IMG-LOGO
Güncel

Bir İnsanlık Suçu Olarak İşkence

05 June 2020

İşkence kavramı, bir kamu görevlisinin kamu görevinin verdiği yetki ve gücü kullanarak bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışların tamamını ifade eder. Burada anahtar kavram kamu görevlisi ve kamu görevinin verdiği yetki ve güç kelimeleridir. Kamu görevlisi olmayan kişilerce işlenen aynı fiiller işkence değil “eziyet” suçunu oluşturur. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişiler bu yazının kapsamı dışındadır. Kamu görevlisi olmayan kişiler bakımından istisna bu kişilerin kamu görevlilerince işlenen işkence suçuna iştirak etmeleri yani ortak olmalarıdır. Bu durumda kamu görevlisi olmayan kişiler de tıpkı kamu görevlileri gibi yargılanır.

            İşkence suçunda bir diğer husus suçun işleniş şeklidir. İşkence suçunun söz konusu olması için illa ki mağdura fiziki bir zarar verilmesi gerekmez. Mağdura hiçbir fiziki zarar vermeden sistematik olarak hakaret etme veya mağdurun algısını etkileyecek şekilde sürekli olarak kendisi veya yakınları hakkında tehditte bulunma veya mağduru çırılçıplak soyup utanmasını ve kendisini çaresiz hissetmesini sağlama gibi fiiller de işkence suçunun meydana gelmesi için yeterlidir.

            İşkence bir insanlık suçudur. Zaten Türk Ceza Kanununda da insanlığa karşı suçlar başlığı altında sayılmaktadır. İşkence suçlarının cezalandırılmasında diğer suçlardan önemli bir farkı vardır; diğer suçlardan farklı olarak işkence suçu zamanaşımına uğramaz.

 

Kamu Görevlileri Neden İşkence Suçunu İşler

 

            İşkence sadece mağdurun değil aynı zamanda ve hakikatte suçu işleyenlerin insanlık onurlarını ayaklar altına alan bir suç olmasına rağmen bazı kamu görevlileri neden bu suçu işler? İşkence suçunun işlenmesinde farklı Saikler vardır. Bu saiklerden bazılarını saydıktan sonra kısaca açıklamaya çalışalım.

            İşkence suçunun işlenme saiklerini; kişiyi cezalandırma, kişiden bilgi almaya çalışma, kişiyi küçük düşürme/aşağılama, suçu işleyen kamu görevlileri açısından güç gösterisi yapma ve yine suçu işleyen kamu görevlilerinin psikolojik durumları olarak sayabiliriz. Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.

 

Kişiyi Cezalandırma Amacıyla İşkence

 

            Kamu görevlileri bazı durumlarda ellerindeki kamu gücünü kişileri cezalandırma amacıyla kullanırlar. Bunun sebebi söz konusu kamu görevlilerinin kişiye karşı şahsi husumet besliyor olmalarıdır. Bu şahsi husumetin çok farklı sebepleri olabilir. Fakat sebep ne olursa olsun kamu görevlilerinin bir kişiye işkence yapmalarının hiçbir haklı tarafı olamaz.

            Bir kere kamu görevlilerinin kişiyi cezalandırma yetkisi yoktur. Kişileri polis, jandarma, gardiyan vb. kamu görevlileri cezalandıracaksa o zaman hakimlerin, savcıların, avukatların, kalem memurlarının, mübaşirlerin kısaca yargı teşkilatının varlığına gerek yoktur. Böyle bir şey ileri sürmek ise en basit tabirle saçma olur. İkincisi suç işleyen kişilere verilecek cezalar kanunlarla belirlenmiştir. Suç işleyen kişiler zaten kanunda belirtilen cezaya çarptırılmaktadır. Bu kişilere bir de işkence uygulayarak ikinci bir ceza vermek o kişi ne kadar adi bir suç işlemiş olursa olsun adaletsiz olur.

            Kişileri cezalandırma amacıyla işkence yapılması konusuna daha çok terör suçlarında çok rastlanmaktadır. Terör ve terörün yıkıcılığı konusu güvenlik güçlerinde devleti koruma refleksi meydana getirmektedir. Özellikle güvenlik güçleriyle çatışmaya giren, güvenlik görevlilerini şehit eden bir terör suçlusu ele geçirildiği zaman güvenlik görevlilerinin bu tip suçlulara intikam hisleriyle yaklaştığına ve bu suçlularının cezasını kendilerinin vermek istemelerine şahit olmaktayız. Hâlbuki yukarıda da ifade ettiğimiz üzere hiçbir kamu görevlisinin kişileri cezalandırma yetkisi yoktur. İkincisi de işkence insanlık onurunu ayaklar altına alan bir suçtur ve mağdurdan ziyade failin insanlık onurunu ayaklar altına almaktadır.

