IMG-LOGO
Güncel

Tayyip Erdoğan Sonrası Türkiye-II

25 05 2020

2022 Ramazan Bayramı Namazı Çıkışı Erdoğan’la Sohbet

 

Bu sene yani 2020 yılının Ramazan Bayramı Covid-19 adlı muzır haşeratın sebep olduğu salgın hastalığın gölgesinde geçti. 15 asırdır belki de ilk defa bayram namazı kılınamayan bir bayram yaşadık. Her ne kadar normalleşme prosedürü kapsamında camilerde cemaatle namaz kılınmaya 29 Mayıs’tan itibaren başlanacak olsa da, acaba sonraki bayramlarda bayram namazı kılabilecek miyiz düşüncesine kapıldım. Bu düşünce beni ilerleyen yıllardaki Ramazan Bayramlarına hayalen bir seyahate götürdü. Gelin sizlerde bu fikri seyahatte bana eşlik edin.

 

            Bu hayali seyahatimize başlamadan önce küçük bir “Previosly On ....” misali bir hatırlatma turu yapalım. Yazılarımızı takip eden dostlar, 22 Ocak 2019’da yayınlanan “2021’de Erken Genel Seçim Var” (1) başlıklı yazımızda kötüye giden ekonomi nedeniyle 2021 yılında bir erken genel seçim beklediğimizi hatırlayacaklardır. Yine yazılarımızı takip eden dostlarımız 25 Mart 2019’da yani yerel seçimlerden hemen önce yayınlanan “Tayyip Erdoğan Sonrası Türkiye” (2) başlıklı yazımızı ve bu yazıda Erdoğan’ın seçimi kaybettiği kesinleştikten sonra Emine Hanım’la birlikte makam arabasına binerek Beştepe’den ayrıldıkları anı tasvir ettiğimiz sahneyi hatırlayacaklardır. İşte bu yazı, Erdoğan siyasetten emekli olduktan sonra, 2022’nin Ramazan Bayramı namazı çıkışında şahsım ve Erdoğan arasında geçen diyaloga dairdir.

 

 

Kısıklı Abdullahağa Camii’nde Bir Bayram Namazı

 

            Yıl 2022, yer Üsküdar Kısıklı Abdullahağa Camii. Eski mahallem olması hasebiyle bu Ramazan bayramı namazını bu camide kılıyorum. Namaz çıkışı caminin o küçük avlusunda eski Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a denk geliyorum. Yanında eskisi gibi koruma ordusu yok, sadece 3 kişilik bir koruma ekibi eşlik ediyor Erdoğan’a. İşin ilginç yanı eskiden etrafını kuşatan insanlar kendisine artık ilgi duymuyorlar hatta adeta kaçıyorlar. Vatandaşların üstelik de bir bayram günü Erdoğan’ı görmezden gelerek yanından gitmeleri kanıma dokunuyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanıyken kendisine muhalif olsam da, muhalefetim Erdoğan’ın şahsıyla veya dünya görüşüyle değil siyaset tarzı ve ülkeyi yönetmekteki eksik ve kusurlarıyla alakalı olduğu için muhalif kişiliğimi bir kenara bırakıp doğruca Erdoğan’ın yanına gidiyorum. Ben yaklaştığımda korumaları hemen teyakkuza geçiyorlar. Erdoğan, korumalarına “durun, karışmayın” gibilerinden işaret veriyor. Tokalaşıp bayramını tebrik ediyorum, o da bana mukabele ediyor. Sonrasında aramızda şu diyalog geçiyor;

 

Ben-Sayın Cumhurbaşkanım, siz siyasetin içindeyken ben size muhaliftim ama şu an eski taraftarlarınızın sizin bayramınızı bile kutlamaktan imtina etmeleri beni üzdü. Neden böyle yapıyorlar?

 

T.E.-İnsanlar böyle. Sen zirvedeyken herkes yanındadır ama bir kere düşmeye gör, etrafında kimseyi bulamazsın.

 

Ben -Sizin için bir mahsuru yoksa evinize kadar eşlik etmek isterim.

 

T.E. -Tabi ki.

 

Erdoğan’la kol kola girip yürümeye başlıyoruz ve sohbete bu şekilde devam ediyoruz.

