IMG-LOGO
Kültür - Sanat

Birinci Dünya Savaşında İZMİR Savunması

29 April 2020

28 Temmuz 1914’te başlayıp 11 Kasım 1918’de sona eren Birinci Dünya Savaşı, dünya tarihinde yaşanan en kanlı ve dünya siyasetinde çok mühim değişikliklere yol açan savaştır. 40.000.000’a yakın insan öldü, bir o kadarı yaralandı. Cephede yaralandığı için sonradan ölen, savaş yıllarının çok kötü şartları içerisinde açlıktan, tedavi imkânı bulunamayan hastalıklardan ölenlerin sayısı bu rakama dâhil değildir. Bu korkunç savaşın dehşet verici tesirleri, Osmanlı Devleti topraklarının her metrekaresinde en acı şekliyle hissedildi.

İzmir, bu acıları yaşayan şehirlerimizden biridir. Savaş sonrasında Yunan işgali sebebiyle en ağır tahribat İzmir’de oldu.

Asıl mesleği eczacılık olmakla birlikte ve Balıkesir doğumlu olmasına rağmen İzmir’de mesleği ile alâkalı görevini ifa ederken şehrin tarihi hakkında araştırmalar yapan Celal Öcal, Sancakkale’nin, İzmir’in müdafaasında mühim bir yeri olduğu bilgisine ulaştı. Burada şehit olanlar için Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği başkanı sıfatıyla T.C. Genelkurmay Başkanlığı’na bir dilekçeyle başvurarak, ‘Sancakkale Şehitlerini Anma Haftası’ tertip edilmesi talebinde bulundu.  Gerekli ilgiyi uyandıramayınca, şehitlerin aziz hatırasına ithâfen ‘Birinci Dünya Savaşı’nda İzmir Savunması’ isimli eserini hazırladı.

Söz konusu kitap, 15, 5 X 23 santim ölçülerinde, 416 +16 sayfadır.  Son 16 sayfada, askerlik, bayrak ve savaşla alâkalı renkli fotoğraflar bulunmaktadır.

Birinci Dünya Harbi Şehit ve Gazilerimize, Cumhuriyetin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’a, merhum babası Hava Astsubay Nurettin Öcal’a ithaf edilen kitap, takdim, önsöz yazıları ve ekler dışında 4 bölümdür.

Birinci Bölümde: İzmir’in Savunulması, Türk Havacılığı, 1915 Yılı Ege Bölgesi’nde Hava Harekâtı, 1916 ve 1917 Hava saldırıları ile 1918 Yılı Ege Bölgesi’nde Hava Harekâtı;

İkinci Bölümde Mondros Mütarekesi Dönemi, İzmir’in İşgali, Türk Denizcileri’nin İstiklal Harbi’ndeki kahramanlıkları;

Üçüncü Bölümde: Şehitlikler, İzmir’i Savunan Topların İzmir’e Kazandırılması, Sancakkale ve Uzunada;  

Dördüncü Bölümde: En Yaşlı Türk Pilotlarına Şükran Ziyaretleri, Avrupa ve Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılı Anma Törenleri, İzmir Üzerinde Tespitler, Savaşın Psikolojik Yönüne de Önem Veren Osmanlı Harbiye Nezareti’nin Resim Sanatının Değerlendirilmesi, Sakız Kaptan’ı Derya Nasuhizâde Ali Paşa Şehitliği hakkında bilgiler bulunuyor. Her bölüm, mevzu ile alakalı resimlerle desteklenmiştir.

Ek başlıklı bölümde: Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın ‘İzmir Sancakkalesi ve Şehitliği’ başlığı ile 6 Mart 2015 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanan makalesi bulunuyor.

