IMG-LOGO
Güncel

Foucault Bağlamında İktidarın Görünmezliği

30 04 2020

"Akil" dostun kıymetini dün bir kez daha anladım. Değerli meslektaşım Av. Özgecan Kunt Facebook’taki bir paylaşımıma şaka yollu bir yorum yapınca, o şaka bende başka çağrışımlar yaptı ve kafamın içinde hemen bir şimşek çaktı. Şöyle ki;

 

            Foucault Bağlamında iktidarın görünmezliğinden bahsedilir. Foucault, tezini öne sürerken Samuel ve Jeremy Bentham kardeşlerin tasarladığı Panoptikon'a atıfta bulunur. Panoptikon, ortasında bir kule olan ve kuleden binadaki herkesin her an gözetlendiği bir binadır. Zaten kelime anlamı da "bütünü gözetlemek"tir. Foucault, 20.yüzyılın kapitalist toplum sistemlerinde, artık iktidarın değişikliği gösterdiğinden söz eder. Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral iktidarı yerine, bilinmeyen stratejilerin uygulandığı göstere göstere cezalar yerine, insanların iktidarın yaptığı gözlem empozisyonu nedeniyle kendi kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır. İktidar biçim değiştirmiştir. İktidar artık tamamen farklı bir otorite yöntemi kullanmaktadır. İktidar artık bir kişinin iktidarı değil “Gözün İktidarı”dır.

 

            İktidarın bireyselleştirdiği insan, artık demokrasi sisteminde olduğu gibi seçen kişi değil, var olan iktidara karşı belki de bir tehdittir. Foucault, o kulenin tepesinde sürekli olarak gözetleyen iktidar imgesinin, aslında vücutsuz kulenin üzerinde yüksekte yer alan dev bir göz olduğundan söz eder; dev göz iktidarın gözüdür. Gözetlemekten vazgeçmeyen ancak ne vücudunu gördüğümüz ne de kim olduğunu bildiğimiz bir imgedir. Çünkü iktidar görünmezdir. Ancak Foucault’nun bu şekilde temellendirdiği düşüncelere katılmakla birlikte Louis Althusser başka bir pencere açar.

 

            Bütün bunlar aklıma Margaret Thatcher'ın şu sözünü getirdi; "İktidar olmak, hanımefendi olmak gibidir. Eğer hanımefendi olduğunu söylemek zorunda kalıyorsan, değilsindir". Thatcher’in sözünü Foucault’un teorisiyle tevhid ettiğimiz zaman şöyle bir teori çıkıyor ortaya; “Ortalıkta ne kadar az görünüyorsan o kadar çok iktidarsın, sürekli ortalıkta görünme ve kendinden bahsedilme ihtiyacı duyuyorsan iktidar değilsin”.

 

            Demek ki ortalıkta ne kadar az görünürsen o kadar iktidarsın veya mefhumu muhalifiyle günün her saati her tv kanalında senin konuşmaların yayınlanıyorsa, sokaklarda sadece senin afişlerin varsa, bilboardlarda sadece senin fotoğrafların varsa, insanlar tarafından görünmek bilinmek için hala devasa reklam kampanyaları yapıyorsan, bedeli devletin kasasından ödenen maske-kolonyaya kendi ismini bastırma ihtiyacı hissediyorsan gerçekten iktidar sen değilsin.

 

            Bütün bu anlatılanları Rubil Gökdemir Üstadın “Türk siyasetinin üzerindeki vesayet” ve “demokratik sivil siyasetin kaçınılmaz zorunluluğu” söylemleriyle bir kez daha tevhid ettiğimizde şu soruyu sormak zorunda kalıyoruz; “Siyasi iktidar gerçek iktidar değilse, gerçek iktidar kim?” Sahiden bizi aslında kim veya kimler yönetiyor?