IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Umut Adına Martı Olmak

13 May 2020

Ahmet Bilgehan Arıkan’ın hazırladığı kitabın geliri. 52 kişiden oluşan yazar kadrosu ve Uyanış yayınevi tarafından Ömer Fâruk Morkoç’un tedâvisine bağışlanmıştır.

13,5 X 21 santim ölçülerinde 469 sayfalık, Umut Adına Martı Olmak isimli eserin ilk yazısında Ömer Faruk Morkoç anlatıyor:

20 yaşında bir lise talebesiyim. 2007 yılında 7 yaşında iken geçirmiş olduğum trafik kazası sebebiyle tekerlekli sandalyeye mahkûm oldum. 13 yıldır hayat mücadelesi veriyor ve nice zorluklarla karşılaşıyorum. Çocukluğu ve oyuncakları elinden alınan biriyim.  Çocukluk yapmayalı çok uzun zaman oldu. Fakat artık ümidim var.

Bu durumdan kurtulmam için bir tedavi varsa da bedelini karşılayacak imkânım yok. Sizlerden para istemiyorum. Bir şiir kitabı yazdım, adı: ‘Aşikâr’ Sizlerden isteğim bu kitabı tanıtmama yardımcı olmanızdır. Tedavimi karşılamam için 50.000 adet kitap satışı yapılması lâzım. Lütfen bana bu kitabı tanıtmamda yardımcı olup, çocukluğumu geri verin. Yürümek sizin için çok büyük bir şey olmayabilir. Benim ise en büyük hayalimdir. Ben sizlerden yastığımın altında sakladığım ve bir daha hiç oynamadığım bilyelerimi istiyorum. Ben sizlerden süremediğim için gözümün önünde çürüyen bisikletimi istiyorum. Eğer bu konuda bana yardımcı olursanız ömrüm boyunca sizlere minnettar olacağım. Her şey için şimdiden teşekkür eder, engelsiz yarınlar için sizleri en kalbî duygularımla selâmlarım. Sevgiyle ve engelsizce kalın... (s:7-8)

Bu dâvete icabet etmemek, insanî duygulardan mahrum olmak demektir. ‘Aşikâr’ (ödemeli olarak) bana ulaştırılırsa mutlaka gereği yapılacaktır.

Kitapta, eseri yayımlayan Uyanış Yayınevi hakkında verilen bilgiden sonra kurucusu Yaman Arıkan’ın hayat hikâyesi veriliyor. Yaman Arıkan, gönlü ve aklı; insani, İslâmî ve millî değerlere hizmet arzusuyla dolu, bu uğurda ömür boyu mücadele etmiş bir kâmil insandır. 83 yaşında ve sağlık problemleriyle başa çıkmaya çalıştığı şu günlerde bile imkânların elverdiği ölçüde hizmetlerine devam etmektedir.  O’nun hayrü’l-halef Ahmet Bilgehan Arıkan’ı da bu hayırlı teşebbüsü sebebiyle tebrik ediyorum. Baba-oğul, Peygamberimiz sallahü aleyhi vesellem Efendimizin;  ‘İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.’ Hadis-i Şerifi’nin gereğini yapmak için yarış hâlindedirler. Cenâb-ı Allah hayırlarını dâim eyler inşallah.

***

Eserdeki her bir yazı, emek ürünüdür, göz nûru, el emeğiyle meydana gelmiştir. Tahmin edilir ki, yüzlerce yazı arasından titizlikle seçilmiştir. Hepsinden kısa da olsa birer örnek cümleler vermek, bu sayfanın hacmini aşacağından mümkün değildir. Birkaçından alınacak örnek ise, diğerlerine haksızlık olur. Kitaptaki hikâye, deneme, hâtıra nev’indeki her bir yazı,  özellikle yazar adayları için örnek ve ilham alınabilecek kalem ürünleridir.

Burada, yazarların her birinin ismi ve kalem ürünlerinin başlığının verilmesiyle yetinilecektir.