Kitabın yazarı Celal Öcal; ‘Önsöz’ başlıklı bölümde: Türk Dünyâsı Kültür ve İnsan Hakları Derneği olarak Sancakkale Şehitlerini Anma Haftası tertip edilmesi için İzmir Valiliği, Ege Ordu Komutanlığı, Narlıdere ve Balçova Belediyeleri ve T.C. Genel Kurmay Başkanlığı nezdindeki teşebbüslerinden netice alamadığını belirtiyor. Muhtemelen adı geçen kurumların, makul görülecek gerekçeleri vardır. O gerekçeler, bu kitabın yazılmasına vesile olmuştur, iyi de olmuştur. Aksi takdirde Celal Öcal, eserini yazma teşebbüsünde bulunmayacaktı. Ümit edilir ki, binbir emekle hazırlanan eser, Sancakkale Şehitleri Anma Haftası tertip edilmesine vesile olur.

İLERİ YAYINLARI:

İstiklal Yayıncılık. Yıldız Sanayi Sitesi Kat: 3 Nu: 131, Cevizlibağ İstanbul.  Telefon : 0.212-292 65 26 Belgegeçer: 0.212-292 65 27 e-posta: bilgi@ileriyayinlari.com.tr // www.ileriyayinlari.com.tr 

 

CELAL ÖCAL:

     1949 yılında Balıkesir’de doğdu. Babası Nurettin Öcal Hava Astsubayı idi. 

     İlk ve Orta Okul tahsilini babasının Şark Hizmeti sebebiyle Diyarbakır Ziya Gökalp İlk ve Ortaokulu’nda tamamladı.

     Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1979 yılında bitirdi.

     Askerlik görevini yaptıktan sonra Sosyal Sigortalar Kurumu Kırklareli Hastanesi’nde meslekî çalışma hayatı başladı. Adapazarı Depreminde yardıma giden ilk sağlık ekibinde görev yaptı.

     İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Hastanesi'nden emekli oldu.

1992 yılında kurucularından olduğu İzmir’de bulunan Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Demeği’nde uzun yıllar başkanlık ve yöneticilik yaptı.

     Türk Dünyası Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultaylarında İzmir delegesi olarak bulundu ve değişik konularda tebliğ verdi.

     Türk târihi ve kültürü ile ilgili çeşitli makaleleri Orkun, Türk Dünyası Tarih, Töre, Türk Yurdu, Tarih ve Düşünce dergilerinde, İzmir mahalli gazetelerinde yayımlandı.

     ‘Kurtuluş Savaşımıza sanatıyla katkıda bulunan İtalyan ressam Vittorıo Pısanı’ isimli kitabı bulunan Celal Öcal evli ve üç çocuk babasıdır.

    

 

  

Türk – Batı Kavgası

Velût yazar Süleyman Kocabaş’ın 9 ayrı seride telif ettiği 76. kitabının adı, muhtevâsı gibi hayli zengin: ‘Bir Medeniyet Analizi ve Türk-Batı Kavgası / ’Cellâdına Âşık Olmak’ /Yeni Bir Bilge Kağan Mesajı ve Çağrısı: ‘Ey Türk Kendine Dön’

Ziraat Yüksek Mühendisi olan Süleyman Kocabaş, inancı kavi bir Müslüman’dır, vatan-millet-bayrak sevdalısı bir Türk münevveridir. İlim âşığı olması sebebiyle üstün bir gayret göstererek kendi kendine Osmanlıca ve İngilizce öğrendi. Üslûbu tatlı-sert, yazıları ilmî olmakla birlikte her eğitim seviyesinde okuyucunun anlayabileceği bir Türkçe ile yazar. Bu sebeple çok okunur.

13 X 19 santim ölçülerinde, 176 sayfalık eseri, Aralık 2019’da yayınlandı. 52 başlık altında toplanan ‘İçindekiler’ listesindeki her bir bölüm, okuyuculara yaldızlı dâvetiyeler çıkarıyor.

