IMG-LOGO
Güncel

Neden Sorun Olsun ki?

10 05 2020

Batının; hiç teknoloji üretmeyen, rekabet gücü olmayan, bağımsızlık ve demokrasi diye, anayasa ve hukuk diye bir derdi olmayan, dışa bağımlı İslam ülkeleriyle ne sorunu olabilir ki. Hele de bu bir hanedanlık, krallık ya da bir emirlikse tadından yenmez. Ne güzel işte, süper güç imparatorluğu daha ne yapsın. Bundan daha iyisi ne olabilirdi.

Katar-El-Udeyd hava üssü, 13 bin ABD askerini barındırmakta. Zaten iki milyon kadar nüfusu var. El insaf yani. Bu, adı konulmamış ahlâksız bir işgal değil mi?  Katar yönetimi bundan utanacak mı? Ya da böylesi şaibeli üslere “go home!” diyebilecek ve bizi şaşırtacaklar mı?. Öyle bir onurlu yönetim olsaydı,  üssü inşa etmekle kalmayıp üsse 1.8 milyar dolar daha ek ödenek verir miydi? Yanılmayı çok isterdik. Görünen o ki onlar artık “seleyi suya vermiş”ler. Onur ve haysiyetin takası-tekrarı olmaz. Bir kez giderse gerisi “bir kereden bir şey olmaz” anlayışıdır.

 

Kuveyt mi? Onun sicili daha da bozuk. Çorum kadar bir ülkede 13 bin askerin işi ne. İşgalse evet postmodern kıvamında bir işgal. Ta bilmem kaç bin fitten uçarak okyanus aşıp geleceksiniz. Babanızın çiftliği gibi üslere. Hiç bir uluslararası hukuk tanımadan yerleşip ortalığı darmadağın edeceksin. Sonra da kırıp döktüklerini onlara toplatacaksın. Ne âlâ değil mi?  Emperyal güçler için böyle “münbit ortam” neden sorun olsun ki?. Niza çıkarmaya değer mi?. Hem ne gerek var. “Otur” dersen oturur, “kalk” derse kalkar. Zamanı gelince “sürün!” derse kim bilir, belki o da olur maazallah.    

 

Sormak lazım, cevabı asla verilmese dahi; “ yahu, ilahî kitabımızda vatan mukaddes değil midir ki toprağınızı ehli salibe teslim ediyorsunuz?” diye. “Peygamberimiz köleliğe, tefeciliğe, evlat katliamlarına, hukuksuzluğa karşı cihanşümûl bir onur mücadelesi vermedi mi?. Dâvâsından bir milim geri çekildi mi, hayır. Size ne oluyor?” diye bu efendilere sormak lazım. Halkının geleceğini ipotek ettiklerini tarih kaydediyor. Demokrasi, seçim, sandık, anayasa bilmeyen bir anlayışa oturup özgürlüğü anlatmak mümkün mü?. Yani arap lisanıyla; “kellûm kellûm lâ-yenfa! (konuş konuş faydasız)”.

 

İşte Bahreyn’de 7 bin davetli asker. Hepi topu 1,5 milyon (iki yüz kişi başına bir paralı coni). Orta Doğu'nun en büyük deniz gücü 5. Filo mevzilenmiş durumda. Kısaca; Birleşik Arap Emirlikleri’nde 5 bin, Ürdün’de 3 bin, S.Arabistan’da 3 bin, Suriye’de 8 yüz,  Afganistan’da 14 bin Amerikan askeri yerleşmiştir.

Bu üsler kimi koruyacak? -Onları davet edenleri. Kime karşı? – Bir başka müslüman ülkeye karşı. Hangi güç ile? -Yine onlardan satın aldıkları savunma gücüyle. “Kuşatma” şöyle işliyor: önce müttefik ve hâmî kılığındadır ve oraya yerleşir. Sonra bir siyasî pürüz oluşturur, kaos çıkartır. Etnik ya da mezhep ayrılığını körükler. Sonrası malûm, bilinen serüven: Başı sıkışan ülkeyi koruma hamlesi aslında bir “altın vuruş”tur. Artık bir daha iflâh olmaz. Konuşlandığı ülkeye de silah sistemleri satışıyla bütçesini çökertir (yani ikinci vuruş). Benzer bir parti de “karşı yaka”daki –sözde- hasım düşmana yüklü bir koli yapar, etti üç. Sonrası malûm; “Allahû ekber, ve boommm!”.  Bir seri katil düşünün, puslu havada katliam yapıp, cenazede hüzünlü duruş göstererek humaniter dualar yapar. İşte öyle.