Adevviye Şeyda Karaslan: İlla Aşk’la / Ahsen Özgan: Hoşça Kal /

Alçin Fatma Akçiçek: Tek Kişilik Kalabalık / Ayşe Güvenç: Kâinat BİR Noktadan BAŞLAR / Ayşegül Yalçın: Sevgi Üzerine / Berrin Sevilmiş Kaya: Sihirli Ses /

  Burak Kılıçaslan: Ruhunu MakineleşmeyeTeslim Etmiş Olan İnsanlık /

Burcu Çınar: Hayatı Yaşa / Bünyamin Çoban: Sonsuz Duâ / Büşra Kaya: Kadının Adı Var / Canan Cihan Ekti: Bir Varmış Bir Yokmuş / Cansu Tıraşoğlu: Sana Kırgın Olmayan Yanımla / Cemil Güneş: Gece Kuşu / Elif Ekşi Zorer: Dua Kuşu / Elif Erel: GÖR’ün DUY’un BİL’in / 

Elif  Sena Güçtaş Şakar: Doğu Ekspresi / Emine Tanırgan: 21. Yüzyıl Masalı /

Esra Akdoğan: Yazgı / Esra Balkan: Şiir Kelâmı Mıdır Lâzım Olan? /

Fatma Gülşen Koçak: Anadolu Kadını / Fatma Vardan Soyer: Ben Kimim? /

Ferda Udül Kayci: İçimdeki Çocuğa Çağrı /

Filiz Aldemir: Ellerime Koştu Çocukluğum, Haydi Büyüt Beni /

Gençosman Denizci: Ünlü Hikâyeci / Gonca Çiftçioğulları: Sevgi Çemberi /

Gökten Çağrı Aktan: Anafor / Gülay Tuncay: Hamal Olmak Mı? Hemhâl Olmak Mı? /

İbrahim Özgün: Ait Olmak / İnci Geçkil: Neden Ben / Kader Keskin: Mucize /

Kevser Demet: Kod Adı Sabahat / Mahmut Bıyıklı: Cömertlik. Aşk Bahçesine Götüren Teleferik / Mehmet Aydın: Ahmakıslatan / Mehmet Güven: O Semtin Aşkı /

 Meltem Parlak Aydın: Neye Bu Telaş? / Meltem Küçük Konar: Kelebeğin Vazgeçişi /Muharrem Dere: Beterin Beteri Var / Nurhan Işkın: Yalnızlığım /

Ogün Peçenek: Kaybolan Defter / Ömer Faruk Morkoç: Ruh Sıkışması /

Özdenur Aydın: Karahindiba / Sadettin Turhan: Aşk /

Selda Balaban Baykan: Acıyla Yaşamak / Sevda Taş: Hasret /

Sibel Karagöz: Karanlığa Meydan Okuyoruz  / Şiir Ceketli Adam: Rüya /

Tuğçe Erdal: Yorgan Altı / Turan Yalçın: Mahmatlılı / Ümmügül Gök: Eylülün Hikâyesi / Yasemin Balcı: Beyaz Kent /  Yavuz Selim Pınarbaşı: Hakîki Dostunum Diyen Buyursun / Hayırlı teşebbüste emeği olan herkesi tebrik ediyor, hizmetlerinin dâim olmasını diliyorum.

UYANIŞ YAYINEVİ: Ticârethâne Sokağı Nu: 41/14 Sultanahmet, Fâtih, İstanbul

Telefon: 0.212-527 29 49 www.uyanıs.com.tr

 

AHMET BİLGEHAN ARIKAN:

     Aslen Manisa’nın Sâlihli ilçesindendir. 1980 yılında doğdu. Lise mezunudur. Tanınmış mütercim yazar ve filolog, Uyanış Yayınevi’nin kurucusu Yaman Arıkan’ın oğludur. 52 yıllık müesseseyi yeni iş sahâları ile geliştirerek Bilgehan Arıkan yönetmektedir.

     Uyanış Yayınevi; millî, dinî, edebî, fikrî, içtimaî mevzularda neşrettiği ve neşretmeye devam edeceği telif ve tercüme eserlerle Müslüman-Türk evlerini bir edebî mektep hâline getirmeyi hedef olarak belirlemiştir.

     Uyanış Yayınevi şemsiyesi altında faaliyet gösteren ikinci marka, Tasarım Konağı etiketi ile faaliyet göstermektedir. Çalışma yelpâzesinde: müessese kimlik-tanıtım ürünleri ve baskı öncesi hazırlık işleri bulunmaktadır.