Fikir edinilmesine yardımcı olmak maksadıyla birkaç örnek:

*Türkler Niçin Müslüman Oldular ve Millet Olma Süreçlerini Nasıl Tamamladılar?  *İslâm Dünyasında Hâkimiyetin Müslüman Türklere Geçişi *Selçuklular ve Osmanlılar Neden Daha İleri İlim ve Teknik Hamle Yapamadılar? *Osmanlı Devleti ve Medeniyeti *Batı Medeniyeti İle Büyük Hesaplaşma *Türk-Batı Kavgasında ‘Özne’ Olmaktan Çıkarak ‘Nesne’ Hâline Gelmemiz Süreci *Avrupa’da Zulüm Gören Yahudilerin Osmanlı Yönetimine Sığınmaları *Avrupa’da Osmanlı Yönetiminin Câzibe Merkezi Hâline Gelmesi *Osmanlının İnsanlığa kazandırdığı Altın Çağ *Altın Çağın Sona Ermesi ve Dünyâmızın Batı Emperyalizminin Elinde Zindanlaşması *Modern Batı Medeniyetinin Özellikleri *Vahşi Batı Medeniyeti *Osmanlının Baş Cellâdı ve Kabir Kızıcısı İngiltere *Celladına Âşık Olan Jön Türkler *Abdullah Cevdet ve Damızlık Erkek Meselesi *Yeni Bir Bilge Kağan Çağrısı *Yabancılara Toprak Satmak *Müzik, Kılık Kıyâfet-Yeme ve İçme, Rejim ve Ortak Pazar Hikâyeleri…

Görüldüğü gibi Türkiye’nin ve Türk Milletinin problemlerini kendisine dert edinenlerin öğrenmek istediği konular, kitabın muhtevasını oluşturuyor.  

Asıl bilgiyi detaylarda aramak üzere, Süleyman Kocabaş kitabının özetini arka kapakta veriyor:

Milletlerarası kavgalar tarihinde, en uzunu ve sürekli olanı, günümüz itibariyle 1643 yıllık (376-2019) Türk-Batı kavgası olmuştur.

Karadeniz'in kuzeyinden geçerek Doğu-Batı Avrupa'ya gelen Şaman Türklerinin kavgası 874 yıl (376-1250) devam etmiş, sonunda asimile olmuşlardır.

Karadeniz'in güneyinden Anadolu, Orta Doğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika'ya gelen Müslüman Türkler-Batı kavgası ise 851 yıl (1071-1922) devam etmiştir.

Bu birinci ve ikinci Dönem mücadeleleri, 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti döneminde de bitmemiştir.

Günümüz Türkiye’si Batı medeniyeti ile kültür ve sosyal etkileşimden olarak; 1-Millî kültürümüzü unutarak Batı kültürlerine (Anglo Sakson ve Frenk kültürleri) özenti sonucu Şaman Türkleri gibi sosyal asimilasyona uğramak, 2-Coğrafi olarak da bölünmek tehlikeleri ile karşı karşıyadır.

Elinizdeki kitap, ‘1643 yıllık mücadele süreci yanında, bugün de karşı karşıya bulunduğumuz türlü çeşitli problemlerden nasıl kurtulabileceğimizi araştırıyor, alternatifli çözümler sunuyor.

Süleyman Kocabaş, işin künhüne varmış bir halk filozofu olarak dobra dobra, nalına da mıhına da vurarak apaçık anlatıyor. Kolayca anlaşılıyor: Yabancı isimli alış veriş merkezlerinde vakit öldürenler, yabancı isimli sitelerde oturanlar kendi millî değerlerine yabancılaşırlar ve önce asimile sonra da yok olurlar.   

VATAN YAYINLARI – SÜLEYMAN KOCABAŞ:

Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Caddesi, Uğur Sokağı, Kılıç İşhanı Nu: 8-303 Melikgazi Kayseri.

