IMG-LOGO
Röportaj

Doç. Dr. NASRULLAH UZMAN İle 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesinden Sonra Tevkifler Hakkında Konuştuk.

31 May 2020

(İkinci Bölüm)

 

Oğuz Çetinoğlu: 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’ne giden olaylar yurt dışında nasıl yorumlanıyordu?

Doç. Dr. Nasrullah Uzman: Gerek Ankara ve İstanbul’daki öğrenci olayları gerekse Tahkikat Komisyonu sebebiyle yaşanan hâdiseler haliyle dış basında da geniş geniş yer buldu. Özellikle Amerikan basını, Türkiye’deki öğrenci olaylarını “demokrasi buhranı” olarak değerlendirdi ve “Türk Parlamento hayatında devam etmekte olan ciddi buhranı zirvesine ulaştırmıştır. Son zamanlarda Menderes Hükümeti ve Meclis’te çoğunlukta bulunan Demokrat Parti, muhalefeti ve onun lideri eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü susturmak için bazı tedbirler almıştır” gibi yorumlar yaptı. Basın hürriyetine de dikkat çeken Amerikan basını, Tahkikat Komisyonu hakkında “İnönü ve muhalefet partisi ile ilgili tahkikatına dâir Türkiye’de herhangi bir haber, makale, vesika, beyan veya fotoğraf yayınını yasak etmiştir. Komisyon bu yasağa riâyet etmeyen gazete ve yayınları toplatmak ve kapatmak, ilgili şahısları tevkif etme hakkına sâhiptir. Türkiye’nin esâsen çok şiddetli olan basın kanunu yüzünden bugüne kadar pek çok gazeteci hapse girmiştir” gibi değerlendirmelerde bulundu.

28-29 Nisan târihlerinde yapılan Hükümet muhalifi gösterilerden sonra bu defa Demokrat Parti yönetimi, 5 Mayıs’ta saat 5’teAnkara’da Kızılay Meydanı’nda bir gösteri düzenlemeye karar verdi. Buna göre iktidar partisine mensup gençler Meclis’ten çıkıp Çankaya’ya gidecek olan Celal Bayar ve Adnan Menderes’i Kızılay Meydanı’nda alkışlamak suretiyle destekleyeceklerdi. Ancak DP’ye muhalif olan gençler durumdan haberdar oldu ve karşı atağa geçti. Bu doğrultuda “5. ayın 5. günü saat 5’te Kızılay’da toplanalım (555-K)” parolasını geniş bir öğrenci kitlesine duyuruldu. Planlandığı gibi 5. ayın 5. gününde saat 5’te Demokrat Parti’ye muhalefet eden gençler büyük bir kalabalıkla Kızılay meydanında toplandı. Buna mukabil Demokrat Parti’yi desteklemek maksadıyla orada bulunan gençler azınlıkta kaldı. Saat 6 civarında Kızılay meydanına gelen Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes çok büyük protestolarla karşılaştı. Hatta bazı göstericiler tarafından tartaklanan Adnan Menderes, bir gazetecinin arabasına binerek meydandan güçlükle uzaklaştı.

İktidar-muhalefet ilişkileri bu vaziyetteyken Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de 10 yıllık DP iktidarına karşı alttan alta başlayan hareket bu son protesto gösterileri sırasında kendini açıkça gösterdi. Özellikle 29 Nisan’daki gösteriler sırasında öğrenci/gençlik-ordu dayanışması açıkça görüldü. Subaylar protestocu öğrencilere karşı son derece hoşgörülü davrandı; öğrenciler de iktidara karşı orduyu destekleyici sloganlar attı; hatta polisin gözaltına alma girişiminde bulunduğu bazı öğrenciler subayların araya girmesi sonucunda serbest bırakıldı. Daha da önemlisi 21 Mayıs’ta bu defa Ankara’daki Harp Okulu öğrencileri iktidarı protesto için bir gösteri yürüyüşü düzenledi. Harp Okulu öğrencilerinin de olaylara dâhil olması artık olayların önlenemez bir noktaya geldiğini göstermesi bakımından çok önemliydi.