 

 

 

DERKENAR:

ÖDÜN KELİMESİ…

Tâviz’ yerine kullanılıyor. Ödün kelimesinin yapılış şeklini îzah etmek mümkün değildir. Eski Türkçe devresinden gelen ve 11. asır metinlerinde de geçen bir ‘öd’ kelimesi var ise de bu ‘zaman’ mânâsına gelmektedir. Bundan türetilen ‘ödün’ de ‘zamanla’ mânâsını ifâde eder ki, bu ‘tâviz’ ile ayni mânâya gelen bir kelime olamaz.

Ödemek fiilinden ise ödün kelimesi meydana getirilemez, olsa olsa ‘öden’ teşkil edilebilir. Dilimizde ‘ödümek’ diye de bir fiil bulunmadığına göre, ödün kelimesinin kökü ve eki belli olmayan bir kelime olduğu ortaya çıkar.

Tâviz’i beğenmiyorsak onun yerine ‘karşılık, yerine konan şey’ diyebiliriz. Bunun için uydurmacılığa tâviz vermeğe lüzum yoktur sanıyorum.

Prof. Dr. Fâruk Kadri Timurtaş: Yeni Kelimeler Sözlüğü. Umur Kitapçılık. İstanbul 1979. s: 64

 

KUŞBAKIŞI:

GÜNLER AKARKEN:

Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 168 sayfalık, ikinci baskısı yapılan Günler Akarken isimli eserinde; iktisâdî meselelerden, insanların huzur, güven ve saadetinden, hatâlı tüketim alışkanlıklarından, çağın ritminden, Batılıların entrikalarından, Müslüman Batılılardan, yeni fetih ordularından, konuşmanın sıcaklığından ve her zaman olduğu gibi çevre kirliliğinden bahsediyor. Her bir makalede meseleler; efrâdını câmi, ağyârını mâni ölçüler içerisinde, kelimeleri kumpas ile öçlüp, kuyumcu terâzisinde tartarak tatlı sert ifâdelerle ele alıyor.

Prof. Gürdoğan’ın rakamlardan ibâret olduğu zannedilen iktisat ilmini ele alışı klasik ölçülerin haydi dışında. İktisâdiyatın rakamlarla ifâde edilmeyen insânî boyutunu ön plâna alıyor. Meselenin özetini; ‘Gecenin başında ve sonunda câmiye giden Müslümanlar için, korkmadan sokağa çıkmanın önemi, kişi başına düşen millî gelirden çok daha büyük olmalıdır.’ Cümlesiyle veriyor.    

Makalelerde yer yer, entelektüel olamamış kişilerin ‘aforizma’ dedikleri, yerli ve millî ifâde ile ‘özlü sözler’ dikkati çekiyor. Bunlardan birinde; ‘Ölüm geri dönüşü sözkonusu olmayan bir dünyaya doğumdur. O dünyanın şuurunda olmayanlar, ölünce uyanırlar. İnsan binlerce kişi arasında olsa da tek başına ölür. Yalnız uyunduğu gibi yalnız da ölünür. Hiçkimsenin başkası yerine ölmesi de uyuması da mümkün değildir.

Hayat da uyku ve ölüm gibi olmasına rağmen, insanlar çoğu defa kendileri olma yerine başkaları olmaya özenirler. Başkası yerine ölmek mümkün olmadığı gibi, kendi olmak yerine başkası olmak da mümkün değildir.’ Diyor.

Daha pek çok alâka çekici yazılar var: Manhattan’ı merak edip görmek isteyenler, ‘Gökdelen Ormanı’ isimli bölümü okuyabilirler. Görmekle kalmayacaklar, havasını da teneffüs edeceklerdir. Hattâ târihini de öğreneceklerdir. Ve bu bölümün özlü sözü: ‘Dünyanın her yerinde olmasını bilmeyenler, hiçbir yerde olamıyorlar. Yeri geldiği zaman New York’ta yürümesini başaramayanlar, Ankara’da, Tahran’da ve Bişkek’te kimseyi ayağa kaldıramazlar.’

Manhattan nerede, Tunus nerede? Prof. Gürdoğan bir sonraki yazısında okuyucuyu Tunus’a götürüyor. Barbaros’un Müslüman Türk’e aziz armağanı Akdeniz’in engin mâviliklerinde dolaştırırken İbn Haldun ve ‘Mukaddime’si hakkında bilgilendiriyor.

