IMG-LOGO
Röportaj

Doç. Dr. NASRULLAH UZMAN İle 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesinden Sonra Yassıada’yı Konuştuk

31 May 2020

(Üçüncü  Bölüm)

 

 

Çetinoğlu: Sonra Yassıada günleri başladı…

 

Doç. Dr. Uzman: Demokrat Partililerin yargılanacakları yer olarak Marmara Denizi’nde, Burgaz Adası’nın 2,5 mil batısında 47 metre yüksekliğinde, 180 metre genişliğinde ve 280 metre uzunluğundaki Yassıada seçildi. Yassıada, 1947 yılında Hidiv İsmail Paşa’nın mirasçılarından satın alınmış olup Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın emrinde Deniz Topçu ve Harekât Sınıf Okulları Eğitim Tesisi olarak hizmete tahsis edilmişti. Yassıada’nın modern askerî tesislere kavuşturulması ise Demokrat Parti döneminde Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan’ın çabaları ile gerçekleşti. Emekli olduktan sonra Demokrat Parti’den milletvekili seçilen Sadık Altıncan, ne hazindir ki 27 Mayıs’tan sonra diğer DP’lilerle birlikte Yassıada’da yargılananlar arasında yer aldı. Üstelik kendisinin armağan ettiği bir tüfeğin sergilendiği vitrinin hemen yanındaki odaya hapsedildi.

Ankara’da Harp Okulu’nda, İstanbul’da ise Davutpaşa Kışlası’nda tutulan Demokrat Partililer, yoğun güvenlik tedbirleri altında Yassıada’ya sevk edildi. DP’lilerin Yassıada’ya sevk işlemleri darbeden 2 gün sonra başladı ve yaklaşık 20 gün içerisinde tamamlandı. 14 Haziran 1960 târihi itibâriyle Harp Okulu’nda tutulan toplam Demokrat Partili milletvekili ve bakan sayısı yalnızca 48’di.18 Haziran 1960 târihi itibâriyle Demokrat Partili milletvekili ve bakanlar Yassıada’ya sevk edildi.

Harp Okulu’ndaki DP’liler Yassıada’ya götürülmek üzere Etimesgut havaalanından nakliye uçaklarına bindirildi ve Yeşilköy Havaalanına getirildi. Buradan da Yeşilyurt’taki iskeleye getirildi ve vapurla Yassıada’ya sevk edildi. Birçok DP’li, Harp Okulu’nun kapısından çıktıkları andan Yassıada’ya getirilene kadar şiddet ve hakarete mâruz kaldı. Adnan Menderes ve Celal Bayar ise diğerlerinden ayrı olarak farklı uçaklarla Yeşilköy Havaalanına getirildi. Herhangi bir kötü muameleye de mâruz kalmadılar.

27 Mayıs’tan hemen sonra Ankara ve İstanbul’da gözaltına alınıp Yassıada’ya nakledilen Demokrat Partili sayısı 592’ydi. Bunlar arasında Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, DP’li milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları, valiler ve yüksek bürokratlar vardı. Sonradan bazı polis şefleri ve yolsuzluklara adı karışan bir kısım işadamı da Yassıada’ya sevk edilecekti. DP milletvekillerinin tamamı gözaltına alındı; ancak Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçilen Ali Fuat Cebesoy’a dokunulmadı. Gözaltına alınanlar arasında DP’li 7 kadın milletvekili de vardı. Demokrat Partililer Yassıada’da üç gruba ayrıldı ve özel bölmelere yerleştirildi. Buna göre Celal Bayar ve Adnan Menderes, pencereleri demirli özel odalara yerleştirildi ve başlarına muhafız olarak birer subay dikildi. Subayların, sanıklarla konuşmaları yasaklandı ve odalarına dinleme cihazları yerleştirildi. Her ikisi de arkadaşlarından tecrit edildi. İkinci grubu güney bölgedeki binalara yerleştirilen eski bakanlar ve DP Tahkikat Encümeni üyesi milletvekilleri oluşturdu. Üçüncü grubu oluşturan milletvekilleri ve diğer tutuklular ise topluca koğuşta tutuldu.

