IMG-LOGO
Güncel

“Bindik Bir Alamete, Gidiyoruz Kıyamete” mi?

11 05 2020

Sürü, tür bakımından topluluk ismidir. Çokluk kadar, değersizliği de ifade eder. Sürü aklı, tek tek ele alındığında inkişaflar yapan kişilerin bir araya geldiklerinde dirayetlerini kaybettiklerini anlatır.

“İleri gitme asılırsın, gelir kalma basılırsın.” sözü biraz da sürüye uymayı, sürüden biri olarak kalmayı telkin eder. Sürüdeki bireylerden biri olmak, farklılıklarını inkâr veya terk etmeyi gerektirir. Sürü, güdülen çokluk demektir, edilgenliktir.

Rahatlık, huzur, konfor isteniyorsa sürüden biri olmak tercih edilebilir. Rahatlık ve huzurdan ne anladığına bağlı. Kendini gerçekleştirememek bence en büyük huzursuzluk. İnsanlık, yaptığı icat ve keşifleri, geldiği medeniyet seviyesini konforunu terk eden insanlara borçlu. Uykusuz, aç, susuz yaşamak; irade ortaya koyanların, sürüye dâhil olmak istemeyenlerin kaderi. Siz, bu tiyatroda hangi rolü oynuyorsunuz?

İddia şu: İnsanlık, sürüleştirilmek isteniyor. Ben de inanıyorum, bu iddiaya. İsteniyor ki insanlık ortak dilde, ortak dinde, ortak değerlerde buluşsun. ”Küreselleşme” adı konmuş buna. Toplumları millet yapan tarih unutulsun, ülküler olmasın. Hal yaşansın, geçmiş ve gelecek muhal kalsın. Hazlar tatmin olsun, duygular körelsin. Akıl, zaten insandaki yaramaz çocuk. İmalat, tamam; ürün, seküler sürü. Çoban, hazır; değneği, eksik. Heyhat, burası çıkmaz sokak!

İnsanlık için tek yönetimden, tek paradan, tek fikirden bahsediliyor. Yapay zekâ ile yönetilecekmişiz. Kolumuza takılacak mikroçip ile hayatımız kolaylaşacakmış. Yaptıklarımız bilinecek, yapacaklarımız bize telkin edilecekmiş. Kimse, mikroçipteki programı yazanı sorgulamıyor. Yaşadığımız ve uzun süre yaşayacağımız bu kargaşa, insanları söz konusu projeyi hayata geçirip sürüleştirme ve senaryodaki büyük beyni kamufle etme çabasından başka bir şey değil. Geçti Bor’un pazarı…

Onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var. Allah’ın sopası yok ki, der halkımız. Allah, hesabını kulları vasıtasıyla görür. Büyük düşünen, ileriyi gören, herkes cambaza bakarken cambazı oraya çıkaran gerçek gücü teşhis edebilen ilim, irfan, rikkat sahibi insanlara ihtiyaç var. Kendisini sürünün dışına atarak “Durun kalabalıklar!” diyebilecek insanlara ihtiyaç var.

Ünlü bir futbolcu, karısını öldürmekle suçlanır, yakalanır.  Karısının cesedi ortada yoktur. Amerikan filmlerindeki gibi, futbolcu mahkemede sanık sandalyesinde oturmaktadır. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı, jüriyi ikna etmeye uğraşır. Konuşmaya başlar:  "Sayın jüri üyeleri müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra siz de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1'den 10'a kadar sayacağım ve müvekkilimin, öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek. .. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 !.."  Bütün jüri kapıya döner, ancak kimse girmez içeri. Avukat, bir savunma dâhisidir, öldürücü hamlesini yapar: "Bakın siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz “içeri girecek” diye kapıya baktınız. İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum." Jüri kararını açıklar, ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirir, dava bu şekilde sonuçlanır. Mahkeme çıkışında avukat, bayan jüri başkanına: "10'a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız, neden böyle bir karara imza attınız?"
"Doğru!" der jüri başkanı; “Ben de kapıya baktım; ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu."

 

Bakış açınızı ne kadar geniş tutarsanız, doğruya ulaşmanız o kadar hızlı olur. En iyi analist, herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir. İnsan yığınları hep koronayı görüyor, konuşuyor. Sürü psikolojisi bu. Koronayı gündeme getiren ve gündemde tutanlardan bir türlü bahsedilmiyor. Bugün korona, yarın başka bir şey. İnsanlık, tam sürüleşene kadar. Bu böyle gitmez, gitmemeli.

 

“Yaşamak toplumsal, hesap bireysel.” derim hep. Öldükten sonra hesap vereceğimiz inancı, önemli bir motivasyon bizim için. Öyle ya bireysel hesap için neler yaptın? “Bindik bir alamete, gidiyoruz Kıyamet’e.” düşünme tembelliği ile sürüye mi uydun, yoksa “Ne ekersen onu biçeceksin.” inancıyla kendin için tasarlayıp yürüdüğün yol haritasında hesabını kolay verebileceğin gerçek bir “insan” mı oldun? Ölüm, gerçek anlamıyla hem bir doping hem bir uyanıklık hem bir temizlik; ama kaçınılmaz müthiş bir hakikat. Sen nereden bakarsan bak. Bizi sürüleştirmek isteyenler, “Keşke biz de bu hakikati anlayabilseydik!” diyecekler; lakin iş, işten geçmiş olacak.

 

Geçecek bu günler. İnancımız; maddi ve manevi değerlerimiz, insani kıymetlerimiz, en büyük gücümüz, hazinemiz. Bize yakışan; cümlede özne, medeniyet inşasında rehber, tarih çağlarında kurucu, gökte kutup yıldızı olmaktır. Bineceğimiz gemi belli, seyir yapacağımız okyanus belli, demir atacağımız liman belli.

 

Senden başka, dünyadaki her yaratığın senden ısı ve ışık aldığı güneş olabilmek, ne güzel!