21 Mayıs’ta Harp Okulu öğrencilerinin protesto maksatlı yürüyüşü haklı olarak Demokrat Parti’nin tepkisini çekti. Harp Okulu öğrencilerinin protestosu karşısında Sıtkı Yırcalı, Mustafa Zeren, Kâmil Gündeş ve Rıfkı Sâlim Burçak bir önerge vererek Demokrat Parti Genel İdare Kurulu’nun toplanmasını istedi. Bu istek kabul gördü ve DP Genel İdare Kurulu toplandı. Toplantıda söz alan Rıfkı Sâlim Burçak, tâkip edilen politikaların tamamen terk edilmesini tavsiye ederek “bir çıkmazın içinde boğulmak üzereyiz” değerlendirmesinde bulundu ve “bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız?” diye sordu. Başbakan Adnan Menderes bu soruya “ben sizi çıkaracağım!” şeklinde cevap verince Rıfkı Salim Burçak “hayır çıkaramayacaksınız!” diye karşılık verdi. Netice itibâriyle toplantıda herhangi bir sonuç elde edilemedi. Bu Demokrat Parti Genel İdare Kurulu’nun son toplantısıydı. Adnan Menderes Başbakan ve Genel Başkan olarak programına devam etti; 25 Mayıs 1960’ta Eskişehir’e geldi. Havaalanında Adnan Menderes’i karşılamaya gelenler içinde bir grup hava subayı da yer alıyordu. Saygı duruşuna geçen Subaylar, Adnan Menderes aralarına geldiği sırada aniden “geriye dön!” komutuyla birlikte tek saf halinde Başbakana arkalarını döndü. Bu, teamüllerin dışında ve son derece sert bir tepkiydi. Tam da bu an itibâriyle Adnan Menderes’in ve tüm Demokrat Partililerin ciddi tedbirler alması gerekiyordu. Bu hâdise belki de darbeden önceki son çıkış için uyarıydı.

 

Yaşanan olayların önlenemez bir şekilde artması ve Tahkikat Komisyonu’na yönelik eleştiriler karşısında Adnan Menderes, 25 Mayıs 1960’ta Eskişehir’de yaptığı konuşmada Komisyonun başlangıçta 3 ay süreceğini hesapladığı işini kısa bir sürede bitirmiş olduğunu ve raporunu TBMM’ye sunacağını ifâde etti. Esâsen Adnan Menderes, bu ifâdeyle sert politikalardan ve eleştirilerin odağındaki Tahkikat Komisyonu uygulamasından vaz geçildiğinin sinyalini veriyordu. Hatta bazı DP milletvekillerinin erken seçim istediklerine dâir haberler de gazete sütunlarına yansıyordu. Ancak Demokrat Parti’nin bu çabaları 27 Mayıs 1960 askerî darbesini önlemeye yetmeyecekti.

 

Çetinoğlu: Bir de ‘Dokuz Subay’ meselesi vardı…

 

Doç. Dr. Uzman: 27 Mayıs 1960 askerî darbesinden önce Demokrat Parti iktidarı, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki cunta yapılanmalarından haberdardı. Daha önce de ifâde edildiği gibi bu konuda CHP’yi de TSK’yı Hükümete karşı kışkırtmakla suçluyordu. Hatta literatüre “Samet Kuşçu” veya “Dokuz Subay” hâdisesi olarak da yansıyan olay vesilesiyle TSK içerisindeki yapılanmalardan kamuoyu da haberdar olmuştu. Şöyle ki siyâsî çevrelerde TSK’da Hükümete karşı bir komplonun ortaya çıktığı ve birçok subayın tutuklandığı yolunda söylentilerin çıkması üzerine 16 Ocak 1958’de Hükümet tarafından kamuoyuna bir açıklama yapıldı. Buna göre üçü albay, biri yarbay, dördü binbaşı ve biri de yüzbaşı olmak üzere dokuz kişinin tutuklandığı açıklandı. Askerî mahkemede yapılan ve 6 ay süren yargılamalar beraatla sonuçlandı; buna rağmen cunta hakkındaki ihbarı yapan Subay Samet Kuşçu, “yanlış ihbar” suçundan hüküm giydi ve mesele böylece kapatıldı. İhbarı yapan subayın “yanlış ihbar” gerekçesiyle hüküm giymesi sonraki ihbarların önünü kesti. Darbeden yalnızca birkaç hafta önce Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel’in Millî Savunma Bakanı Ethem Menderes’e yazdığı mektup da dikkate alınmadı. Böylece darbe “geliyorum” dedi ama Hükümet tedbir alamadı.

Çetinoğlu: …Ve meşru yönetime müdâhale…

Doç. Dr. Uzman: Evet! İktidar ve muhalefet partileri birbirlerini yıpratırken Türk Silahlı Kuvvetleri, “memleketi hırslı politikacıların elinden kurtarmak maksadıyla” 27 Mayıs 1960 târihinde sabaha karşı saat 03.00’te yönetime el koydu. 27 Mayıs sabahı saat 05:15’te “İhtilalin Kudretli Subayı” Albay Alparslan Türkeş’in Ankara radyosundan okuduğu tebliğ ile kamuoyu darbeden haberdar oldu:

Çetinoğlu: ‘Tebliğ’de neler vardı?