 0.537-564 30 55 e-posta: vatanyayinlari38@gmail.com  // www.kocabassuleyman@gmail.com 

 

16. YÜZYIL OSMANLI EKONOMİSİNDE PİYASA'NIN KARŞITI PAZAR:

Osmanlı Devleti’nde pazarlar câmiden sonra şehrin en temel unsurunu oluşturmaktadır. Ve çarşılar camilerin hemen yanında yer almaktaydılar. Alâka çekicidir ki, İslâmiyet’te dürüst ve kaidelere uygun yapılan alış-veriş ibadetten sayılır. Demek ki, kuruldukları güne göre isimlendirilen bu pazarlar, Osmanlı’yı Avrupa’dan ayıran en önemli kurumlardan biridir. Çünkü Avrupa’daki piyasa din de dâhil olmak üzere bütün hayatı ekonomik faaliyetlerin belirleyiciliğine bırakırken, Osmanlı’daki pazar, ekonomik ilişkileri dinin açıklamasına tâbi tutar, yâni kaideleri İslâmiyet belirler.

Kitabın yazarı Hasan Fehmi Yılmaz, sistemin Gazali’den ve İbn Haldun’un İslâm felsefesinden ilham alındığını belirtiyor. Bu pazarın piyonları kimdi peki? İbadullah modeline göre hayatını devam ettiren, ancak 16. yüzyılda zamanın gereklerine ayak uydurmak mecburiyetinde kalarak ekonomik insan modeline dönüşen Osmanlı esnafı elbette. Belirtelim ki bu esnaf sadece erkekleri değil, kadınları da kapsıyor. Eğer pazar ve piyasa arasındaki ayrım dikkatinizi çektiyse veya Osmanlı ekonomik insanı merakınızı celb ettiyse, Osmanlı ekonomisinin ne maksatla ve hangi ilkeler çerçevesinde yürütüldüğü konusuna ilgili duyuyorsanız, bu kitap ilgi alanınızda demektir. Kitapta İslam geleneğinin Osmanlı geleneğine etkileri, bu geleneğin Osmanlı’ya intikal etmesinin sebepleri ve üretim-tüketim - çarşı-pazardan oluşan ekonomik yapısı üzerine odaklanan 3 bölümde 16. yüzyıl Osmanlı iktisadî yapısına ışık tutulmaya çalışılmıştır.

2012 yılında basılan kitap, 12 X 19, 5 santim ölçülerinde, 190 sayfadır.  

ÖTÜKEN NEŞRİYAT: İstiklal Caddesi Nu: 65 Ankara Han Kat: 3 Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212 – 251 05 30 Belge Geçer: 0.212 – 251 00 12 e-posta: otuken@otuken.com.trwww.otuken.com.tr

 

EDEBİYAT VE SİNEMA EDEBİ ESERDEN BEYAZ PERDEYE:

Orhan Söylemez, Mehmet Önal, Ertan Erol, Ayşe Sümeyye Turan, Hasan Yürek, Fatih Sakallı, Musa Demir, Mehmet Kaygana, Kayhan İnan, Öznur Özdarıcı, Harun Ceylan, Fatih Kuşdemir, Fatih Kanter, Reyhan Gökben Saluk, İsmail Kekeç, Şerefnur Atik, Gülderen Öztürker Özdemir, Yılmaz Yeşil, Ayfer Yılmaz, Burcu Ceylan Yürek, Ünsal Yılmaz Yeşildal, Emrah Çıra, Cengizhan Genç, Işılay Pınar Özlük, Dinçer Apaydın, Canan Uğurdağ, Olena Kazan, Mehmet Özberk

Yukarıda isimleri yazılı yazarlar, ‘Yedinci sanat’ olarak adlandırılan sinemanın en çok etkileşimde olduğu sanat dalının, edebiyat olduğu görüşündedir.