 

Çetinoğlu: ‘Disiplini sağlamak’ maksadıyla neler yapıldı?

 

Doç. Dr. Uzman: Yassıada’da tutuklu bulunan Demokrat Partililer sabah saat 07.00’de kalkıyorlar ve kahvaltılarını saat 07.30-08.00 arasında yapıyorlardı. Demokrat Partililer kahvaltıya, yemek yedikleri barakalara, havalandırmaya veya mahkemeye tek sıra hâlinde askerlerin gözetimi altında gidiyorlar ve bu sırada birbirleriyle konuşturulmuyorlardı. Konuşma yasağı yemek yedikleri esnada da geçerliydi. Ada’daki yemekler zaman zaman tatsız ve doyurucu olmaktan uzak bulunuyor ve şikâyet konusu oluyordu. Sabah kahvaltısında ise bazı günler farklılık göstermekle birlikte peynir, reçel, tereyağı, zeytin ve çay veriliyordu. Saat 12.00’de olan öğlen yemeğinde yine bazı günler farklılık olmakla birlikte et yemeği, pilav, makarna, kuskus ve hoşaf; saat 18.00’deki akşam yemeğinde ise çorba, ıspanak ya da pırasa veya kapuska ve her akşam yoğurt veriliyordu. Birçok milletvekili Yassıada’da kaldığı süre boyunca psikolojik ve fiziki şartların sebep olduğu problemler neticesinde kilo kaybetti.

Tevfik İleri’nin günlüklerinden öğrenildiği üzere 11 Ağustos 1960 târihinde Demokrat Partililere Yassıada’ya dâir bir dizi kısıtlamalar ve kurallar içeren birer tâlimatnâme dağıtıldı.

Çetinoğlu: Tâlimatnâmede neler yazılydı?

Doç. Dr. Uzman: Bu kural ve kısıtlamaların bazıları şunlardı:

- Nezârette bulunan şahıslar, günde bir defa ve en yakın akrabalarına sağlık durumları ile ilgili mektup yazabilirler.

- Resmî ve özel müesseselerle yapılacak işler için özel madde tasrih edilerek tanzim edecekleri vekâletnameler her hafta cuma günü gönderilecektir.

- Vefat edenlerin tespit edilen aile adresleri varsa, vefat haberi Boğazlar ve Marmara Deniz Kolordu Komutanlığı’nca ailesine bildirilecek, PTT masrafı ise ailesinden veya üzerinde çıkan paradan alınacaktır.

- Vefat eden kişi hemen morga kaldırılacak, askerî hâkim, sorgu hâkimi ve Cumhuriyet Savcısı gerek gördüğü takdirde en az iki doktor tarafından otopsi yapılacaktır.

- Nezâret altında bulunan kişilerin çamaşırları yıkanmak üzere hiçbir şekilde evlerine gönderilmeyecektir.

- Genel vekâletname düzenlenmesi yasaktır. Nezâret altında bulunan kişilere yemek ve ilaç parası hâriç, ayda 100 lirayı geçmemek üzere para gönderilebilecek.

- İlaçlar birer günlük olarak verilecek, bir doktor veya bir hastane nezâreti altında kişilere ayrılacak veya tanzim edilecek.

- İaşe bedeli her ay sonunda kendilerinden alınacak.