Bilgi atlası sonraki sayfalarda da devam ediyor. Gezinin durak noktaları arasında karakteristik özellikleriyle Anadolu şehirleri var. Sonra Buhara ve Kasr-ı Ârifân… ‘İstanbul’un kalbi Eyüp Sultan ise, Buhara’nın kalbi de Kasr-ı Ârifân’dır.’ Denildiğinde Yahya Oğuz’u hatırlarsınız ve aynı zamanda Mihverdeki Mürşid-i Kâmilleri… Kasr-ı Ârifân şerefli bir mekândır. Oraya şeref kazandıranlar Şâh-ı Nakşibendî Hazretleri ve O’nun yetiştirdiği talebeleri: Alâaddin Attar, Ali Emir Külâl ve diğerleri… Evveliyatı da ihmal edilmemeli. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, Hasan-ı Basrî İbrâhim Ethem ve diğerleri…

Gürdoğan Hoca’da söz de bitmez, gezdiği-gördüğü mekânlar da… Hepsini kulaklarınıza değil, gözünüze ve gönlünüze anlatır. Anlattığı mekânların huzurunu dinleyenlere yaşatır. Bu bölüm ruha inşirah veren bir müjdeyle sona eriyor: Kasr-ı Ârifân’da okunan Kur’ân, Ezan ve Namazla birlikte, sohbet halkaları, Saraybosnayı da içine alacak bir şekilde genişliye genişliye, bütün dünyayı aydınlatacak bir sevgi çağlayanına dönüşüyor.

Yahyâ Kemâl’in  keşfettiği sır da bu bölümde açıklanıyor: Anadolu Savaşı yıllarında, İstanbul’dan niçin çıkarılamadığımızın sebebi; ‘Yavuz Sultan Selim Han’ın Mukaddes Emânetleri İstanbul’a getirildiği gün, henüz yol yorgunluğundan kurtulmadan başlattığı Topkapı Sarayı’nda her gün ve kesintisiz olarak günün 24 saati boyunca okunan Kur’ân-ı Kerim’dir.’

İZ YAYINCILIK:                                                                                                                                                    Litros Yolu, Fatih Sanayi Sitesi 12/280, Topkapı,İstanbul Telefon: 0.212-5207210

Belgegeçer: 0.212- 511 57 91 e-posta: bilgi@iz.com.tr  //  www.iz.com.tr 

 

HELÂLLER VE HARAMLAR:

İmam Gazali ‘Helaller ve Haramlar’ isimli eserinde dinimizin günlük hayat içinde uygulamamız gereken emirlerini incelikli ve detaylı bir biçimde bize anlatıyor.

Kitabın birinci bölümünde; helâli aramanın önemi ve değerleri, fazileti, haramın kötülüğü, helâl ve haramın dereceleri hakkında bilgi veriliyor. İkinci bölümünde; şüphelilerin mertebeleri, bunların kaynağı, haram ile helalden bunların ayırt edilmesi irdeleniyor. Üçüncü bölümünde; araştırma, sorgulama, bunların üzerine gitme ve ihmal durumlarının incelenmeleri aynı zamanda bunların helâl ve haram sayılma sebepleri araştırılıyor. Dördüncü bölümünde; tövbekâr olan kimsenin yapmış olduğu malî zulümlerden arınma meselesi inceleniyor. Beşinci bölümünde devlet büyüklerinin verdikleri maaşlar, hediyeler bunların helâl ve haram olma sınırları tartışılıyor. Altıncı bölümünde; devlet büyükleriyle birlikte bulunmak, onlarla oturup kalkmanın kişi üzerindeki etkileri ve hükümleri inceleniyor. Yedinci ve son bölümde ise; farklı meseleler ve çözümlerine yer veriliyor.

ÇELİK YAYINEVİ: Ticarethâne Sokağı Nu: 19/A Sultanahmet, Fatih 34110 İstanbul.

 Telefon: 0.212-511 28 11 Belgegeçer: 0.212-511 28 12

e-posta: info@celikyayinlari.com  www.celikyayinlari.com 

 

 

SUDANLI ZENCİ MUSA

1981 Kahramanmaraş doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde lisans, Selçuk Üniversitesi’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamlayan ve hâlen doktora çalışmalarına devam eden Hârun Çolak, Kuşçubaşı Eşref’in1 emir eri Zenci Musa’yı, telif ettiği târihî romanında anlatıyor. Bir Osmanlı mücâhidi olan Zenci Musa, Sudan’da doğmuş, Girit’te bulunmuş, Osmanlı Ordusu’nda her cephede savaşmış, Üsküdar’da Özbekler Tekkesi’nde vefat etmiştir.

