IMG-LOGO
Güncel

Ramazan: İsyanın Tam Zamanı

28 04 2020

Bu yazıyı aslında daha önce yazmalıydım zira Ramazan-ı Şerif her sene olduğu gibi bu sene de son sürat gelip geçiyor. Dördüncü iftara ve beşinci teravihe ulaştığımız bir günde Ramazan yazısı yazmak biraz tuhaf geliyor. Misafirinizle saatlerce karşı karşıya oturup ancak ondan sonra “Hoş geldin” demek gibi... Ancak öyle misafirler vardır ki teşrif ettiklerinde hasbıhal etmekten takdim etmeye fırsat bulamazsınız. Ramazan da öyle bir misafir işte...

            Ramazan-ı Şerif geldiğinde onun huzur veren atmosferini anlatmak adettendir. Çünkü Şehr-i Ramazan huzur mevsimidir. Gelmesiyle havalar başkalaşır, haneler başkalaşır, sofralar başkalaşır, ruhlar ve vicdanlar başkalaşır. Başkalaşmalıdır da... Ama bu yazı Ramazan’ın getirdiği huzura değil getirmesi gereken huzursuzluğa dairdir.

            Huzur isyandadır ve isyanın verdiği huzuru Müslümcü Hareket’in belki de en önde gelen sözcüsü değerli Üstadım Süleyman Pekin Bey’in kaleminden defaatle okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da mutlaka okuyun. İsyanın felsefesi ve ete kemiğe bürünmüş hali Müslümcü Hareketse zamanı da Şehr-i Ramazan’dır, üstelik tam zamanı...

 

İsyan, Peki ama Nasıl?

 

            Tarihte bütün dinler isyan ile başlar, isyan ile yayılır. Hz. İbrahim’in (A.S.) Nemrut’a ve putperestliğe, Hz. Musa’nın (A.S.) Firavun’a Mısırlıların kendi soyuna tepeden bakmasına, Hz. İsa’nın (A.S.) mensubu olduğu İsrailoğlulları’nın maddeciliğine, Resulullah’ın (S.A.V.) ise insanlığa yakışmayan her şeye isyan ettiğine şahit oluruz. Peki bizim isyanımız ne? İsyan deyince ne anlıyorsunuz? Kadere isyan, otoriteye isyan, ana babaya isyan??? Hayır! Bizim konumuz bunlar değil, en azından şimdilik değil! Gerçek ve halis isyan kişinin kendi benliğine yönelttiği isyandır. Kendi eksikliklerine, kusurlarına ve hatta fazlalıklarına yönelik bir isyan...

            Oruç tutmak bedene karşı bir isyandır mesela, açgözlülüğe karşı bir direniştir. Gecenin yarısı sahura uyanmak uykuya isyandır. İmkânın varken önüne konan sofralara dokunmamak mideye isyan! Yeterli mi? Asla! Bu ayda, hiç değilse bu ayda, kendisi imkân sahibi bir açken, imkân sahibi olmayanların açlığına kafayı takıp cimriliğe de isyan etmelidir insan.

            Hak karşısında umursamaz davranıp güç karşısında, otorite karşısında rükuya eğilen, secdeye kapanan alnına isyan etmelidir. Haklıyla haksızın mücadelesinde daima haksız olan güçlüye meyleden kalbine isyan etmelidir. Hatalarına sürekli arka çıkan, her hatasına bir mazeret üreten aklına isyan etmelidir. Yanlışı kendisine doğru olarak gösteren gözlerine isyan etmelidir. Kendisine doğrular anlatılırken kapanan kulaklarına isyan etmelidir. Öteden beri haksızlık karşısında lal kesildiği için haksızlık karşısında susan o dillerine isyan etmelidir.

            Tembelliğine isyan etmeli, üşengeçliğine isyan etmeli, gevşekliğine isyan etmelidir!!! Gamsızlığına isyan etmeli, umursamazlığına isyan etmeli, görüp de görmezden gelmesine isyan etmelidir!!!

 

Huzur İsyanda

 

            İslam kendine isyan edenlerin dinidir. Başka vicdanların avukatı kendi vicdanının savcısı olanların dinidir. Sürekli bir şeylerden şikayet ediyor, bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyoruz. Halbuki asıl değişmesi gereken şey tam orada, aynanın karşısında. Bütün mutsuzluğun, huzursuzluğun kaynağının elalemle uğraşmak olduğunu bir görsek ve kendi içimize bir dönsek o isyan hareketinin başlaması işten bile değil. Ezeli kelamda bile demiyor mu zaten?

 

            “Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d-11)

           

            Kendimizi değiştirmeye isyanla başlayalım. Kesinlikle göreceksiniz ki huzur isyanda...