 

Bu talimatnameye göre Yassıada’da gerekli düzenlemeler yapıldı; Demokrat Partililer 50 kelime ile sınırlı da olsa aileleriyle mektuplaşmaya başladı; koğuşta geçirdikleri zamanlarda ise bol bol kitap okuduve yabancı dil çalıştı. Bunların yanı sıra Demokrat Partililer birbirlerine hikâye anlattıkları gibi neredeyse her akşam aralarından birine konferans verdirdiler. Bu konferanslarda Tahsin Yazıcı Kore hatıralarını anlatırken; Burhan Belge felsefe; Altemur Kılıç Amerika; Ekrem Cenani İngiltere’de parlamentarizm ve Rıfkı Sâlim Burçak Türk dış politikası konularında konuşma yaptı. Fatin Rüştü Zorlu Yeni Harman sigarasının paket kapaklarını kırmızı ve mavi renge boyayarak bir deste iskambil kâğıdı yaparak bazı akşamlar yemekten sonra koğuş arkadaşlarına iskambil kâğıtlarından fal bakarak vakit geçirdi. Akşam 9 ise -ışıklar açık olmak şartıyla- herkes için yatma saatiydi. Demokrat Partililer, haftada bir olmak üzere hamamdan faydalanıyor; tıpkı hamam gibi kantine ve berbere de sırayla gidiyorlardı. Banyo bulunan birinci ve ikinci koğuştakiler dışında kalan vekiller, banyo ihtiyaçlarını subaylara ait duşlarda yarım saat süreyle gideriyorlardı. Banyo günleri dışında yıkanma ihtiyacı duyanlar ise nöbetçi subaydan izin çıkması halinde banyo olan koğuşlara gidiyorlar; izin çıkmaması halinde ise mintax şişelerine su doldurup radyatörün üzerinde ısıtmak suretiyle tuvalette duş almak durumunda kalıyorlardı. Mektup veya paketleri gelenler, öğleden sonra tesellüm bürosuna çağırılıyordu. Tevfik İleri’nin ifâdesiyle bu zaman dilimi yakınlarından gelen mektup, eşya veya bir haber alacakları için günün en heyecanlı ve en mutlu saatleriydi. Haftada bir 3-4 koğuş bir arada hava almaya çıkarıldığı zamanlarda ancak ayrı koğuşlarda kalanlar birbirlerini görmek ve konuşmak fırsatı bulabiliyordu. Bakanların durumu ise vekillerden biraz da farklıydı; onlar, vekillerden ve diğer Demokrat Partililerden daha sıkı bir denetime tâbi tutuluyordu. Bakanlar, dörder kişilik odalarda kalıyor ve oda arkadaşlarından başka herhangi bir kişiyle görüştürülmüyordu. Yassıada’da Demokrat Partililere günde yarım saat havalandırma hakkı tanınmışsa da bakanlar ilk üç ay boyunca havalandırmaya çıkarılmamıştı. Yemeğe muntazam aralıklı tek sıra halinde giden ve dörder kişilik masalarda oturtulan bakanların, diğer masalardaki bakanlarla konuşmalarıkesinlikle yasaktı.

Demokrat Partililer, Yassıada’da son derece sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu; Yassıada’nın güvenliğini muhrip ve hücumbotlar sürekli devriye gezmek suretiyle sağlıyordu.

 

Çetinoğlu: Ziyâretçilere tanınan haklar ve riâyeti mecbûrî tedbirler nelerdi?

 

Doç. Dr. Uuzman: Güvenlik tedbirlerinden Yassıada’daki yakınlarını ziyâret etmek isteyen siviller de nasibini alıyordu; mesela aileleri, şâhitleri ve duruşmaları tâkip edenleri Yassıada’ya götüren Fenerbahçe Vapuru’nda yolcuların ancak tuvalete gitmek için yerlerinden kalkmalarına izin veriliyordu. Millî Birlik Komitesi tarafından hazırlanan “Yassıada broşürü” ise henüz hüküm giymemiş olan sanıkları daha işin başında “hükümlü” gibi gösteriyordu.

Yassıada’da Demokrat Partililerin, kendilerine zarar verebilecekleri düşüncesiyle bıçak, jilet gibi delici ve kesici âlet bulundurmaları yasaktı. Bu yüzden meyveleri bile elleriyle soymak durumunda kalıyorlardı.

 

Çetinoğlu: Yassıada muhakemeleri nasıldı?