Doç. Dr. Uzman: Tebliğin metni söyleydi:

 

“Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hâdiseler dolayasıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idâresini eline almıştır. Bu hareketi Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idârenin nezâret ve hakemliği altında en kısa zamanda âdil ve serbest seçimler yaptırarak idâreyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdâremiz hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecâvüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsâade etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muâmele görecektir. Bütün vatandaşların partilerin üstünde aynı milletin aynı soydan gelmiş evlâtları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muâmele etmeleri ıstıraplarımızın dinmesi ve millî varlığımızın selâmeti için zarûri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsî emniyetleri kanun teminatı altındadır. Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamıyla riâyettir. Büyük Atatürk’ün yurtta sulh ve cihanda sulh prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. CENTO’ya bağlıyız. Tekrar ediyoruz düşüncelerimiz yurtta sulh cihanda sulhtur. Türkiye dâhilinde bütün garnizonlardaki garnizon komutanları o yerin mülkî ve askerî idâresine el koyacaklar ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır.”

 

27 Mayıs 1960 askerî darbesi, 40 gün önce, 18 Nisan 1960 târihinde İsmet İnönü’nün târihe geçen “...şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilâl meşru bir haktır...” sözünü hatırlattı. Darbe yönetiminin verdiği talimatlarla Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve bütün Demokrat Parti idârecileri derhal tevkif edildi; böylece 10 yıldır Türkiye’yi yöneten Demokrat Parti kadrosu 27 Mayıs müdâhalesiyle birlikte tevkif edildi. Üstelik dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun da tutuklananlar arasında yer aldı.

 

27 Mayıs sabahı Org. Cemal Gürsel, havayoluyla derhal İzmir’den Ankara’ya getirtildi. Cemal Gürsel, Cumhurbaşkanı ilân edildi ve TBMM feshedildi. 28 Mayıs’ta geçici bir hükümet kuruldu ve Ankara’ya dâvet edilen ilim heyeti 27 Mayıs 1960 askerî darbesinin “gayr-i meşru bir idâreye karşı yapılan meşru bir hareket” olduğunu açıkladı. Olağanüstü bir dönemde MBK Başkanlığı, Başbakanlık ve Başkomutanlık gibi makamları temsil ettiğini açıklayan Cemal Gürsel, düzenlediği basın toplantısında idâreye el koymaamacının demokrasiyi tekrar sağlama çabası olduğunu ifâde etti. Yeni seçim kanununun hazırlanmasından sonra yönetimin halkın serbest seçimine bırakılacağını belirtti ve Demokrat Parti de dâhil olmak üzere bütün partilerin genel seçimlere katılmaları için izin verileceğine dâir söz verdi. Ancak Cemal Gürsel’in söz verdiği gibi Demokrat Parti seçimlere bir daha katılamayacaktı. Cemal Gürsel’in başkanlığında ilk toplantısını yapan yeni Hükümet tarafından durumu normale çevirmek için adımlar atılması; parti ayrımı gözetmeksizin herkese adâletle davranılması; bütün parti faaliyetlerini yasaklayarak çekişme ve tartışmalardan kaçınılması; hürriyetleri kısıtlayan kanunların kaldırılması; DP hükümeti tarafından yabancı devletler hakkında alınmış olan bütün kararların yürürlükte tutulması; dış siyâsette barışın temel ilke olarak kabul edilmesi gibi kararlar alındığı açıklandı.

 

Çetinoğlu: Millî Birlik Komitesi’nin yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

 

Doç. Dr. Uzman: Esâsen 27 Mayıs 1960’ta Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime el koyan Millî Birlik Komitesi, 5’i general, 8’i albay, 7’si yarbay, 10’u binbaşı ve 8’i de yüzbaşı olmak üzere yalnızca 38 üyeden oluşuyordu. Yâni darbe hiyerarşiye aykırı bir şekilde alt rütbeli az sayıda bir subay grubunun girişimiyle yapılmıştı. Ancak az sayıdaki bu subaylar harekete geçtiği zaman Türk Silahlı Kuvvetleri içinden veya dışından herhangi bir direnişle karşılaşmadıkları gibi kısa sürede cuntaya dâhil olmayan askerlerin de desteğini aldı. Demokrasi kültürü/târihi açısından değerlendirildiğinde ise darbenin gerçekleştiği 1960 yılı itibâriyle Cumhuriyet ilan edileli yalnızca 37 yıl, çok partili siyâsî hayata geçeli 14 yıl ve Demokrat Parti iktidar olalı da 10 yıl olmuştu. Dolayısıyla Cumhuriyet târihinde ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri, meşru Hükümeti darbe yoluyla alaşağı etti ve ülke yönetime el koydu. 14 Mayıs 1950’de milletin reyleri ile iktidar olan Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960’ta askerî bir darbe ile devrildi; böylece Demokrat Parti’nin 10 yıl 13 gün süren iktidarı son buldu.