 

Ben -Çocuklarınızı ve torunlarınızı göremiyorum, onlar burada değiller mi?

 

T.E. -Yok hayır Türkiye’de değiller. Burak İsviçre’ye yerleşti, işlerini oradan       yürütüyor. Bilal İtalya’da, Esra ailesiyle birlikte ABD’ye yerleşti. Türkiye’de sadece Sümeyye kaldı. Küçük damat devlete büyük projeler üretmeye devam ediyor. Selçuk’un işi nedeniyle Ankara’dalar akşama buraya gelecekler.

 

Ben -Siz karakter olarak çok hareketli birisiniz. O yoğun tempodan sonra emeklilik zor gelmiyor mu?

 

T.E. -Elbette zor geliyor, hala alışamadım. Zaman zaman “acaba tekrar siyasete    dönsem mi?” diye aklımdan geçmiyor değil.

 

Ben -Peki sizi tekrar siyasete girmekten alıkoyan ne?

 

T.E -Rüzgâr!

 

Ben -Nasıl yani?

 

T.E. -Rüzgâr artık bizden yana esmiyor!

 

Ben -Sayın Cumhurbaşkanım sakın yanlış anlamayın, iğnelemek maksadıyla sormuyorum. Hiç “acaba nerede yanlış yaptım?” diye bir muhasebe yapıyor musunuz?

 

T.E.     -Bu muhasebeyi her dakika yapıyorum. Elbette çok fazla yanlışımız olmuştur.

Ama senin o yanlış dediğin şeyler benim kendi iktidarımı devam ettirmem için

yapmam gereken şeylerdi. Bazen kendi faydanla ülkenin faydası arasında bir

seçim yapman gerekir. Emin ol böyle bir durumda hiç kimse ülkenin faydasını

kendi faydasına tercih etmez!

 

Ben -Erken seçime gitmenizi bir hata olarak görüyor musunuz?

 

T.E. -Evet erken seçim sonucu iktidarı kaybettik. Bugün bakıldığında bir hata gibi görünüyor ama o günün şartlarında erken seçime gitmek mecburiyetindeydik.

 

Ben -Müttefikiniz Bahçeli’nin o dönem sizi aldattığını düşünüyor musunuz?

 

T.E. -Siyasette herkes herkesi aldatır, herkes herkesin kuyusunu kazar. Bahçeli’ye

hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmedim ve hiçbir zaman tam anlamıyla

sırtımı O’na yaslamadım. O bana kendi ihtiyaç duyduğu kadar destek verdi ben

O’na kendi ihtiyaç duyduğum kadar destek verdim.

 

Ben -Peki, Türkiye’de siyasetin iktidarıyla muhalefetiyle tek bir merkezden dizayn edildiğini düşünüyor musunuz?

 

T.E. -Bu sorunun cevabını bir gün sen de bu işin içinde olursan öğrenebilirsin.

 

Ben -Yeni iktidarın sizden daha mı iyi yoksa daha mı kötü yönettiğini düşünüyorsunuz?

 

T.E. -Bunlar henüz çiçeği burnunda çocuklar. Henüz iktidar nimetinin tadına tam varamadılar. Bu soruyu bunlar da iktidarın tadını aldıkları zaman tekrar sor.

 

Ben -Evinizin önüne geldik. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Müsaadenizle son bir sorum olacak. Bundan sonra bu emanet bizim

omuzumuzda olacak, bize ne yapmamızı ne yapmamamızı tavsiye edersiniz?

 

T.E. -Öyle kuvvetli bir maneviyatınız olsun ki, kendi menfaatinizle ülke menfaati arasında seçim yapmak zorunda kaldığınız zaman hiç düşünmeden ülke menfaatini tercih edin. Aksi halde sizden öncekilerden hiçbir farkınız kalmaz!

Bayramınızı tekrar tebrik ederim, Allah’a emanet olun.

 

 

Tekrar tokalaşıyoruz, korumalarıyla birlikte evine doğru yöneliyor.  Bir zamanlar ülkeyi kötü yönettiğine inandığım için muhalifi olduğum bu adamın ardından şu anki haline üzüntü duyuyor olmanın şaşkınlığıyla bakıyorum.