 

Doç. Dr. Uzman: Millî Birlik Komitesi mevkuf bulunan Demokrat Partililerin bir yandan Yassıada’ya sevkini sağladığı gibi diğer yandan da yargılanmalarını sağlayabilmek için gerekli hukukî düzenlemeleri gerçekleştirdi. Bu kapsamda Millî Birlik Komitesi üyelerinin imzasıyla 12 Haziran 1960’da 27 Maddeden oluşan “1924 târih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun bâzı hükümlerinin kaldırılması ve bâzı hükümlerinin değiştirilmesi hakkındaki geçici kanun” kabul edildi. Söz konusu kanunun 27 Mayıs 1960’tan itibâren geçerli olduğu ifâde edildi. Kanunun birinci bölümünde “İktidar Partisi idârecileri tarafından Anayasa’nın çiğnenmesi, Türk Milletinin bütün fert ve insanlık hak ve hürriyetlerinin ve masuniyetlerinin ortadan kaldırılması, muhalefet murakabesi işlemez hâle getirilerek tek parti diktatoryası kurulması suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen bir parti grubu durumuna düşürülmüş ve meşruluğunu kaybetmişti. Ordu Dâhili Hizmet Kanunu’nun 34. maddesi ile ‘Türk yurdunu ve Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tâyin edilmiş olan Türk Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumak’ vazifesi kendisine verilmiş olan Türk Ordusu, vatandaşı birbirine düşürmek suretiyle Türk Vatanını ve millî varlığı tehlikeye koymuş olan eski iktidara karşı bu mukaddes kanunî vazifesini yerine getirmek ve Hukuk Devletini yeniden kurmak için Türk Milleti adına harekete geçerek, Milleti temsil vasfını kaybetmiş olan Meclisi dağıtıp iktidarı, geçici olarak, Millî Birlik Komitesi’ne emânet etmiştir.” denilerek darbeye meşruiyet kazandırılmak isteniyordu. Kanunun 24. Maddesi ile 1924 Anayasası’nın neredeyse yarısı yürürlükten kaldırılıyordu. Bu sâyede Cumhurbaşkanı Bayar’ın yargılanmasının önü açıldığı gibi 65 yaşını geçenlerin idam edilemeyeceği hükmü de kaldırılmış oluyordu. Esâsen geçici bir Anayasa işlevi üstlenen bu kanunla MBK, kanun yapma yetkisi de dâhil olmak üzere birçok yetkiyi uhdesinde topladı. Kanunun 6. Maddesiyle de DP’lileri yargılamak üzere “Yüksek Adalet Divanı” ve “Yüksek Soruşturma Kurulu” oluşturuldu.

 

Çetinoğlu: Yüksek Adâlet Divanı hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Doç. Dr. Uzman: Yüksek Adalet Divanı’nın işlerini kolaylaştırmak için askerî rejimin seçtiği 30 kişiden oluşan Yüksek Soruşturma Kurulu, 7 Temmuz 1960’ta, Yargıtay 6. Ceza Dâiresi Başkanı Celalettin Kurelma’nın başkanlığında çalışmalarına başladı. Ancak Celalettin Kurelma’nın sağlık nedenleriyle görevini bırakması üzerine Yüksek Soruşturma Kurulu başkanlığına Hayrettin Şakir Perk getirildi. Yüksek Soruşturma Kurulu’nun çalışmaları sırasında sanıklar ve yakınları mal beyanına tâbi tutuldu. Bazılarının taşınır ve taşınmaz malları hakkında ihtiyatî haciz kararı alındı. Soruşturma süresince sanıklar, avukatlarıyla görüştürülmediği gibi haklarında düzenlenen belgeleri incelemelerine de izin verilmedi. Yüksek Soruşturma Kurulu’na bağlı olarak oluşturulan alt kurullar 1960 yılının Temmuz ortalarında Yassıada’ya giderek başta Celal Bayar ve Adnan Menderes olmak üzere bütün sanıkları sorguladı. Dolayısıyla Yassıada’da açılacak dâvâları Yüksek Soruşturma Kurulu belirledi. 10 yıl boyunca Türkiye’yi yöneten Demokrat Parti kadrosunu yargılamakla görevli hâkimler, görev yerleri olan Yassıada’ya 3 Ekim 1960 târihinde gitti. Hâkimler için Heybeliada’daki Panorama Oteli, aylığı 2.000 lira olmak üzere kiralanıp lojman hâline getirildi ve etrafı tel örgülerle çevrilerek “yasak bölge” ilan edildi. Yassıada hâkim ve savcıları, yaklaşık bir yıl boyunca burada konakladı. Görevlerine ise Cumhurbaşkanlığı’na ait Acar motoru ile gidip-geldi. Atatürk’e ait Savarona Yatı da Yüksek Adalet Divanı üyelerinin emrine tahsis edildi.