Takdir edersiniz ki, sabah-akşam Amerika düşmanlığı ile yatıp-kalkarak hamâset yapmak değil derdimiz. Ayrıca bir despot yönetimin kötülüğünü halkına mal etmek kalaycılığı da değil. Bunu acizlik sayanlardanız. Zaten emperyalizmin zulmü yeni değil ki, dün de vardı. Mazlumun ahları dün de gök kubbeye yükselmişti. Vahşetin kol gezdiği, kızıl hıçkırıkların insanlığı sağır ettiğine tarih şahittir, tanıktır. Asıl üzüntümüz; islam dünyasının, “şûrâ, istişâre ve işbirliği” gibi kur’anın temel ilkelerini takip edemeyişleridir. Bir peygamber evladı Hüseyn’in o izzetli, onurlu duruşundan bir dirhem de olamaz mıydı? Ne yazık ki yoktu. Elbette bunun birçok sebepleri analiz edilmektedir. Ancak görünen o ki, son yüz yıldan bu yana ortadoğu İslam dünyasındaki siyasî akımlar ve içtihat kargaşaları, bu günkü kaosa zemin hazırlamıştır.

Bir safiyane düşünce akımından da söz etmek lazım, dolaşıp duruyor; dünya islam birliği (ittihad-ı islam tesîsi). Ticari ilişkileri olmayan, siyasi birlikleri asla uyuşmayan, mezhep taassubuyla egemen güçlere payanda olan hangisiyle bu hayâl kurulabilir. Mümkün mü?. Daha dün Yemen’i, mümkün olsa ceziret-ül arab’dan kazımak isteyen bir vahabî hiddetiyle mi?, Hakîm güce sadık ve eğitilmiş bir Mısır rejimiyle mi? Vladimir rejimine teslim olan Baasçı bir Suriye ile mi, henüz yaralarını saramayan Irak, Afganistan, Sudan, Libya ve diğerleri ile mi islam birliği?. Ayetullah kurumsal kimliğini putlaştıran despot fars rejimiyle mi?. Yapmayın arkadaşlar.

Meşrûiyetçi olmadan, demokratik hukuk esasına dayalı yazılı metni olmayan ve aslında demokrasiden nefret eden ve putlaşan bu krallıklarla “amaçta-gayede-işte birlik” nasıl olsun ki. Şu Yemen’e ölüm yağdıran bir anlayışla, Hucurat-10’u yan yana koyabilir misiniz? (müminler ancak kardeştir). Allahtan korkmak lazım. İnanın emperyalist kızıl çinle bile sınırlı birlik kurulabilir “sen kazan, sen kazan” teorisiyle.

 

İslâm barış demektir, selam kökünden geliyor. Barışla husumeti bir arada tutmak, eşyanın tabiatıyla uyuşmaz. Ya doğrudan, ya da dolaylı zulme vasıta olmak var. Kaldı ki, zulümden rahmet çıkaran olmamıştır. Abâd olan da. Bunu iyi okumak lazım. Ömrümüz böyle yere basmayan ütopik hayallerle geçti. Yapmayın! Dönüp-dolaşıp aynı nağmeyi terennüm etmek biraz sıkıcı sanki. Hani adama anlatırsınız; işte Mecnun’un sevgilisi için neler çektiğini. Adeta çöllerde süründüğünü falan. Sonra dönüp size der ki; “ ..tamam da, şimdi bu Leyla Mecnun’un nesi olur?” diye. İşte onun gibi.

Sonuçta, “derdi bizi mi aldı” deyip geçemiyoruz. Aldırıyoruz. Kaldı ki, bu vahim gidişat insani bir durumla, bağımsızlıkla ilgili. Ülkelerin Müslüman olmaları batıyı pek rahatsız etmez. Neden olsun ki.