Diğer görüşlerini de şöyle açıklıyorlar: ‘Yazılı birer metin olan roman ve hikâyeler, senaryolaştırılarak sinemaya aktarılır. Dolayısıyla sinemaya uyarlanan bir roman ve hikâyenin genel anlamda biçimi değişmiştir. Filme aktarılan bir roman ile o film karşılaştırıldığında birçok benzerlik ve farklılık bulunabilirse de netice itibâriyle ikisi de insanî bir durumu, bir olayı, bir çatışmayı, bir gözlemi ve benzerlerini anlatırlar. Bu hususlar anlatılırken roman ve film arasında yöntem farklılığı olduğu görülür. Her iki sanat dalı da bir metinden hareket etmesine rağmen roman başka, sinema başkadır. Fakat birçok sanat dalı göz önüne alındığında, roman ve sinemanın etkileşimin en çok görüldüğü sanat dalları arasında yer aldıklarını söylemek mümkündür.’

Yazarlar, edebiyat-sinema etkileşimi üzerine yapılan incelemelere katkı sağlayacaklarını düşünmüşler. Kitabı temin eden herkese roman ve film tadında bir ömür diliyorlar.

HAT YAYINLARI:

Selamiali Efendi Caddesi Nu: 3 Huzur Çarşısı Nu: 15 Üsküdar,  İstanbul

Telefon: 0.216-334 48 30 e-posta: info@hatyayinevi.com  /  www.hatyayinevi.com  

 

DERKENAR:

ADLARDA YAPILAN YANLIŞLIKLAR

AYDİL EROL

Yalnız sevgili yavrularımıza değil; evlerimize, sokaklarımıza, işletmelerimize, yerleşim birimlerimize de Türkçe ad vermenin boynumuza borç olduğuna inanıyoruz.

Geleceğimizin bekçisi, gözümüzün nuru sevgili yavrularımıza ad bulmak, ad koymak zaman zaman mesele hâlini almaktadır. Ata ana olmanın şerefine erişenler veya torun sâhibi olmanın zevkini tadanlar: ‘O olmasın, bu olsun!’ demekte; kimisinin söylenişi, kimisinin anlamı -bilinebildiği ölçüde- beğenilmektedir.

Bir Türk’ün yavrusuna ad verirken, yabancı dillerden gelmeleri değil, Türkçe olanları seçmesinin, kıskançlıkla onları koymasının millî bir görev olduğuna inanıyoruz.

Çocuk İsimleri Ansiklopedisi’, ‘Çocuk Adları Sözlüğü’ gibi yanlışlıkları adlarından başlayanlara yahut hatalarla dolu olan kitaplara güvenmek doğru mudur? Türk Dil Kurumu gibi bir kuruluş bile 50 yıla yakın bir sürede el kadar bir kitapçık yayınlamış, o da liste olmaktan öteye geçememiştir.

Satışı büyük birkaç gazetenin bu konuda yayınladığı kitap veya ek de, sözü edilen hataları tekrarlamaktan başka bir şey yapmamış, 2 gazetenin verdiği 1992 takviminde, 365 günde teklif edilen adların 5’inin Türkçe, kalanların da Arapça ve Farsça, hatta İbranice olduğu görülmüştür.

Yapılan yanlışlıklar

Arapça ‘Adnan’ı, İngilizce ‘Aylin’’i, İtalyanca ‘Alabora’yı, Rumca ‘Anadolu’yu, Hitit krallarından birinin adı olan ‘Anittaş’ı Türkçe sananlara; ‘Kamer’’e ‘doktor’, ‘Hümeyra’ya ‘beyazlık’, ‘Tuğrul’a ‘akbaba’yı andırır; gagası ve pençesi çok güçlü masal kuşu’, ‘Ertuğrul’a da ‘temiz yürekli, doğru insan’, ‘Arsal’a ‘sanatla ilgili, sanatsal’ diyenlere, ‘Ergenekon’un Türkçe oluşundan şüphe edenlere rastladığımızı da bu arada belirtmek isteriz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de, karakter âbidesi, iman ve ideal adamı Mehmed Âkif’in ‘Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda’ dediği, her bir karış toprağı şehit kanlarıyla bulanmış bu aziz vatanda bölücülük rüzgârları estirmeye, bir başka iklimin havasını hâkim kılmaya yeltenenlerin yayınladıkları kitapçıkta Türkçe ve Farsça adların bir başka dile yamanmaya kalkışılmasını görünce hayretten öleyazdık.