14 Ekim 1960 târihinde başlayan Yassıada yargılamalarında toplam 19 ayrı dâvâ görüldü.

 

Çetinoğlu: Dâvâ dosyalarının isimleri hakında biligi verebilir misiniz?

Doç. Dr. Uzman: Demokrat Partililerin Yassıada’da yargılandıkları 19 dâvânın alfabetik olarak sıralaması şöyleydi:

1- Anayasayı İhlal Dâvâsı (Esas No: 1960/1)

2- Ankara ve İstanbul Olayları Dâvâsı (Esas No: 1960/4)

3- Arsa Dâvâsı (Esas No: 1960/6)

4- Barbara Dâvâsı (Esas No: 1960/18)

5- Bebek Dâvâsı (Esas No: 1960/8)

6- Çanakkale ve Geyikli Olayları Dâvâsı (Esas No: 1960/30)

7- Değirmen Dâvâsı (Esas No: 1960/15)

8- Demokrat İzmir Gazetesi’nin Tahribi Dâvâsı (Esas No: 1960/32)

9- Gemi (İpar-Transport) Dâvâsı (Esas No: 1960/13)

10- İstimlak Yolsuzluğu Dâvâsı (Esas No: 1961/8)

11- Kayseri Olayları Dâvâsı (Esas No: 1960/31)

12- Köpek Dâvâsı (Esas No: 1960/2)

13- Örtülü Ödenek Dâvâsı (Esas No: 1960/21)

14- Radyo Dâvâsı (Esas No: 1960/20)

15- Topkapı Olayları Dâvâsı (Esas No: 1960/7)

16- Vatan Cephesi Dâvâsı (Esas No: 1960/7)

17- Vinylex Dâvâsı (Esas No: 1960/11)

18- Zimmet (Hayrettin Erkmen-Zeyyad Mandalinci) Dâvâsı (Esas No: 1960/10)

19- 6-7 Eylül Olayları Dâvâsı (Esas No: 1960/3)

 

Çetinoğlu: Yargılamalar hakkındaki açıklamalarınızla röportajımızı biteriblir miyiz?

 

Doç. Dr. Uzman: Yassıada yargılamaları, 14 Ekim 1960 târihinde başladı ve 15 Eylül 1961 târihinde tamamlandı. Dolayısıyla Yassıada yargılamaları, Yassıada’daki büyük spor salonu gereken değişiklikler yapılarak duruşmalara tahsis edildi. Yüksek Adalet Divanı üyelerinin oturacakları yerin arkasında büyük harflerle “ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR” levhası; bu yazının sol tarafına Atatürk’ün bronzdan bir maskı ve maskın yanına da bir Türk bayrağı asıldı. Yüksek Adalet Divanı üyelerinin oturduğu kısım, kapının tam karşısında yer alacak şekilde yerleştirildi ve bu kısmın sağ tarafı sanıklara ayrıldı. Sol taraf ve sanıkların bulunduğu kısmın arkası ise dinleyicilere tahsis edildi. Duruşma salonuna Ordu Film Merkezi tarafından üç kamera yerleştirildi ve duruşmalar kayıt altına alındı.

