IMG-LOGO
Güncel

Asırlık Hayal Perdesi: Türk Siyaseti

09 May 2020

 

            Her Ramazan geleneksel kültürün bir parçası olarak bizlere sunulan Karagöz-Hacivat dediğimiz gölge oyunu hepinizin malumu. Bir perdeye (hayal perdesi) arkasından ışık yansıtıp önünde deriden yapılmış kuklaları bir sopaya bağlayıp oynatmak suretiyle icra edilen bir sanattır gölge oyunu. Tarihte ilk defa Cava’da (Endonezya) icra edildiği ve oradan Dünya’ya yayıldığı söylenir. Bize de Mısır’dan gelmiştir. Bu sanatın bizdeki piri Şeyh Küşteri’dir. Deve derisinden yaptığı Karagöz ve Hacivat kuklalarını hayal perdesine yansıtan Şeyh Küşteri aynı zamanda ilk kukla oynatıcıdır. Kukla oynatıcılara gölge oyununda “Hayali” veya “Hayalbaz” denir.

            Karagöz-Hacivat, geleneksel Türk tiyatrosu olan orta oyununun da ilham kaynağıdır. Orta oyunundaki kavuklu ve Pişekâr Karagöz ve Hacivat’ın bir rolle canlandırılarak sahneye uyarlanmış halleridir.

            Tüm bu açıklamalardan sonra ifade edelim ki bu yazı hayal perdesine, gölge oyununa, Karagöz-Hacivat’a veya Şeyh Küşteri’ye değil Türk siyasetine dairdir. Çünkü Türk siyaseti asırlık bir hayal perdesinden, bir gölge oyunundan başka bir şey değildir.

 

Yar Bana Bir Eğlence Medet

 

            Bizim geleneksel gölge oyunumuzun başkarakterleri olan Karagöz ve Hacivat (Haci İvaz) Efendiler’e bir bakalım. Karagöz tam anlamıyla halk adamıdır, eğitimli değildir. Ağzına ve aklına geleni direkt söyleyen yarı patavatsız biridir. Hacivat ise aksine iyi eğitim almış, diplomatik dil kullanmayı bilen, konuşmada erkâna riayet eden biridir. Hacivat ve Karagöz arasındaki bu eğitim farkına rağmen, aralarında geçen sohbetlerde daima Karagöz galip gelir. Karagöz’ün hem laflarıyla hem de zaman zaman direkt Osmanlı tokadıyla Hacivat’ı dövdüğüne şahit oluruz. Karagöz’ün ağzından çıkan laflar konuyla pek alakalı olmamasına rağmen izleyicileri güldürür ve Karagöz’ün gerek bu saçma sapan laflarla gerekse direkt Osmanlı tokadıyla Hacivat Efendi’ye geçirmeleri izleyicide prim yapar. İzleyicinin favorisi Karagöz’dür.

            Karagöz, Türk siyasetindeki iktidar cephesinin perdedeki karşılığıdır, Hacivat ise muhalefetin... Şahıs olarak kimin kime benzediğini ise sizlere bırakıyorum.

            Hayal perdesinde sadece bu ikilinin atışıyor olması zamanla seyirciyi sıkar, bu defa sahneye yeni karakterlerin çıkması zarureti hâsıl olur. Bu defa Hayali (kukla oynatıcı) sahneye yeni karakterleri sürer. Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Zenne, Acem vs. Sahneye çıkan her yeni karakter, Karagöz ve Hacivat ekseninde dönen oyunun seyircide daha derin etkiler uyandırmasını sağlar.

 

Hayali Kim?

 

            Türk siyasetinin 1945’den, hatta belki daha eski tarihlerden beri tek merkezden dizayn edildiğini düşünüyorum. Ülkeyi istediği gibi yöneten tek parti iktidarının nasıl olup da bir muhalefet partisinin kurulmasına müsaade ettiğine hep hayret etmişimdir. Asıl büyük şaşkınlığım ise 1950’de seçimleri kaybettiğinde nasıl olup iktidarı bu muhalefet partisine hiç sorun çıkarmadan devrettiklerine dairdir. Çoğu kişi bu hususu İsmet Paşa’nın demokrat kişiliğine bağlar ama bence bunun arkasındaki cevap çok daha kompleks.

            1960’ta ordu içinde bir cunta tarafından darbe yapılıp Demokrat Parti’nin iktidardan devrilmesi de ilginçtir. Adnan Menderes ve diğer DP’lileri Yassıada’da yargılayan mahkeme başkanının sanıklara söylediği “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” sözü manidardır. Sahi, bir cuntaya darbe yaptırıp Menderes’i ve diğer DP’lileri oraya “tıkan güç” kimdi?

            Demokrat Parti’den sonra “sağcı” Adalet Partisi’nin kurulmasından sonra Türkiye’de sol ve sağ arasında bir dengesizlik olduğunu ve bu dengesizlik nedeniyle solun Türkiye’de asla iktidar olamayacağını görenler bu defa sağı bölerek bir denge sağlamaya çalıştılar. Nitekim 27 Mayıs Darbesi’nin sözcülüğünü yapan Alparslan Türkeş’in milliyetçi, başarılı bir mühendis olan Necmettin Erbakan’ın da Siyasal İslamcı birer parti kurup sağ seçmenin ciddi bir kısmını Adalet Partisi’nden koparmaları Türk siyasetine “istenen” dengeyi getirdi.

            Yakın tarihe baktığımızda 27 Nisan 2007 tarihinin Türk siyasetinin dizaynı bakımından ayrı bir dönüm noktası olduğunu görüyoruz. Birkaç ay sonra yapılacak olan seçimlere Demokrat Parti çatısı altında birleşerek girme planları yapan ve seçimlerde barajı geçeceklerine kesin gözüyle bakılan DYP ile ANAP’ın kimden gelen talimatla Meclis’e girmeyerek 367 tartışmalarına meze oldukları, barajın altında kalarak siyasi tarihin çöplüğüne gittikleri ve kendi seçmenlerini olduğu gibi AKP’ye hediye ettikleri hala bir muamma!

            Yine 2015 Haziran seçimlerine kadar iktidara çok sert muhalefet yapan MHP’nin seçim akşamında itibaren 180 derecelik bir dönüş yaparak iktidara yanlaması ve AKP’ye tek başına iktidarın tüm olanaklarını sunan bir iktidar ortağı haline gelmesi ise ister istemez “bu projenin arkasında kim var?” sorusunu akla getiriyor? Türk siyasetindeki tüm bu aktörleri hayal perdesine kim taşıyor, bunları perdeden kim indiriyor? Senaryoyu kim yazıyor? Gerçekten de Türk siyasetinin “Hayali”si veya “Şeyh Küşteri”si kim?