‘Aleyna’, ‘Aslı’, ‘Bekir’, ‘Cafer’, ‘Ebulhuda’, ‘Fanila’, ‘Hâşim’, ‘Kezban’, ‘Manaf’, ‘Nâhide’, ‘Nâçar’, ‘Nâmert’, ‘Nanay’, ‘Saime’, ‘Semiramis’, ‘Sibel’, ‘Şeamet’, Volkan’, ‘Yakup’ gibi yabancı dillerden gelme, anlamları tuhaf, gülünç yahut müstehçen olanlar dururken özbeöz Türkçe adlara yapılan düşmanlığı nitelemek için ‘gaflet’ ve dahası ‘dalâlet’ kelimelerini yumuşak bulmaktayız.

Yer adlarındaki hatalar

Anadilimizin izlerini, Türklüğün damgasını taşıması gereken yer adlarındaki uygulama ise ayrı bir faciadır… Türkçe yer adlarının, üstelik ‘TÜRK’ sözüyle başlayan veya biten birçok yer adının değiştirildiğini Prof. Dr. Mehmet ERÖZ, ‘Atatürk, Milliyetçilik, Doğu Anadolu’ adlı eserinde yana yakıla anlatmaktadır. Garabetler bununla da bitmemiş, Türkçe yer adları değiştirilip yerine yine Türkçe ad konulmuştur.

1984’te yapılan Türk Yer Adları Sempozyumu’nda yine ERÖZ’ün dediği gibi: ‘… Isparta, Antalya başta olmak üzere, Türkçe asıldan gelmeyen bir çok il ve ilçe adının değiştirilmesi gerekirken, Türk’ün damgasını taşıyan köy adları ile uğraşmanın mânâsını bir türlü anlayamıyoruz. Urartucular, Hititçiler, Kapadokyalıları; Didimleri, Priyenleri, Efes’leri, Side’leri, Aspendos’ları diriltmeye çalışırken; bu işi tamamlıyor ve Bizans’a tapu hazırlıyoruz.

Bir yerleşme birimine ad verilirken, târihî, coğrafî vb. özelliklerinin göz önüne alınması gerektiği nedense hatıra getirilmemekte, engebeli bir araziye ‘İnceyazı’ adı verilebilmektedir… Bildiğimiz kadarıyla yine Kastamonu’da 2 köy adı daha ‘Evrenye’ (Gemiciler), ‘İlişi’ (Yakaören) olarak değiştirilmiştir. ‘Evrenye’, adını orada gömülü bulunan ‘Evren Baba’dan almaktadır. ‘Gemiciler’ adı bir başka yere konabilirdi… Adı (Yakaören) olarak değiştirilen yerde ise ne ‘yaka’ vardır, ne de ‘ören’…

(Devamı bir sonraki KİTÂBİYAT sayasında verilecektir.)

(Ayyıldız Gazetesi, 26.01.2000.)

 

 

KISA KISA… / KISA KISA…

1-BULGARİSTAN’DA TÜRK OLMAK: Enbiya Çavuş / Bilgeoğuz Yayınları.

2-İLK UYKU KİTABIM: Pedagog Tansu Oskay / Genç Destek Yayınları.

3-DELİ YUSUF: Gürbüz Azak / Mihrabat Yayınları.

 4-MENEKŞELİ BİLİNÇ: Nezihe Meriç / Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık.

 5-ARINMALAR: Patrick DeWitt – Avi Pardı / Domingo Yayınları