Yassıada dâvâları 14 Ekim 1960’dan karar günü olan 15 Eylül 1961’e kadar toplam 11 ay 1 gün devam etti. Bu süre zarfında 203 gün boyunca dâvâlara bakıldı. 203 günde, 53’ü Anayasa Dâvâsı, 4’ü Köpek Dâvâsı, 20’si 6-7 Eylül Olayları Dâvâsı, 7’si Bebek Dâvâsı, 5’i Viny-lex Dâvâsı, 5’i Zimmet-İrtikâp Dâvâsı, 3’ü Arsa Dâvâsı, 5’i Değirmen Dâvâsı, 6’sı Barbara Dâvâsı, 13’ü Örtülü Ödenek Dâvâsı, 6’sı Radyo Dâvâsı, 24’ü Topkapı Olayları Dâvâsı, 11’i Çanakkale Dâvâsı, 13’ü Kayseri Dâvâsı, 16’sı Demokrat İzmir Dâvâsı, 52’si Ankara ve İstanbul Olayları Dâvâsı, 16’sı Vatan Cephesi Dâvâsı ve 13’ü de İstimlâk Dâvâsı olmak üzere toplam 287 celse yapıldı ve bu celseler 1033 saat sürdü. Yassıada’da toplam 19 dâvâ görüldü. Bunlardan “Değirmen Dâvâsı” zaman aşımına uğradığı için düştü; diğer dâvâlar ise Anayasayı İhlal Dâvâsı ile birleştirildi. Yüksek Soruşturma Kurulu, Yassıada’da görülen 19 dâvânın yanı sıra bazı dâvâlar hakkında da daha sonra soruşturma açılmasına karar verdi. Ancak bu dâvâların Yassıada’dan sonra Yüksek Adalet Divanı veya Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından görülecekti. Bu dâvâlardan bâzıları şunlardı: Uşak olayları, Gaziantep olayları, Halkı silahlandırma, Uçak satın alınmasında yolsuzluk, Eskişehir Belediyesi suiistimali, Çeşme plâj evleri suiistimali, İktidarı destekleyen gazeteleri beslemek, Muhalif gazetelerin kâğıt ve ilânını keserek vazifeyi kötüye kullanmak ve Kromit yolsuzluğu. Esâsen soruşturma dosyaları, ihbarların da etkisiyle bir hayli çoktu. Ancak esas dâvâ “Anayasa’yı İhlal Dâvâsı” idi. Bununla birlikte esas dâvâdan önce Demokrat Parti iktidarının itibarını zedelemek ve gözden düşürmek için çok da önem arz etmeyen yargılamalar yapıldı. Celal Bayar’a Afgan Kralı tarafından hediye edilen tazının Atatürk Orman Çiftliği’ne satılmasını konu edinen “Köpek”; Menderes’in gayrimeşru çocuğunu öldürttüğü iddiasıyla açılan “Bebek” ve Refik Koraltan’ın eşine bakmak için getirttiği Alman hemşire meselesini konu edinen “Barbara”bu tür dâvâlara örnek olarak gösterilebilir.

 

Doç. Dr. NASRULLAH UZMAN:

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. Elbistan’da başladığı ilk-orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. 2005 yılında Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü’nden mezun oldu. 2008 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Türkiye Cumhuriyeti Târihi Bilim Dalı’nda ‘İttihat ve Terakki Dönemi Türk-Rus İlişkileri (1908-1918)’ konulu tezi ile yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2013 yılında ‘Türkiye’nin Mülteci ve Muhacir Politikaları (1923-1947)’ konulu tezi ile Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Türkiye Cumhuriyeti Târihi Bilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamladı. 2019 yılı Nisan ayında Doçent oldu. Hâlen Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü’nde görev yapmakta olup Türkiye Cumhuriyeti Târihi alanında çalışmalarına devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

(BİTTİ)