            Devlet, hangi suçu işlemiş olursa olsun gözaltına alındığı andan yargılamasının yapıldığı ana ve hakkında cezaya hükmedildiği andan cezasının infazının bittiği ana kadar suç şüphelisine karşı soğukkanlılıkla yaklaşmalıdır. Modern tabirle devlet “cool” olmalıdır. Devlet, gözaltına alırken de, yargılarken de, cezayı infaz ederken de soğukkanlı olmalıdır. Aksi halde adalet tecelli etmez.

            Kaldı ki, işkencenin bir ceza olarak uygulanması konusuna göz yumulursa bu uygulamanın yaygınlaşması kaçınılmazdır. Bugün terör şüphelisine karşı yapılan işkenceye göz yumulursa yarın bu uygulama ülkenin diğer yerlerinde en basit suç şüphelilerine hatta suçu olmayan insanlara karşı bile uygulanır. Geçtiğimiz günlerde sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri için bir grup gencin yüzleri duvara dönük şekilde çevrilerek yan yana dizildikleri sahneyi hatırlayın. Yine sosyal medyada benim memleketim olan Erbaa’da (Tokat) çekildiği için dikkatimi çeken 12 Kasım 2019 tarihli bir videoda, alkollü ve ehliyetsiz araç kullandığından kolluk görevlilerinden korkan ve durmayıp yoluna devam eden bir gencin arabasının önü kesilerek arabasından çıkartıldığı ve bir yandan çok ağır küfürler edilerek tekme tokat dövüldüğü görünüyordu. Erbaa ki Ak Parti ve MHP’nin yerel seçimlerde ittifak kurmayıp kendi adaylarını çıkardığı ve MHP’nin %52, AK Parti’nin %38 oy aldığı, geriye kalan oyların da diğer “sağ” partilere gittiği bir ilçedir. Bu demek oluyor ki kolluk görevlilerin terör suçlularına işkence yapmasına müsamaha gösterirseniz bu problem kronikleşir ve kanser gibi yayılır. Hatta öyle bir yayılır ki iktidara destek veren, iktidara yakın olan insanlara bile sirayet eder.

 

Kişiden Bilgi Almaya Çalışma Amacıyla İşkence

 

            İşkence suçunun en sık rastlandığı durumlardan biri de kişiden bilgi alma amacıyla işkence yapılmasıdır. Bu durum işkence suçunun insanlık dışı olmasını bir kenara bırakırsak işkencenin en mantıksız olduğu Saiklerden biridir. Bir kere kamu görevlilerinin hakkında delil ve bilgi sahibi olmadıkları, neyi bilip neyi bilmediğine dair bir fikirleri olmadığı bir kişiye işkence yaparak ondan bilgi almaya çalışmaları işin özünde mantıksızdır. İkincil olarak kendisine işkence yapılan kişinin işlemediği bir suçu kabul edip üstlenmesi veya kamu görevlilerinin kendisinden duymak istediği şeyleri –gerçeğe aykırı olmasına rağmen- söylemesi son derece olağandır. Tekraren ifade edeceğimiz üzere işkence suçunun insanlık dışı olmasını bir kenara bırakırsak, sadece bu yönüyle bile adalete hizmet etmeyen bilakis adalet kurumunu ve duygusunu yerle bir eden bir suç konusudur.

            5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girdiği tarihlerde şu söylemi çok duymuşsunuzdur; “Artık şüpheliden delile ulaşılmayacak, delilden şüpheliye ulaşılacak.” Bu söylem yeni kanunun işkenceyi ortadan kaldıracağına dair bir söylemdi.

            5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu vatandaşın uyması için getirilen bir kanun değildir. Bu kanun, kolluk görevlilerinin, savcıların ve hâkimlerin uyması için getirilmiştir. Bizzat kolluk görevlilerinin uyması için getirilen bir kanuna kolluk görevlileri uymazsa, kanunu bizatihi kolluk görevlileri ihlal ederse ülkede kimsenin kanuna ve hukuk kurallarına uymasını bekleyemezsiniz. Devletin getirdiği kanuna devletin kendi görevlileri uymaması demek devletin kendi eliyle kaos ortamı oluşturuyor olması demektir.

 

Kişiyi Küçük Düşürme/Aşağılama Amacıyla İşkence

 

            Kişiyi küçük düşürme/aşağılama amacıyla işkence suçuna genellikle siyasi nitelikteki vakalarda, yani kişinin aslında hiçbir suç işlemediği ancak bir iktidar mücadelesinin kurbanı olduğu durumlarda rastlanmaktadır. 27 Mayıs Darbesi’nin akabinde Yassıada’da Adnan Menderes’e yapılan insanlık dışı muameleler, 12 Eylül Darbesi sonrası sağ ve sol görüşlü binlerce insana hem gözaltında hem de tutukluluk veya hükümlülük sırasında cezaevlerinde yapılan muameleler, yine son dönemde siyasi nedenlerle gözaltına alınan veya tutuklanan kişilere yapılan muameleler bu kapsamdadır. Bu kişilerin suç işlemedikleri kamu görevlileri tarafından da bilinmektedir ancak siyasi saiklerle bu kişileri küçük düşürme/aşağılama amacıyla işkence söz konusu olabilmektedir.