Roman, İstanbul’un işgal günleri ile başlıyor. Musa, İstanbul’a gelir gelmez Karakol Cemiyetine katılmıştır. Burada, ümitsiz ve yılgın Osmanlı askerlerini mücâdeleye katılmaları için cesâretlendirmeye çalışıyor. Çok önemli bir vazifesi vardır: Kumandanı Eşref Bey’i düşmanın elinden kurtarmak… İngilizlerin plânı ise farklıydı: Musa’yı diri olarak yakalamak ve ikna ederek İngiliz ordusunda kullanmak… Vazife yeri bile belirlenmişti: Afrika.

Bu maksatla vazifelendirilen Fransız ordusunda istihbarat subayı Yüzbaşı Henry, yükselme hırsını disiplin altına alamayan bir tiptir. Komutanı olan general ile Zenci Musa’yı bir araya getirdiğinde, Musa, sözleri ve davranışları ile generali küçük düşürür. Generalin kendisinden intikam alacağından endişelenen Henry, hayallerini gerçekleştiremeyeceğinden endişe ederse de madalya almak ve yükselmek azminden vazgeçemez

Musa ise kendisini mimleyen, generali öldürmeye yemin eder.

Yüzbaşı Henry de kararlıydı. Musa’yı İngiliz ordusuna hizmet için ikna edebilmek maksadıyla hakkında araştırmalarına devam eder. Neticeye daha çabuk ulaşabilmek için Anna’yı devreye almayı kararlaştırır. Anna, Zenci Musa’yı İstanbul’a getirten Ali Said Paşa’nın konağında vazifelendirilmiş bir casustur… Yazarın belirttiğine göre her tarafta casuslar vardır. Osmanlı ordusunda İngiliz, İngiliz ordusunda Türk casuslar…

Kadın’ ve ‘casusluk’ meselesi devreye girdiğinde Roman renklenir, hareketlenir ve heyecanlı sahnelerin kapısı aralanır.

Okuyucunun merak duyguları tahrik ederek sayfalar hızla çevrilmeye başlanır…     

………………………..

1Kuşçubaşı Eşref: (1873-1964) Harp Okulu’ndan mezun oldu. Teşkilat’ı Mahsusa* bünyesinde çalıştı, İngilizlerle savaşırken yarlı olarak esir düştü, Malta’ya sürgün edildi. Sürgünden sonra Millî Mücâdele’ye katıldı. Savaştan sonra İzmir’deki çiftliğine yerleşti.                                                                                                                             *Teşkilat-ı Mahsusa: İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan istihbarat teşkilatı. Türkçü ve İslâmî siyâsî görüşler istikametinde faaliyet gösterdi.                                                                                                                                             2Karakol Cemiyeti: İstanbul’da 1919 yılında kurulan Osmanlı istihbarat teşkilâtı. Mütâreke döneminin ilk gizli direniş grubudur.  İstanbul'un işgalinde sonra millî uyanışın başlaması ile mensupları ayrı ayrı gruplar oluşturdular.

MİHRÂBAD YAYINLARI:

Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan Caddesi Nu: 8 Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-514 28 28

Belgegeçer: 0.212-528 24 01 bilgi@mihrabadyayinlari.com  www.mihrabadyayinları.com

 

KISA KISA… / KISA KISA…

1-ABARTMA TOZU: Şermin Yaşar / Tâze Kitap.  

2-OSMANLI’DA SOSYALİZM: İlhâmi  Yangon / Bilgeoğuz Yayınları.

3-TÜRK SİYÂSÎ HAYATINDA AZINLIK HÜKÜMETLERİ: Dr. Fuat Uçar / Berikan Yayınevi.

 4-TANIDIKLARIM: Hüseyin Câhit Yalçın. Yayına Hazırlayan Göktürk Ömer Çakır / Ötüken Neşriyat.

5-KAHRAMAN VE VAHŞİ ORMAN GRUBU: Tom Kniht – Mert Gürel / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.