile ‘ozan’ arasındaki?

 

Bâkiler: Her ozan, aynı zamanda şairdir. Ama her şair ozan değildir. Ozan, şiirlerini sazıyla çalıp söyleyen kişidir. Ama şairin sazı yoktur. Mesela: Âşık Veysel, aynı zamanda bir ozandır. Ama Necip Fazıl Kısakürek veya Yahya Kemal Beyatlı… sâdece şairlerdir.

 

Şairlere ozan denildiğini duyunca, okuyunca şaşırıyorum ve Türkçe adına utanıyorum.

 

Çetinoğlu: Sınav’ mı, ‘imtihan’ mı?

 

Bâkiler: Sınav uydurma, imtihan Türkçedir. “Sınav” kaideli bir türetme olsaydı dahi, ona itibâr edilemezdi. Çünkü bir dilde karşılığı mevcut olan bir mefhum için yeni kelime türetmek de, uydurmacılıktır.

 

Çetinoğlu: Ekonomik sebepler’ mi, ‘İktisâdî sebepler’ mi?

 

Bâkiler: Müterâdif olan bu kelimelerin her ikisi de Resmî Dilde kullanılıyor. “İktisâd” ve “iktisâdî”, Arapçadan iktibâs edip Türkçeleştirdiğimiz köklü kelimelerdir. Bu tâbirler, asırlardır kullanılmakta ve dilimizin sayısız denilebilecek kadar çok metninde yer almış bulunmakta iken, onların yerine Fransızca karşılıklarını ikame etmekteki mantık, maksad nedir? Âşikâr ki bu gibi iktibâsların sebebi, kültürümüzü toptan Frenkleştirme siyâsetine muvâzi olarak, dilimizi (daha doğrusu Resmî Dilimizi) de Frenkleştirmektir ve maalesef buna büyük ölçüde muvaffak da olmuşlardır. 

 

Çetinoğlu: Sebep’ mi, ‘neden’ mi?

 

Bâkiler: Akılsız adamlar, aptal adamlar, ahmak adamlar ‘sebep’ kelimesi yerine “neden” kelimesini uydurup koydular. Eskiden biz: “Neden sebepsiz yere gülüyorsun?” diyorduk. Şimdi: “Neden nedensiz yere gülüyorsun?” diyoruz. Bu cümlede zerre kadar bir güzellik var mı?

Sebep ne?” yerine “Nedeni ne?” diyenlerin dil sefaletlerine acıyorum!

 

Çetinoğlu: Kelime’ mi, ‘sözcük’ mü?

 

Bâkiler: Bana göre, “kelime”deki güzellik, incelik, ağırlık… “sözcük” kelimesinde yoktur. Eskiden bizim “kelimecik” diye bir kelimemiz de vardı. Meselâ karşımızda put gibi susup kalan bir kimseye: “Neden böyle susup kalıyorsun? Bana bir kelimecik olsun söylemeyecek misin?” diyorduk. Şimdi ağzımızı “Sözcükcük” diye açamayız. Açamıyoruz. Sözcük, bizim kâtil kelimelerimizden biri oldu; çok yazık!

 

Ayrıca, “söz-cük”, küçük bir söz demektir ve Türkçenin mantığına göre, “kelime”, ne “söz” (“lâfız”, Fransızca “parole”), ne de “söz-cük”tür; “söz”ün her bir unsurudur. Uydurmacılar, daha evvel, kelime karşılığında “til-cik” diye bir şey uydurmuşlardı. Bu uydurmadaki “til”, “dil”in Eski Türkçedeki telâffuz şeklidir. Bu durumda, “kelime”yi, “küçük bir dil” demek olan “til-cik”le karşılamış oluyorlardı. Görüldüğü gibi, bunlar tımarhânelik kelimeler ve bu adamlar da tımarhâne kaçkınlarıdır!

 

 

YAVUZ BÜLENT BÂKİLER

23 Nisan 1936 tarihinde Sivas'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas, Gaziantep ve Malatya'da tamamladı. 1960'ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

Dört yıl Ankara Radyosu'nda çalıştı. 1969-1975 yılları arasında Sivas'ta avukatlık mesleğini icra etti. Bir süre Başbakanlık Toprak-Tarım Reformu Müsteşarlığı'nda Hukuk Müşaviri olarak hizmet verdi.

1976-1979 yılları arasında Ankara Televizyonu'nda görev aldı. Çeşitli kültür programları hazırladı ve sundu. TRT’den Kültür Bakanlığı'na Müsteşar Yardımcısı olarak geçiş yaptı.

12 Eylül 1980 darbesinden bir süre sonra Kültür Bakanlığı Müşavirliği'ne alındı. Daha sonra da Başbakanlık Müşavirliği'ne tayin edildi. Oradan kendi arzusuyla emekliye ayrıldı.

Çeşitli gazetelerde ve dergilerde fıkralar-makaleler yazdı. Bir süre Samanyolu Televizyon Kanalında Türk Cumhuriyetlerini anlatan ‘Bizim Türkümüz’ programını hazırladı. Aynı kanalda ‘Sözün Doğrusu’ isimli kültür programını ekranlara getirdi.

1989 yılında TRT 1 Televizyon Kanalı’na, 16 bölümden oluşan ‘Avrupa’da Türk İzleri’ isimli programın senaryosunu hazırladı. Bu eseri ile Türkiye Millî Kültür Vakfı’nın ‘1989 yılı Radyo ve Televizyonda Millî Kültürümüze Hizmet Eden Programlara Teşvik Armağanı’na layık görüldü.

Kendisine takdim edilen diğer armağanlar:

*Türk dilini şiir dünyasına taşıyıp taçlandıran çalışmalarından dolayı Atatürk Kültür merkezi’nin Şeref Üyeliği. (1999) *Türkiye Azerbaycan kültür münasebetlerini geliştirmesi ve Azerbaycan’a yürekten bağlılığı sebebiyle Azerbaycan Ziyalılar Cemiyeti Şeref Üyeliği. (1999)

 *Azerbaycan Halk Cephesi’ tarafından Elçibey adına Türklüğe Hizmet Armağanı. (2002)

*Dünya Türklüğüne Hizmet Ödülleri: ,

*Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi.

*Türkiye Cumhuriyeti TİKA Başkanlığı.

 *Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatkârlar Vakfı. 

*Türk 2000’ler Vakfı.

*Azerbaycan Dünya Genç Türk Yazarları.

 *Dil Gazetesi.

Edebiyat Doktor Unvanları:

 *Azerbaycan Asya Üniversitesi.

*Azerbaycan Gence Üniversitesi.

Türk Diline Hizmet Ödülü:

*Karaman Valiliği.

 *Kombassan Holding

*Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi.

 *Türkiye Yazarlar Birliği.

 *Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti.

 Türk Kültürüne Hizmet Ödülleri:

*Türkiye Millî Kültür Vakfı.

*Kayseri Aydınlar Ocağı.

 *Türk Ocakları Genel Merkezi.

*Academi Of Art And Culture Word.

*Boğaziçi Dergisi.

*Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği.

Fahri Hemşehrilik Ödülleri:

*Malatya Belediye Başkanlığı. 

*Gaziantep Belediye Başkanlığı.

 Diğer Ödüller:

*Yılın Edebiyatçısı Ödülü: Sivaslılar Eğitim Kültür ve Yardım Vakfı.

*Gaspıralı İsmail Bey Ödülü: Milletlerarası 4. Türk Olimpiyatı.