 

Kamu Görevlilerinin Güç Gösterisi Yapma Gayesi

 

            İşkence suçu bazen de güç gösterisi yapma gayesiyle işlenmektedir. Buradaki güç gösterisi mağdura karşı değil, “dosta güven düşmana korku” verme amacıyla vatandaşa karşı yapılmaktadır. “Biz buradayız” mesajı vermek istenmektedir. Bu tip işkenceler toplum içinde zaman zaman destek de bulurlar. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da kendisine kimlik sormak isteyen polis memurunu şehit eden terör örgütü üyesiyle alakalı sosyal medyada dolaştırılan fotoğraflar buna örnek gösterilebilir.

 

Kamu Görevlilerinin Psikolojik Durumları

 

            İşkence suçu bazen de kamu görevlilerinin psikolojik durumlarından kaynaklanmaktadır. Burada da farklı psikolojik özellikler öne çıkmaktadır. Bazen başka bir insanın hayatına etki edebilme gücünün verdiği bir megalomanlık bazen de mesleği icra ederken karşılaşılan olumsuz durumların getirdiği psikolojik yıkım buna sebep olabilmektedir. Polislik askerlik gibi meslekler gerçekten çok zor ve son derece yıpratıcı mesleklerdir. Bir kere son derece sert ast-üst ilişkisi söz konusudur. Başka hiçbir sebep olmasa bile kötü bir amir emri altındaki bütün personelin psikolojisini tek başına mahvedebilmektedir. İkincil olarak bu mesleklerin içerdiği tehlike, kolluk görevlilerin her an ölümle burun buruna yaşıyor olmaları hissi, meslek okulundan beri omuzlarına yüklenen ve kolluk görevlilerinin temel motivasyon kaynağı olan “devleti koruma” düşüncesi ve bu düşüncenin doğal olarak meydana getirdiği başkalarını devlet düşmanı olarak gören bakış açısı bazı kolluk görevlilerinde psikolojik yıkım meydana getirebilmektedir. Üçüncü olarak yaşanılan acı tecrübeler, örneğin mesai arkadaşının bir pusuda, görevde veya çatışmada şehit olması, ülkenin bazı bölgelerinde bölge halkının düşmanca bakış açısı, yine bazı bölgelerde çocukların bile kolluk görevlilerine ait araçlara topluca taşlı saldırıda bulunmaları kolluk görevlilerinde psikolojik yıkıma neden olabilmektedir. İşte tüm bu olumsuz çalışma koşulları kolluk görevlilerinin önlerine “suçlu” sıfatıyla gelen kişiye düşmanca yaklaşmasına ve işkence gibi ağır fiilleri gerçekleştirmelerine sebep olabilmektedir.

 

Devlet “Cool” Olmalıdır

 

            Sonuç olarak; gerekçesi ne olursa olsun işkence bir insanlık suçudur. Mağdurun insanlık onurunu ayaklar altına aldığı kadar failin insanlık onurunu da ayaklar altına almaktadır. İşkence suçunun hiçbir haklı bahanesi olamaz. Kamu görevlilerinin, kişilere devletin mehabetine yakışır bir soğukkanlılıkla yaklaşması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin vazifesi kişileri cezalandırmak değildir, böyle bir yetkileri de yoktur. Kamu görevlilerinin sahip oldukları imkânlar işlenen herhangi bir suça ait delillere hukuk kuralları içerisinde ulaşmaya yeterlidir. Kamu görevlilerinin herhangi bir suç deliline ulaşmak için kişiye işkence yapmaya hakkı ve ihtiyacı yoktur. Bir yargısal faaliyet kapsamında gözaltına alınan, tutuklanan ve/veya hüküm giyen herkes devlet için birer emanettir. Devletin bu emanete en iyi şekilde sahip çıkması gerekmektedir. Devletin gözaltına alma, tutuklama, cezayı infaz etme aşamalarından oluşan yargısal süreci kendi baba kimliğine ve müşfikliğine yakışır şekilde hayata geçirmesi gerekmektedir. Yani devlet “cool” olmalıdır. Kamu görevlisinin temel görevi kamu düzenini tesis etmektir. Kamu görevlisinin dosta güven, düşmana korku vermek için suç işlemesi kabul edilemez. Kamu görevlileri, ağır ve zorlu çalışma koşulları nedeniyle zaman zaman psikolojik olarak yıpranmakta ve bu durum vatandaşa olumsuz yansımaktadır. Devletin bu olumsuzluğun önüne geçmek için kamu görevlilerinin mental şartlarını da iyileştirmesi gerekmektedir. Ve nihayet devletin, işkence suçunu önlemek için tedbirler alması ve bu suçun işlendiği durumlarda kesinlikle müsamaha göstermeden ilgililere gerekli cezayı vermesi gerekmektedir.