IMG-LOGO
Güncel

IMF ve Gizlenen Harcamalar

22 May 2020

Türkiye’nin bir yıl içinde ödemesi gereken dış borcu 169 milyar dolar. Acilen 50-70 milyar dolar mertebesinde dış borca ihtiyaç var.

Dış kaynak bulmakta çok zorlanıyoruz. IMF Koronavirüs Salgını kapsamında üye ülkelere kredi vermek üzere keseyi açtı. Türkiye için IMF’nin vereceği kredi kurtarıcı olabilirdi. 9 milyar doları şartsız, kalanı da stand-by anlaşmasıyla alınması mümkün olan bu borcu Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan almak istemedi.

Erdoğan neden IMF’den kredi almak istemiyor?

CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in bu konudaki iddiası ilginç:

“Eğer IMF’den borç alınacak olursa IMF devletin harcamalarının şeffaf bir şekilde açıklanmasını ister. Oysaki Türkiye’de hükümet yaptığı harcamaları kamuoyundan gizliyor. Parlamentodan gizliyor. Hatta Sayıştay’a yeterli bilgi vermiyor. Kamu özel işbirliği yolu ile yapılan ihalelerin sözleşmelerine bile ulaşamıyorsunuz. Halktan topladıkları parayı nereye harcadıkları, hangi usul ve esaslara göre harcadıklarını gizleyerek ülkeyi yönetmeyi huy edinmişler. Vatandaş ödediği verginin nereye gittiğini bilmiyor bu memlekette. Stand-by yapılırsa bütün bu gizlenen bilgiler açığa çıkacak. Bu yüzden IMF ile anlaşma yapmak istemiyorlar.”

Abdüllatif Şener AKP'nin Erdoğan ile birlikte kurucularındandır. AKP’nin yaklaşık 5 yıl süreyle ekonomiyi emanet ettiği Başbakan Yardımcısı ve Maliye eski Bakanı olarak Tayyip Erdoğan’ı en iyi tanıyan insanlardan biridir.

Şener’in bu iddiasını ciddiye almak gerekir. Zaten bu yönde yaptığı açıklamalarına/ iddialarına ne Erdoğan’dan ne de bakanlarından yalanlayan bir cevap gelmedi.

*********************************

Hazine Garantili Projeler

AKP hükümetlerinin çok sevdiği “Hazine Garantili Projeler” ile çok büyük yatırımlar yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. “Kasadan 5 kuruş çıkmayacak” dedikleri projeler için her yıl milyarlarca liralık ödemeler yapılıyor.

Abdüllatif Şener’in de ifade ettiği gibi Kamu özel işbirliği yolu ile yapılan bu ihalelerin sözleşmelerinde ne gibi şartlar bulunduğu bilinmiyor. Çünkü sözleşmeler gizli. Devlet devasa boyutlarda kamunun yani milletin paralarını harcadığı sözleşmeleri milletten gizliyor.

Hepsi 5-6 müteahhite verilen ihalelerle yatırımlar gerçek değerlerinin 5-10 katına mal ediliyor. Mesela İstanbul-İzmir Otoyolu ve Osmangazi Köprüsü yapım maliyetini 2011 yılı proje başlangıcında Binali Yıldırım 6 milyar dolar diye açıklamıştı. Oysaki proje bitince 2019 yılı açılış töreninde Erdoğan projenin 11 milyar dolara mal olduğunu söyledi.

Bu projelerde garantiler o kadar yüksek tutulmuş ki, yatırımın gelirleri garanti değerinin çok çok altında kalıyor. Aradaki farkı Hazine yani vatandaşlar olarak biz ödüyoruz.

Mesela Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde garanti edilen yolcu sayısı kadar geçiş yapılmadığı için sadece 2019 yılı için 3 milyar 50 milyon lira Hazine ödeme yaptı.

Kütahya’da yapılan Zafer Havalimanına Hazine garantisi 1,3 milyon kişi uçacak diye verilmiş. Geçen yıl 270 bin kişi uçmuş. Bu yılın 4 ayında ise sadece 15 bin kişi uçmuş.

İstanbul Havalimanının garanti edilen yolcu sayısına ulaşması için dünyanın sayılı havalimanlarından olan Atatürk Havalimanını kapattılar.

Yapılan Şehir Hastanelerine garanti edilen hasta sayısını tutturmak için şehir merkezlerinde nitelikli hizmet vermekte olan devlet hastanelerini kapatıyorlar. Sadece Ankara’da 6 önemli hastane kapatıldı. Bunlara rağmen garanti edilen hasta sayısının tutturulması zor görünüyor.

Çok ihtiyaç olmayan yerlerde paralı otoyollar, köprüler, viyadükler yaptılar. Verimlilik ilkesi yerine müteahhitlere iş çıkarmak maksatlı yatırımlar yaptılar.

IMF ile stand-by anlaşması olursa bütün bu harcamaların arkasındaki gerçekler ortaya çıkacak. Bir çeyrek yüzyıl milletçe 5-6 müteahhit için çalışmak zorunda bırakıldığımız anlaşılacak.

Galiba Abdüllatif Şener haklı. Bu durumda kesin bir mecburiyet olmadıkça IMF ile anlaşma yapmaları söz konusu olamaz.

Keşke IMF’ye de, Londra tefecilerine de mecbur ve mahkûm olmasak.

Evet, alınan her borç siyasi anlamda da elimizi zayıflatır. Evet, “Borç alan buyruk alır.”

Ama Türkiye şu anda seçenekler arasında en iyiyi arama lüksüne sahip değil.

Seçeneksizlik içinde en çok zararlı olmayanı seçmek gibi berbat bir vaziyetteyiz.

“Ne pahasına olursa olsun, bir borç almak” zorunda kalabilir ve belki ağır şartlarda borç bulabiliriz. Ama zihniyet değişmezse, “hazıra dağ dayanmaz”, seneye aynı sorunu yaşarız.