IMG-LOGO
Güncel

Emekli Din Görevlisi AHMET YÜTER Hoca ile Ramazan ve Bayram Hakkında Konuştuk.

24 May 2020

Oğuz Çetinoğlu: İradeleri merhametle eğiten oruç ibadetinin yerine getirildiği Ramazan ayı hakkındaki düşüncelerinizle sohbetimizi açabilir miyiz?

Ahmet Yüter: Ramazan; eskimez öğüt ve çağrısıyla her dönem insanlığı aydınlatan, rehberliğiyle insanlığı saadete ve huzura götüren, taşıdığı değer ve mânialar, getirdiği ahlâk ve faziletlerle, iyi güzel ve doğru alışkanlıklar kazandıran Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği aydır.

Ramazan ayı, cihanşümul mesajını anlamak üzere Kur`an-ı Kerim`in daha çok okunduğu, insaâî ve ahlâkî faziletlerin daha güçlü bir şekilde hayata aksettiği, sosyal yardımlaşmanın ve paylaşmanın arttığı, birlik ve beraberlik ruhunun canlandığı müstesna bir zaman dilimidir.  

Ramazan, İslam’ın rahmetle yoğrulmuş adâletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş güzellikleri bütün insanlığa gösteren Allah Rasulü’nün, ‘İnanarak ve karşılığını yalnız Allah\'tan umarak ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır (Buhârî, İman 28; Müslim, Siyam 203) müjdesinin gerçekleşeceği rahmet ve bağışlanma ayıdır.

Özetle Ramazan, maddî ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı bir aydır.

Çetinoğlu: Koronavirüs sebebiyle mahzun bir Ramazan ayı yaşadık…

Yüter: Hiçbir musibet, hiçbir felâket yoktur ki daha büyüğü olmasın… Doğumdan ölüme yaşadığımız bu dünya, bir imtihan yeridir. Bütün insanlık bir imtihandan geçiyor. Salgın felâketinin daha hafif atlatılabilmesi için evimizde kaldığımız günlerde, kendimizle hesaplaşma imkânı bulduk. Hatalarımızı, noksanlıklarımızı tespit etmeye çalıştık. Bir iç hesaplaşma yaşadık. Bu hesaplaşmayı Salih akılla yapabilenler mutlaka kazançlı çıkacaklardır.  Felâketler ve musibetler, bazen hayırlara vesile solur. Müminler, evlerinde mahsur kaldıkları günlerde, ibadetlerini noksansız ve hatta bolca yapma fırsatı buldular. Bu fırsattan faydalanarak ibadet ve dua etmeyi alışkanlık hâline getirebilenler dünya ve ahretlerini güzelleştirmiş olurlar.   

Çetinoğlu: Bu senenin Ramazan ayında, mümin kardeşlerimizin hayır-hasenat işlerinde daha cömert davrandıkları müşahede ediliyor…

Yüter: Evet: Müminler biliyorlar: Küçük bir sadaka, büyük belâlardan korur. Cenâb-ı Allah, Duâ edenlere isteklerini verir. Geçmiş yıllarda pahalı iftarlarda sarfedilen kaynaklar, bu sene daha geniş kütlelere yardım etmekte kullanıldı. Ümit edilir ki sonraki ramazanlarda da bu şekilde devam eder.

Çetinoğlu: Bayramla alâkalı sorulara geçmeden önce Ramazanla alâkalı mesajınızı seslendirir misiniz?

Yüter: Asırlardır din ile bağını koparmadan devam ettiren, İslâm’ın emir ve yasaklarını hayatına rehber edinen milletimiz, ramazan ayının esenliğini, insanlığı mutluluğa erdiren manevi atmosferini nefislerinde, ailelerinde ve toplumlarında yaşamış ve yaşatmış, sevinçleri ve üzüntülerini aralarında paylaşmış, sofralarını ve gönüllerini muhtaçlara açamamış olsalar bile onlara kendi yuvalarında zengin sofralar açmalarına imkân sağlayan nakdî ve aynî yardımlarda bulunmuşlardır.  Ramazan ayını sâdece dinî değil, sosyal ve kültür hayatları için de canlı bir dönem hâline getirmişlerdir. Hak Teâlâ, hepimizi dertsiz günlere, aylara ve yıllara tez zamanda eriştirir inşallah.

Çetinoğlu: Bayram hakkındaki değerlendirmenizle, demiryolu çalışanları gibi makas değiştirip aynı istikamete devam edelim. Bayram nedir?

Yüter: Ramazan bayramı, Hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa Hicretin ikinci yılında farz kılınmış, bu ayı oruçla geçiren Eni’minler Ramazan ayından sonra gelen Şevval ayının ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama ‘Ramazan Bayramı’ denilmiştir. Ramazan Bayramını da bu mâniada bir gün olarak kabul etmiş ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir. Bu sır içindir ki, Ramazan Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır. Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa, bugün de O’nun rızasına uyarak orucunu açar. Ve O’nun gerçek nimet Sâhibi olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur. Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için, günlük iftarların sünnet türünden adabı, bayramda da yerine getirilir. Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı âdet edinen Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı. Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan evlerinden ayrılmazlardı. Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor. Ramazan Bayramı sabahı melekler insanlar arasına karışır ve şöyle seslenirler:

‘Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O, bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz, mükâfatınızı alınız. (el-Tergibve’t-Terhib, Trc. 2, 232)

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir.

Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selâm vermek, fakirlere bolca sadaka dağıtmak, İslamiyet’e hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, bu bayramda olduğu gibi ziyaret etme imkânı bulunmazlarsa teknik vasıtalarla iletişim kurmak, onları hatırlamak ve gönüllerini hoş etmek sünnettir.

Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan, yâni mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı kimseye darılmamak gerekir.

 Çetinoğlu: Yüce dinimiz, insanlık için vazgeçilmesi mümkün olmayan bir kurumdur. O, insanlıkla birlikte doğmuş ve onunla birlikte devam edecektir. Ramazan ayında dolu dolu yaşanan kısa süreli dinî hayattan sonra Ramazan Bayramına erişeceğiz. Ramazan bayramındaki alışkanlıklarımızın, buruk olsa bile bayramla gelen sevincini ve huzurunu yaşayacağız. Bu cümlelere ekleyecekleriniz vardır mutlaka…

Yüter: Buyurduğunuz gibi bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü’minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve kaynaşma son sınırına varır. Bayram insanları kaynaştırıp bir araya getiren en güzel vesilelerden biridir. Bu bayram maddeten bir araya gelemesek bile çok gelişen iletişim araçlarıyla gönüller, kalpler arasında irtibatlar kurarak manen bir araya geleceğiz.

Ebedî âleme intikal etmiş aile fertlerimiz, arabalarımız, dostlarımız, komşularımız için edilecek duaların, okunacak Fatihaların muhatabına ulaşması için her hangi bir maddî iletişim aracına ihtiyaç yoktur. Cenâb-ı Allah, dünyanın öbür ucuna hatta ahrete kadar kadar ulaştırır. Ulaşım için bizden bir talepte bulunmaz. Talepte bulunmadığı gibi mükâfatlandırır da…

Çetinoğlu: Ramazan Bayramının hususiyetleri hakkında birkaç cümle lütfeder misiniz?

Yüter: Ramazan Bayramının müminler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan Bayramı, her gün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifâde eder. Bir ay gibi uzun bir süreyle, nefislerine oruç tutturan müminler, sabır imtihanını vererek mânevî sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar. Bu sevinci akrabalarla, dostlarla, kalabalık gruplar hâlinde bir arada yaşamak suretiyle kutlamak gerekmez. Telefon, mesaj ve e-mektupla bir araya gelmiş gibi kutlamak mümkündür.

Çetinoğlu: Bayram aynı zamanda barış günüdür…

Yüter: Evet. Kimseye darılmamalı, dargınlık olduysa, 3 günden fazla sürmemeli, bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır.

***

Röportajımızı okuyan Saygıdeğer kuyucularımız!

Ben ve Yüter Hocamız, dostluk ve kardeşliğin arttığı güzel günler niyazıyla Ramazan Bayramınızı tebrik eder, milletimize, İslâm âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini Yüce Mevlâdan niyaz ediyoruz.

 

 

AHMET YÜTER

1963 yılında Amasya ili Merzifon ilçesi Yakacık köyünde doğdu. 1983 yılında, Merzifon’a bağlı köylerde imam hatip olarak göreve başladı. 1989’dan itibâren İstanbul Zeytinburnu Müftülüğü bünyesindeki camilerde görev yaptı.

Güzel bir gönül ekibi ile cami ekseninde ‘Kürsüden Akademik Sohbetler’ platformunu oluşturarak Türkiye’de çok mühim bir ilke imza attı. Vazifeli bulunduğu Topkapı Teknik Oto Sanayi Sitesi Çinili Cami Kürsüsünü akademileştirdi. Böylece, görevli bulunduğu camide aydınlarla halkı buluşturdu. Tıp, hukuk, ilahiyat, iktisat, fizik, kimya, biyoloji, astronomi, tarih, edebiyat, sanat, spor, müzik… gibi birçok sahalarda uzman akademisyen ilim adamı, âlim, araştırmacı ve yazarları konuşturdu. 1994’den günümüze kadar 850’yi aşkın hatibin kürsüden hitap etmesine vesile oldu. Ayrıca yapılan konuşmaları kayda alıp, çözüp, konuşmacıların tashih ve onayından sonra kitaplaştırarak belgelendirmiştir.

Görevinden arta kalan zamanlarını;  piyes, şiir, deneme, makale yazarak değerlendirmektedir. İlk piyesini Elazığ Harput Diyanet Eğitim Merkezi’nde kursta iken yazıp yönetip arkadaşlarıyla oynamıştır. İlk şiiri 1981 yılında Can Kardeş Dergisi’nde, ilk yazısı da Yeni Düşünce Gazetesi’nde yayınlandı. Sonraki yıllarda ürünleri; Sur, Ribat, Hakses, Diyanet, Yörünge, Cuma, Mektup, Vahdet, Vuslat, Can Kardeş, Bedesten dergileri ile Türkiye, Yeni Nesil, Ortadoğu, Millî Gazete, Akit, Zeytinburnu Tercüman, Yeni Taşova, Zeytinburnu Bulvar ve Haklı Görüş gibi gazetelerde yayınlandı.

Ahmet Yüter, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Dâvut Paşa Kampüsü içerisindeki camide bir müddet görev yaptıktan sonra kendi isteğiyle emekli oldu. Gazete ve dergilerde yazı yazmak, kitap hazırlamak suretiyle hizmetlerine devam ediyor.

Diyanet-Sen’in, Eskader'in ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin üyesidir. Evli ve üç çocuk babasıdır.