IMG-LOGO
Güncel

Filozof olmak gibi bir derdim yok lâkin soyut kavramlar üzerinde düşünmek bana her zaman iyi geliyor. Düşünüyorum sonrasında bir konu hakkında karar veriyor ve sorguluyorum. Üzerinde karar kıldığım konunun dünyada somut olarak uygulanan bir örneği var mı, ya da uygulanabilirlik ihtimali var mı? Çevrenizde veya daha uzaklarda olup-bitenler konusunda fikirler oluşturuyorsunuz ama her zaman İnandığınız fikirler sizi gerçeğe götürmüyor, yanılabiliyorsunuz ancak,  zaman zaman bilim adamları da yanılmıyor mu, bir bakmışsınız doğru bilinen bir tez, yıllar sonra başka bir tez tarafından çürütülebiliyor.

Soyut kavramlar dedim evet, soyuta başvurmadan, somut kavramlar elde edileceğini sanmıyorum, olsa olsa bir başka düşüncenin ürününü kopya etmiş olursunuz. Prof.Dr. İskender Öksüz Hoca da: “Soyutu kavrayamayan topluluklar, somut ve basit çözümler arar.” Görüşünde.

Neden Komplo teori, bu da nereden çıktı diyenlere anlatayım. Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Sayın Arslan Bulut, bu KOVİD-19 hakkında sürekli yazılar yazıyor, kamuoyunun dikkatini bazı noktalara çekiyor. Arslan Bulut, yazdığı her yazıyı, bilimsel gerçeklere dayandırıyor, ya bilim adamlarının görüşlerinden yola çıkıyor, ya da bilimsel değerlendirmelerde bulunuyor. Dünyayı bir kasırga gibi kavuran KOVİD-19 Virüsü, Çin’in Wuhan kentinden yayılmasına rağmen, bütün dünyada bu salgın her gün binlerce can alırken, bu gün itibariyle bu kentte vaka sıfırlamış ve Çin, bu salgın halindeki virüsün aşısını dünyaya pazarlıyor.

Bu gelişen olaya parmak basan Arslan Bulut haklı olarak soruyor: “Virüsü üreten ekibin bulduğu aşıya güven olur mu?” Kaldı ki İngilizler ve ABD’li bazı araştırmacılar da bu virüsün Wuhan’daki laboratuvarda üretildiğini iddia ediyorlar. Bütün bu gerçekleri köşe yazılarında dile getiren Arslan Bulut, Komplo Teorici olarak suçlanıyor.

Dünya da son yıllarda enteresan gelişmeler oluyor, insan düşünmeden edemiyor, bu yaşanan olayların hepsinin birer tesadüfen olageldiğine. Dilerseniz kronolojik sırayla son kırk yılda gelişen bazı olaylara bir göz atalım. Sakın bunlar da komplo Teori olmasın.

·         1980 Ağustosunda darbeye meşruiyet kazandırmak için sivil giydirilmiş bazı askeri öğrenciler, resmi üniformalı askeri öğrencilere saldırdı. (Sivil Örümceğin Ağında-Mustafa Yıldırım)(Askeri öğrencilerin kendi aralarında canı sıkılmış olmalı ki, “gelin birazda askercilik oynayalım diye düşünmüş olmalılar herhalde.)

 

·         2 Ağustos 1990 yılında Irak lideri Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal etti. Daha Irak askerleri Kuveyt’e girer girmez, ABD televizyonları olayı dünyaya naklen servis ediyordu. Güya Irak askerleri bir çocuk hastanesine girmişler çocukları katlediyorlardı. Hastanenin görüntüsü içler acısıydı. Yerlere serpiştirilmiş çocuklar kan revan içinde, Kuveyt Büyükelçisinin hanımı hemşire rolünde çığlıklar atarak sağa sola koşuşturuyordu. Sonuç, BOP projesi kapsamında Irak işgal ediliyor, Türkiye de bundan nasibini alıyor ve PKK, ABD sayesinde Kuzey Irakta kendisine zemin oluşturuyordu. (Öyle bir algı oluşturuluyordu ki, kimsenin aklına şu gelmiyordu, Kuveyt’e saldırmak için Saddam’ı kışkırtan, iştahını kabartan kimdi, ABD büyükelçisinin karısının çocuk hastanesinde hemşire kıyafetiyle ne işi vardı?)

 

·          11 Eylül 2001 yılında ABD de ikiz kuleler vuruldu ve başkan bush: “Haçlı savaşlarını başlatıyorum” diyerek Afganistan ve Irak’ı 2. Kez işgal ederek son darbeyi vurdu.(Başkan Bush, kazın geleceği yerden tavuğu esirgememiş olmalı ki, BOB Projesini hayata geçirmek için, kendi vatandaşlarından üç bin kişiye yakın insanını  feda etmişti.)

 

·         Erdoğan İstanbul’a ilk belediye başkan seçildiğinde BBC ve ABD basın kuruluşlarından Banu Avar’ı ararlar.(Banu Avar o yıllar TRT’nin yabancı basın mihmandarı.) “Refah partisi hakkında bir belgesel çekeceğiz, bizi bu partinin ileri gelenleriyle görüştürür ‘müsünüz?” Banu Avar: tamam genel başkan Necmettin Erbakan’a haber vereyim.” Der. Karşıdakiler: Hayır hayır olmaz, biz Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fehmi Koru ile görüşeceğiz.” Derler. (acaba kader ağlarını Erbakan Hoca’ya doksanlı yılların başında mı örüyordu, ne dersiniz?)

 

·         28 Şubat 1997 yılında, Milli Güvenlik Kurulu toplanıyor 9 saat süren toplantı neticesinde devrin hükümetinin yerine getiremeyeceği yükümlülükler sunuyor ki, sonradan gelişen olaylarla Erbakan-Çiller hükümeti istifa ediyor. Garip tecelliye bakınız ki, MGK’nın şahin paşalarından Çevik Bir, 2002 de işbaşına gelen AKP hükümetinin İsrail danışmanlığına getiriliyor.

 

·         Ergenekon davalarında tutsak edilen Türk ordusu! Tutsak edenler tamam 15 Temmuz FETÖ darbesiyle anlaşılacaktı da, ya o günlerde iktidarda ki muktedirlerin savcılığa soyunmuş olmaları acep ne ile izah edilir?

 

Kalın sağlıcakla.