IMG-LOGO
Güncel

İdeolojilerin Bedelsiz İş Gücü: Türk Gençliği

20 May 2020

“...sana şöyle bir soru daha sorayım; söylediklerin atlar için de geçerli mi? Yalnızca bir adam dışında herkes onların iyiliğine mi çalışıyor? Bunun tam tersi doğru değil mi? Bir ya da yalnızca birkaç adam onların iyiliği için çalışır; seyisler atları eğitir, binicileri ise sakatlar. At olsun, başka bir hayvan olsun, söylediklerim doğru değil mi, Meletus? Elbette ki doğru. Sen ya da Anytus ne söylerseniz söyleyin bunun bir önemi yok. İddia ettiğiniz gibi bir kişi dışında dünyanın geri kalanı gençlerin iyiliğini isteseydi gençliğin durumu fevkalade olurdu. Ve sen, Meletus, gençleri zerre kadar umursamadığını bize gösterdin. Bu umursamazlık her halinden belli oluyor.” (1)

 

            Sokrates, sonunda ölüme mahkûm edildiği yargılamada “gençleri yozlaştırdığı” iddialarına yukarıdaki sözlerle cevap veriyordu. Meletus’un şahsında aslında bütün Atinalılara yönelttiği “gençleri umursamama” ithamı aradan bin yıllar geçmiş olmasına rağmen hala canlı olan evrensel bir realitedir.

 

            Benim çocukluğum ve gençliğim var olan bütün ideolojilerin temsilcilerinin ağzından “gençlik elden gidiyor, gençliğe sahip çıkmalıyız” sözlerini işitmekle geçti. Başta siyasal İslamcılar olmak üzere, bu sözü o kadar içten ve o kadar ateşli bir şekilde dile getiriyorlardı ki dinlediğinizde o ideologların hayatlarını gençliği kurtarmaya adadıklarına inanabilirdiniz.

 

Mezarında Ters Dönen Karl Marx!

 

            Allah’ın bir insana bahşedeceği en büyük nimet “düz insan olmak” nimeti olsa gerek. Çünkü düz insan olmak sizi tarifi imkânsız şekilde apolitik biri haline getiriyor. Hayata ve olaylara ideolojilerin at gözlüğüyle bakma sığlığından uzak kalıyorsunuz. İnsanları dünya görüşleriyle değil temel insani değerlere sahip olup olmamalarıyla değerlendiriyorsunuz. Bu da her ideolojiden samimi arkadaşlarınız olmasını ve o arkadaşlıklar sayesinde o ideolojik yapıları tanımanızı sağlıyor.

 

            Asıl konuya dönecek olursak, “gençliğe sahip çıkma” iddiasıyla ortaya çıkan bütün ideolojilerin tıpkı Sokrates’in yaptığı at benzetmesinde olduğu gibi gençliği eğitilecek değil de üzerine binilecek bir at olarak gördüklerini söylemek yanlış olmaz. Böylece ideolojiler gençliği yani atları eğiten seyis olmayı değil, onların sırtına binerek sakatlayan jokey olma yolunu seçmektedirler.

 

            İster devrimci marjinal sol gruplar için, ister ülkücüler için, ister siyasal İslamcılar ve/veya tarikat/cemaat yapıları için gençlik sadece ve sadece bir insan kaynakları (Human Resources) faaliyeti konusu ve bedelsiz bir işgücü nimeti olmayı ifade eder. Genç insan, hayatı tanımadığı, henüz yeterince “kazık yiyerek” tecrübe sahibi de olmadığı ve hayata dair bir şeyleri değiştirme azim ve hayaliyle dolu olduğu için manipüle edilmeye en müsait hedef kitleyi teşkil eder. Gençlere pankart yaptırır pankart taşıttırırsınız, broşür bastırır kapı kapı dolaşıp broşür dağıttırırsınız, parti, vakıf veya dernek binasını temizlettirirsiniz, çay demletip çay servisi yaptırır ve bulaşıkları yıkattırırsınız, afiş astırırsınız, stant kurdurup orada bekletirsiniz, masa-sandalye ve sair eşyayı taşıtırsınız. Velhasıl çalışmaktan canlarını çıkartırsınız ama onların gıkı çıkmaz bilakis yaptıkları bu işlerden keyif alırlar.

 

            Ülkü ocaklarında da durum böyledir, MGV mekanlarında da.. Marjinal sol grupların dernek ve/veya partilerinde de aynıdır. Karl Marx, o marjinal sol grupların gençlerin emeğini nasıl sömürdüklerini görseydi, adamcağız mezarında ters dönerdi!

 

İyi de Niye?

 

            Peki, Türk gençliği efendice (!) okulunu okuyup, olaylara hiç karışmadan (!) tahsil hayatını tamamlamak varken bu ideolojik grupların içine neden dâhil olur? Bu sorunun sosyolojik ve psikolojik olarak çok geniş ve uzun bir cevabı olmakla birlikte meselenin temelinde şöyle bir cevap yatmaktadır; Çünkü Türk gençliği devletinin tarih boyunca vatandaşının hayatını kolaylaştırmak yerine hep hayatı zorlaştırıcı iş ve işlemler yaptığını görüp bir şekilde bunu değiştirme arzusuyla bu yollara sapar!

 

            Düşünün ki, hani neredeyse “gençliğe sahip çıkmalıyız” sözünün telif hakkını alacak kadar bu sözü sahiplenen siyasal İslamcı bir iktidarın zamanında bile nepotizm (adam kayırma), hizipçilik, hak ve adalet duygusunun ortadan kalkması, yolsuzlukların alıp başını gitmesi, işsizliğin rekor seviyede artması, üniversite mezunları bir yana iki yüksek lisans bitiren insanların bile iş bulmakta zorlanması vb. olumsuzlukları gören Türk gençliğinin hayata ve geleceğe umutla bakmasının imkânsız olduğunu söylemeye gerek yoktur.

           

            2 Mart 2019 tarihinde yayınlanan “Bu Şartlarda Köle Bile Alamazsınız” adlı yazımızın sonuç kısmını burada bir kez daha tekrar etmekte yarar var çünkü o günden bu güne hiçbir şey değişmedi.

 

            “Bu ülkenin gençleri on yıllar süren bir tahsil hayatından sonra işsizlikle yüzleşmemeliler. Bu ülkenin gençleri KPSS'de birinci olup mülakatlarda elenmemeliler. Bu ülkenin gençleri iş bulamadıkları veya atanamadıkları için intihara sürüklenmemeliler. Bu ülkenin gençleri, "okusam da hiçbir şey değişmeyecek" düşüncesine kapılmamalılar.

Aksi halde geriye, yıkılmış köprüler, bozulmuş yollar, susuz çeşmeler, viraneler, harabeler ve yüzlerindeki ışığı kaybetmiş yaşayan ölüler kalır.” (2)

 

            Türk gençliğinin sorumluluğunu sırtında taşıması gerekenler bir zahmet o sorumluluğun gereğini artık yerine getirsinler, hiç olmazsa Türk gençliğini azıcık olsun umursamaya başlasınlar. Gençliği umursamayıp onların sırtına binenler de lütfedip insinler çünkü o terazi o sıkleti çekmiyor artık!

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(1) Platon, Sokrates’in Savunması, Çev: Emre Alagöz, Panama Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 27-28.

(2) http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazilar/YaziDetay/9469