IMG-LOGO
Güncel

Alt Akıl-Üst Akıl

15 May 2020

Yol kenarında Selvi olamazsan, Sazlıkta bir saz ol. Ama sazların en yücesi sen ol!

Dayım, hangi konuda olursa olsun kesinlikle aza kanaat etmezdi. Görevi icabı ata binmek zorundaydı ve emsallerinin içinde en iyi ata o biner, en iyi elbiseyi o giyerdi. Eğitim konusunda da öyleydi. Her sene sonu benim karnemi görmek ister, sınıf birincisi neden olamadım diye kendisinden fırça yemeden kurtulamazdım. Zaten tahsil yapmak için ilçe de Almanya’ya giden iki kişiden biri kendi oğluydu.

Bu kısa hikâyeciği neden anlattığıma gelince, biz istesek te istemesek te dünya bir milletler mücadelesinden ibaret. Eğer bu evrende ilelebet yaşamak istiyorsanız, sınıfınız, rütbenizi makamınız ne olursa olsun dünyanın en iyisi olmak için çaba sarf etmek zorundasınız. Bir asker konulu dizi filmde komutan sürekli uyarırdı askerlerini: “Uyursan ölürsün!” Evet, uyursak ölürüz, tıpkı Suriye, Irak, Libya gibi.

O halde! O halde çalışacağız ilimde, fende, hukukta ve hatta spor ve güzel sanatlarda. Okumuş ama okuduğunun farkına varmayan zavallı Prof.’un şu sözünü: “Fiziği Matematiği okusan ne olacak yarın ahirette sana onlarımı soracaklar” dediği gibi düşünmeyeceğiz.

Ekonomik yönden bu günkü perişan halimize rağmen, gene de tabii ki bizi kıskananlar, ayağımıza çelme takmak isteyenler olacak… Eğer bu problemli coğrafyada yaşamak istiyorsak, bütün bunları zamanında görüp, kartımızı ona göre almamız icap eder.

Bakın Avrupa’nın gelişmiş devletlerine, hepsinin devlet kurumlarının geçmişi en az yüz yıl geriye gider. Eğer Almanya bu gün COVİD-19 nalet virüsünde başarılıysa, bunu 1896 yılında Robert Coch enstitüsünün ayakta olmasına borçlu.  Biz ise daha 1928 de kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha enstitüsünün çanına ot tıkadık. Aynı zamanda Avrupa’nın arkasında Fransız Devrimi ve Rönesans gibi iki aydınlanma dönemi var ki, bütün enerjisini oradan alıyor.

Sovyet Rusya, Çarlık döneminden beri üç defa rejim değiştirmesine rağmen, hala Deli Petro’nun vasiyetine uyup sıcak denizlere inme hayalini taşıyordu ve Suriye meselesiyle indi bile.

Ya bizler! Yanmış yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden gencecik bir devlet kurmuşuz ama daha yüz yılını dahi doldurmadan orasından, burasında çekiştire çekiştire ne bu devleti kuranlara saygımız kalmış, nede onların kurduğu kurumlara. Bu devleti kuranların hedefleri vardı, büyük Atatürk’ün gösterdiği hedef: “Çağdaş uygarlık seviyesi”nin en zirvesiydi, ya şimdi? Nato’ya kızıldı kâh duvarın öte tarafı gösterildi, Kâh Şangay beşlisi veya her gelen hükümetin Avrupa Birliği hayalleri. Avrupa Birliği hayalleri tamam güzel de, Avrupa Birliği’nin bazı ölçütleri var, hangisini yerine getirdik bunların? Türk Hukuku ne âlemde, ya eğitim, demokrasimiz tam işliyor mu, ya devlet kurumlarındaki rüşvet olayları… Bütün bunlara bakıp açık yüreklikle her şeyimiz tamamdır diyebiliyor ‘muyuz?

Kaleminden başka bir silahı olmayan gazeteciyi, mapus damlarında çürütüyoruz da: “listemde temizlenecek elli kişilik isim var, hatta bu listenin içinde bir kısmı da komşularım” diyen kişiye, bırakın savcıları, RTÜK dahi soruşturma açamıyorsa Avrupa Birliği hayalden öteye gidebilir mi?

Çok değil ABD de 1860’lı yıllarında IQ seviyesi 80’leri gösteriyordu, şimdi 105 ve Türkiye de bunu söylemeğe utanıyorum ama IQ ortalaması: 90. Avrupa ortalaması 105

Bu tablolara bakıp, alt akıl-üst akıl tartışmalarını yapmanın bir gereği var mı? Vay efendim Türkiye’yi dışarıdan bir üst akıl yönetiyormuş, Türkiye’ye müdahale varmış. Hayır, efendim biz kendi kendimizi yönetemiyoruz, kurumlarımız yönetilemiyor yönetilemeyen bir demokrasinin kurbanlarıyız millet olarak. Başkalarının müdahalesine zaten gerek kalmıyor ki!

Eğer bir devletin yöneticileri, sürekli kendi yaptıklarını kendinden öncekilerle kıyaslıyorsa, inanın o yöneticiler, halkına yalan söylüyor, başarısızlıklarını geçmişle kıyaslayarak örtmeye çalışıyorlardır. AKP iktidarı 2002 de iş başına geldiğinde Türkiye ekonomik açıdan Güney Kore ile aynı seviyedeydi, şu anda Güney Kore nerede biz neredeyiz, kıyaslamayı neden dış ülkelerle yapmıyoruz?

Sırf popülist zihniyetle gerekli alt yapı hazırlığı yapılmadan, öğretmen kadrosunu tamamlamadan her vilayete bir üniversite açarsanız, ne açtığınız okul okul olur, ne de oralardan yetişenler, doğru dürüst meslek sahibi. Keşke okullarımız eski haliyle kalsaydı, hiç değilse o zaman dünyanın en iyi 500 üniversite sıralamasında bir iki tane üniversitemiz vardı, şimdi o da yok.

Her vilayete bir Üniversite yerine adam gibi mesleki teknik okullar açılsaydı, hem fabrikalarımızın kalifiye adam ihtiyacı karşılanır, hem de üniversitelerimizden adam gibi adamlar yetişirdi. Malum: “Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz!”

Kalın sağlıcakla.