Darbenin başarılı olabilmesi için öncelikle meşru Hükümetin en üst kademesindeki isimlerin tutuklanması gerekiyordu. Bu isimlerin başında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve aralarında kabine üyeleri geliyordu. Bu doğrultuda öncelikle Ankara’da bulunan Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın tutuklanması için harekete geçildi. Harp Okulu’ndan gelen tanklar Çankaya Köşkünü kuşattı. Esâsen Celal Bayar, teslim olma taraftarı değildi; bu yüzden silahını kendisini almaya gelen subaylara doğrultmuştu. General Burhanettin Uluç’un “Millet ve ordu sizi istemiyor. Buna bizi siz mecbur ettiniz” sözlerine “Ben millî iradeyle geldim. Hiçbir yere gidemem, beni bir yere götüremezsiniz” şeklinde cevap veren Celal Bayar sonrasında askerlere doğrulttuğu silahını şakağına dayamış; ancak intihar edeceği sırada askerlerin müdâhalesi ile karşılaşmıştı. Böylece 27 Mayıs’a karşı gerçekleşen ilk ve son sivil direniş kırılmış oldu. Müdâhaleyi Eskişehir’de öğrenen Başbakan Adnan Menderes ise Kütahya’ya hareket ettiyse de tutuklanarak Ankara’ya getirildi. Bakanlar da derhal tutuklandı. Anadolu’da ve Ankara’da bulunan Demokrat Partililer, darbenin karargâhı olan Harp Okulu’na; İstanbul’da bulunanlar ise Davutpaşa Kışlası’na götürüldü.

 

“Millî Birlik Komitesi Başkanı ve Türk Silâhlı Kuvvetler Başkumandanı” Orgeneral Cemal Gürsel, “28 Mayıs 1960 günü saat 10:00’dan itibâren evvelce tevkif edilmiş olan subaylarla millî ideolojimize aykırı hareket ve fiilleri olmayan, bütün Üniversite ve diğer okul talebelerinin serbest bırakılacağını” ve “kapatılan bütün fakülte ve okulların derhal açılacak ve normal mesailerine 9 Haziran 1960’dan itibâren başlayacaklarını” açıkladı. Cemal Gürsel ayrıca “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün yurtta muhterem Türk Milletinin müzâheretiyle kan dökmeksizin duruma hâkim bulunduğunu”; “Sayın İsmet İnönü ve arkadaşlarının sıhhat ve selâmette olduğunu” ve “sabık Hükümet erkânının tamamen emniyet altına alındığını” kamuoyuna duyurdu. İkinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilân edildiği gibi her türlü siyâsî parti faaliyetlerine de son verildi.

 

DP’li milletvekilleri, Harbiye’ye askerlerden oluşan bir koridordan alındı. Bu sırada bir kısmına hakaretler yağdırıldığı gibi bir kısmına da fizikî şiddette bulunuldu. Hatta 28 Nisan olaylarında sıkıyönetim komutanlığı yapan Nâmık Argüç’ün “öldürüleceğiz” iddiasını ortaya atması sebebiyle ilk gece neredeyse hiç kimse uyuyamadı; ertesi gün Binbaşı Bekir Bey’in DP’liler için böyle bir emir almadığını; alsa bile uygulamayacağını belirtmesi üzerine bu tedirginlik ortadan kalktı. İlerleyen günlerde ise bir gece okulda silah sesleri duyuldu ve bazı pencereler kırıldı. Bu olay DP’lilere “Halk sizi linç etmeye geliyordu; askerler engelledi” şeklinde aktarıldı. DP’liler Harp Okulu’nda kaldıkları süre içerisinde vakitlerinin çoğunu subay gazinosunda veya yemekhanede geçirdi. Aileleriyle haberleşmeleri ise askerler aracılığıyla veya mektup yazarak gerçekleşti.

(İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU. ÜÇÜNCÜ VE SON BÖLÜM YARIN VERİLECEKTİR.)